Derneğin İlk Sağlık Anlaşması SETUR İLE İNDİRİMLİ TATİL
 
DÜNYA TELEKOMÜNİKASYON GÜNÜDÜNYA TELEKOMÜNİKASYON GÜNÜ

Tarih: 2011-05-17

17 MAYIS DÜNYA TELEKOMÜNİKASYON VE BİLGİ TOPLUMU  GÜNÜ
 
 
Alpaslan GÜZELİŞ.
Uluslararası Telekomünikasyon Birliği (ITU; International Telecommunication Union), 17 Mayıs 1865 tarihinde, içinde Osmanlı İmparatorluğu’nun da bulunduğu 20 ülke tarafından Paris’te kurulmuştu. Birliğin, Birleşmiş Milletler bünyesinde sürdürdüğü etkinliklerinin önde gelen konularını telekomünikasyon ile ilgili küresel çapta teknik standartların geliştirilmesi ve bunların yaygınlaştırması oluşturmaktadır. Ayrıca; frekans paylaşımı, gezgin sistemlerin ülkeler arası dolaşımı ve ara bağlantıların ne şekilde yapılacağı gibi konularda da belirleyici uluslararası tek birliktir. ITU, ülkeler ve ticari kuruluşlarla fikir alışverişi yoluyla yaptığı standart çalışmalarının yanı sıra istek olması durumunda üyesi olan ülkelere teknik yardım sağlama, geliştirme programları hazırlama, teknoloji transferinde yol gösterme, küresel olarak telekomünikasyonu yaygınlaştırma gibi görevleri de üstlenmiştir.
Birleşmiş Milletler Genel Kurulunda alınan karar gereği; günümüzde merkezi Cenevre’de olan ITU’nun kuruluş günü olan 17 Mayıs’ın, 1969 yılından başlanarak ‘Dünya Telekomünikasyon Günü’ olarak kutlanmasına başlanmıştır. 1997 yılında ise tüm ITU üyesi ülkelerde etkin olarak kutlanmasının önerilmesi üzerine; Türkiye’de de 17 Mayıs haftasında son on yıldır bir dizi etkinlik düzenlenmektedir. İçinde bulunduğumuz yüz yılın ‘Bilgi Çağı’ olmasının bir gereği olarak 17 Mayıs aynı zamanda ‘Bilgi Toplumu Günü’ olarak ta adlandırılmıştı. ITU’nun 2006 yılında Antalya konferansında alınan karar gereği de bu iki olgu birleştirildi ve ‘Dünya Telekomünikasyon ve Bilgi Toplumu Günü’ olarak aynı etkinlikler içinde kutlanmaya başlandı.
2011 yılında, ‘Dünya Telekomünikasyon ve Bilgi Toplumu Günü’nün kırk ikincisi kutlanıyor. ITU, bu yıl kutlanacak günün ana temasını; ‘Bilgi ve iletişim teknolojileriyle, kırsal topluluklarda daha iyi yaşam’ olarak belirledi.
Hatırlanacağı üzere geçen yılki tema; ‘Bilgi ve iletişim teknolojileriyle; daha iyi kentler, daha iyi yaşam’ şeklindeydi. Kuşkusuz, kentlerdeki tüm insanlar gibi, kırsal alanlarda olanların da; yaşamlarını kolaylaştıracak teknolojik ürünlere gereksinimleri vardır. İnsanoğlunun, tümüyle göçebe olup avcı-toplayıcı olarak yaşadığı çağlarda, yaşamını sürdürebilmek amacıyla avlanmak-korunmak için taşlardan yontarak elde ettiği silahlarla ortaya çıkan ilk teknolojik ürünler, yerleşik topluklulara dönüşümle birlikte; tarımsal üretimlerde kullanılmaya başlanan kara sabanlarla devam etmişti. Yaklaşık on bin yıl gibi bir süreç sonunda da, günümüzdeki çeşitliliğe ve zenginliğe ulaşıldı. Buradan çıkarmamız gereken sonuç; son iki yüz yılda olağan üstü gelişmeler gösteren iletişim ve bilgi teknolojilerinde olduğu gibi, teknoloji ve bilim adına ortaya çıkarılmış her olgu, insanlığın ortak değeridir. Dünya üzerinde kentli, köylü demeden, her bireyin bu değerlerden eşit olarak yararlanma hakkı vardır. Ama ne yazık ki; Afrika’nın ücra bir ülkesinde, binlerce yıl öncesinin avcı-toplayıcı yaşam şeklini sürerken, Batının çok gelişmiş bir ülkesinde, Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerin yüzyıllar sonra ulaşabileceği değerler tüketiliyor. Yeryüzünde bulunan yaşamsal kaynakların çoğunluğu, toplam dünya nüfusu içindeki %30’luk bir kesimin denetimi ve kullanımı altındadır. Bu çelişkiler yumağı içinde, ITU tarafından öne sürülen temalar, yakın bir süreçte yerine getirilmesi çok zor olan temenniler olmaktan öte bir anlam taşımamaktadır. Dünya küresel sisteminde; yaşamı kolaylaştırmaktan çok, gerekli/gereksiz tüketimi zorlayan ve kardan başka bir amacı olmayan mevcut ekonomik yapı, insan ve doğadan yana olan ortak değerlerden uzaklaşmaya da neden olmaktadır.
Bir tarafta, üretmeksizin yalnız tüketmeye zorlanan az gelişmiş veya gelişmekte olan insan toplulukları, diğer tarafta ise dünyanın yaşamsal kaynaklarını kan dökme pahasına elinde tutan, bunları doğayı da vahşice yok ederek teknolojiye dönüştüren, yine baskı altında, yanıltmalarla yoksul ülkelere pazarlayan emperyalist ülkeler. Dünya geneliyle ilgili görmemiz gereken büyük resim budur. Kırsal topluluklara ulaştırılan/pazarlanan iletişim ve bilgi teknolojileri, temel yaşamsal gereksinimleri karşılamaktan çok uzaktır. Ekonomik ve siyasi yapıların, tüm insanlığın mutluluğunu sağlayabilecek yeni anlayışlara kavuşturulması gerekmektedir.
 Türkiye İstatistik Kurumu (TUİK) ile Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK) istatistiklerine bakarak; Türkiye’de, geçen bir yıl içinde bilgi ve iletişim sektöründe ne değişti? Bu alanda ana hatlarıyla neler oldu? sorularını, veriler ışığında cevaplamaya çalışacak olursak;
Sabit telefonda, 2009 yılında 16, 530 Milyon olan abone sayısı, 2010 yılında 16, 200 Milyona gerilerken, 2008 yılında 65, 8 Milyon olan gezgin telefon abone sayısı ise, 2009’da 62, 8’e, 2010’da da 1 milyon azalışla 61, 8’e inmiştir. Gerek sabit, gerekse gezgin telefonlarda, küresel krizin bir sonucu olarak, geçen yıl da öne sürdüğümüz, ancak başka kaynaklarda numara taşınmalardan kaynaklandığı öne sürülen bu azalışın, ülkemizin yoksullaşmanın bir göstergesi olduğu savını bu yıl da yineliyoruz. Geniş bant internet abone sayısı, 6, 8 Milyondan 8, 5 Milyona yükselerek, 1, 7 Milyon abonelik artış göstermiştir. XDSL abone sayısı ise, 6, 2 Milyondan 6, 6 milyona çıkarak, 400 Bin abone olarak artmıştır. 2009 yılında, konutların %26, 2’si geniş bant erişime sahip iken, 2010 yılında bu oran %33, 7’ye ulaşmış durumdadır. Türkiye’de, 100 kişiye düşen %6, 8’lik geniş bant oranı, AB ülkelerinin ortalamasında %24, 8’dir. Bu da bize Türkiye’nin, gelişmişlik düzeyinin çok altında internet bağlantısına sahip olduğunu göstermektedir. İnternet kullanım oranı 2009 yılında %38, 1 iken, 2010 yılında bu oran %41, 6 olarak gerçekleşmiştir. Çok fazla olmasa da, evlerde bilgisayar ve internet sahipliği oranı artış göstermeye devam etmektedir. 2004 yılında konutlarda internet erişimi %7 iken, bu oran özellikle 2006 sonrası aşama kaydederek, 2010 itibarıyla %41, 6’a ulaşmıştır. 2009 yılında konutların %26, 2’si geniş bant erişime sahip iken, 2010 yılında bu oran %33, 7’ye ulaşmış durumdadır. Türkiye’de, bireylerin internet kullanımı ve teknolojiye erişimlerinde arzu edilenin altında seyreden artış, AB ülkeleri ile farkın devam etmesine neden olmaktadır. 2009 yılında Türkiye’de düzenli internet kullanım oranı %30 iken, AB-25 (AB’nin ilk 25 ülkesi) ve AB-27 (AB’de bulunan 27 ülke) değerleri sırasıyla %62 ve %60’tır. Benzer şekilde, 2009 yılı için, hanelerde geniş bant internet sahipliğinde Türkiye’de oran %26, 2 iken, AB-25 ve AB-27’de %58 ve %56 olmuştur. AB için önemli bir ölçüt olan düzenli internet kullanımına bakıldığında, 2009 yılında Türkiye için % 30 olan bu değer Norveç için %88, İspanya için %54, İtalya için %42, Yunanistan için %38 ve Romanya için %31 olarak belirlenmiştir. Türkiye, AB-27 ülkelerinden Romanya’nın bile %1 gerisinde bir yerde bulunmaktadır. Bilgi toplumuna geçiş ile ilgili dünya genelinde sürdürülen yarışta, uluslararası kuruluşlarca hazırlanan endekslere göre, ülkeler arasında Türkiye’nin yeri; gerekli olan altyapının oluşturulmasında ve teknolojilerin kullanımında, 60 ile 100 arasında değişen sıralarda bulunmaya devam etmektedir. Bu konuda 2010 yılında da, arzu edilen adımlar atılamamıştır.
Bilgi ve iletişim teknolojileriyle ilgili, araştırma-geliştirme (ARGE) ve yenilikçi (İnovasyon) göstergelere baktığımızda; ARGE’nin, ‘Gayri Safi Yatırım Harcamalar’ (GSYH) içindeki payı, Türkiye’de 0, 73 iken AB27 ortalaması 1, 88’dir. Milyon kişi başına AB’den alınan patent sayısı, Türkiye’de 0, 68, AB27’de 114, 9’dur. AB ülkelerinde GSYH’nın Türkiye’nin çok üzerinde olduğunu düşündüğümüzde bu sayı da, ülkenin içinde bulunduğu az gelişmişliğin bir göstergesi olmaktadır. Değerlendirmeye çalıştıklarımıza, bir de eğitim ile ilgili veriler eklendiğinde, mevcut siyasi iktidarın halkta yarattığı yanılsamaya karşın, hiç de övünülecek bir tablo ile karşılaşmıyoruz. Eğitim düzeyi ile ilgili veriler kısaca şöyledir; 100 kişi başına düşen 25-64 yaş arası üniversite mezunu 10, 9 iken, AB27 ülkeleri ortalaması 24, 3 olup Türkiye’nin iki katından fazladır.
Bilgi ve iletişim sektöründe, hiç mi olumlu bir gelişme olmadı? sorusuna, ne yazık ki “Hayır” diyerek, nedenlerini sıralamaya devam edecek olursak:
Sektörde mevcut olan istihdam giderek azalmaktadır. Türk Telekom’un belki de çok erken verilen bir kararla, internet protokollü yapıya geçmek için mevcut sayısal anahtarları sökmeye başlaması gibi, diğer işleticiler tarafından ülke genelinde başlanan altyapı değişiklikleri ile istihdamın daha da azaltılacağı kuşkusuzdur. Taşeronlaşmanın, 2010 yılında azalmayıp aksine daha da yaygınlaştırılması, sektörde çalışan veya iş arayan mühendisler için, giderek katlanması zor iş koşullarının oluşmasına neden olmaktadır. Geçen yıl içinde yaşanan olumsuz gelişmelerden biri de; 1965 yılı sonrasından başlayarak, 1995 yılına kadar ülke telekomünikasyon altyapısının %65’ini kurmuş olan NETAŞ’ın, Nortel Tr. olduktan sonra geçen yıl içinde el değiştirip ithal ürünler pazarlayan küçük bir ofise dönüşmesidir. Sektörde, bu gelişmenin yanı sıra devam edip artan olumsuzluklarla birlikte, üretmeden tüketen ülke görüntüsü 2010 yılında daha da netleşmiştir.
Artık bir özel sektör olmasına karşın, siyasi iktidar güdümlülüğü devam eden Türk Telekom’da karşılaşıldığı gibi; yaşam biçimini baskıyla değiştirmeye dönük (Mobbing) uygulamalar, 2010 yılının da yadırganan olaylarından biri olmuştur. Yaşamın her alanında olduğu gibi, işyeri koşullarında da kişinin; dinsel tercihi, alkollü içecek kullanıp kullanmadığı, giyim-kuşam gibi özellikleri, bireysel özgürlükler kapsamındadır ve bunları baskı yoluyla değiştirmeye çalışmak bir insanlık ayıbıdır. Başbakanlık genelgelerinde; ”Kasıtlı ve sistematik olarak belirli bir süre çalışanın aşağılanması, küçümsenmesi, dışlanması, kişiliğinin ve saygınlığının zedelenmesi, kötü muameleye tabi tutulması, yıldırılması ve benzeri şekillerde ortaya çıkan psikolojik tacizin önlenmesi, gerek iş sağlığı ve güvenliği gerekse çalışma barışının geliştirilmesi açısından çok önemlidir” dense de, ne yazık ki aksi uygulamalar devam etmekte, bir çok kamu güdümündeki kurumda üst kadrolara atamalarda da, bilgi ve becerisiyle bunları hak edenlerden çok, belli bir yaşam biçimine sahip olanlara ayrıcalık tanınmaktadır. Ülke genelinde insanlar yoksullaşıp, gelir seviyeleri arasında uçurum hızla artarken, Türk Telekom, Türkcell gibi sektördeki işleticilerin, yıllık karlarının katlanarak artması, yaratılan bu artı değerlerin halktan toplamasına karşın, bunların, işsizliğe de çözüm olacak şekilde teknolojik üretime dönük bir alana yönlendirilmemesi, kabul edilebilecek ve ülke çıkarları doğrultusunda olması gereken bir ekonomik durum değildir. Sektörde kurulmaya devam eden altyapılar ve pazarlanan bireysel kullanıcı gereçleri için; onlarca milyar dolar yurtdışına akmaya devam etmektedir.
2010 yılı için dikkat çeken diğer bir konu da; devir sözleşmesinde bulunmamasına karşın, Türk Telekom’un kullanımında olan arsa ve bina gibi taşınmazları satması/satmaya devam etmesidir. Satıcı adı verilmeden gazete ilanlarıyla devam eden satışlar konusunda, EMO, milletvekili Sayın Atilla Kart ve Telekomcular Derneği’nin yaptığı girişimlerin sonuca ulaşarak, bunun engellenmesi, ülke çıkarlarının korunması adına önemli bir gelişme olacaktır. Elektronik gözaltı, özel yaşamı ihlal eden yasadışı telefon dinlemeleri, Türkiye adına utanç kaynağı olmaya devam etmektedir. Dinlemelerle ilgili BTK, Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı’nın da zan altında kalması, savcılık tarafından başlatılan ve çok hızlı aydınlatılması gereken diğer bir kişisel özgürlük sorunudur. Yayınlarının yasal olmayan şekilde verilmesinin önüne geçmek için Digitürk’ün yaptığı hukuksal girişimler sonucunda, tüm Blogspot uzantılı WEB sitelerine erişimin geçici olsa da aylarca engellenmesi gibi, telefon dinlemeleri için sürdürülen soruşturmaların faturalarının yine halkımıza çıkarılmamasını umuyoruz.
Özgür, bilgi dolu, etkin uzak iletişimin olduğu, teknoloji üreten bir ülkeye kavuşmak dileğiyle, 17 Mayıs ‘Dünya Telekomünikasyon ve Bilgi Toplumu Günü’ kutlu olsun.
Not; 2010 ve 2011 yılı Mayıs aylarında, Elektrik Mühendisleri Odası İzmir Şubesi Dergisinde, gün için yazmış olduğum yazıların birleştirilmesiyle oluşturulmuştur. Alpaslan Güzeliş
 
Bu Haber 1749 defa okunmuştur.
TURKCELL FAİZSİZ BANKACILIĞA GİR
ŞİFRENİZİ GÜVENLİ Mİ SANIYORSUNU
VODAFONE´DA AKILLI ŞEBEKE
VODAFONE´UN İŞGÜZARLIĞI MI?
TUİK 2017 BİLİŞİM ARAŞTIRMASI
TBD “ÖZENLİ TÜRKÇE ÇALIŞMA GRUBU
BEYAZ HACKER EĞİTİMİ
5 G VADİSİ TEST SAHASI AÇILDI
TELEKOMÜNİKASYONUN TÜSİAD´
E-DEVLET ÇIKMAZDAN NASIL ÇIKAR
BTK NİHAYET ÖNLEM ALDI
NOKİA EFSANESİ GERİ DÖNDÜ
GSM FİRMALARI SORUNLARI ÇÖZEMİYO
GSM FİRMALARININ ÜÇ AYLIK PERFOR
E-İMZA SON 5 YILDA 5 KAT ARTTI
TGC´DEN TURKCELL´E Ö
UYAP ENTEGRASYONU PROTOKOLÜ
ŞİRKETLERDE SİBER GÜVENLİĞİN ADI
TURKCELL´İN 4,2 MİLYAR DOLARLIK
DOLANDIRICILAR İŞ BAŞINDA TELEKO
BU KATEGORİDEKİ DİĞER HABERLER
 
  Copyright © 2006-2011 Telekomcular Dernegi
Web sitesinde yer alan yazi,resim ve materyaller izinsiz kullanilamaz,kopyalanamaz!