Derneğin İlk Sağlık Anlaşması SETUR İLE İNDİRİMLİ TATİL
 
ÖZELLEŞTİRME VE GERÇEKLER(I)ÖZELLEŞTİRME VE GERÇEKLER(I)

Tarih: 2011-09-30

 
TÜRK TELEKOMUN ÖZELLEŞTİRİLMESİ VE GERÇEKLER
 
Tahsin KAYA.*
 
Sizlere geçen yıllarda yapılan bir özelleştirmenin dile getirilmeyen gerçeklerini ve zorla unutturulan yönlerini anlatmaya çalışacağım. Uluslararası sermaye güçlerinin ülkemiz üzerindeki oyunlarını, IMF ve Dünya Bankası denen karanlık şer kuvvetin amaçlarını ve var oluşundan bu güne kadar tarihin hiçbir dönemde Anadolu da TÜRK varlığını kabul etmeyen Avrupa Birliğinin ve onun hizmetine kendini memur etmiş siyaset bezirgânlarının gerçek yüzlerini tanıtmaya çalışacağım.
 
Anlatacağım konunun zamanımızla ne ilgisi var diye bir soru aklınıza gelebilir. Doğrudur. Zamanımızla pek ilgisi kalmadı. Olan oldu. Satılan satıldı. Şimdi başka satışlara hazırlanılmakta ülkemiz. Zamanımızla ilgisi şu; gelecekte yapılacak satışlarında meşrulaştırılacak olması.
 
Türk Telekom: Bu yolun ilk ama asla son olmayacak önemli bir mihenk taşıydı.  Yapılan düzenlemeler, pazarlamalar, verilen mücadeleler, bu yolun Türk Milletine, Türk Vatanına, Türk ekonomisine maliyeti ve bu yolun Kimlerin tezgâhında şekillendiği hususlarında sizleri bilgilendirmeye çalışacağım. Bunların bilinmesi gerekir ki yarın; satanları da, satılanları da çok iyi tanıyabilelim.
 
Öncelikle; bu kurumun geçmişinden başlayıp bu güne kadar geçen serüvenini kaynaklarıyla birlikte bir inceleyelim.
 
 TÜRK TELEKOM A.Ş.' nin TARİHİ GELİŞİMİ ve KURULUŞU:
 
 18. yüzyılın son yarısında, Posta Tatarları ve Posta Ulakları adı verilen dağıtıcı ve taşıyıcılarla yürütülmekte olan haberleşme işlemleri, çağın gereklerine uygun olarak ilk defa 1840 yılında Posta Nezareti adı ile teşkilatlandırılmıştır. Ülke genelinde sadece posta hizmetleri vermekte olan idare, 1871 yılına Edirne – Şumnu arasına tesis edilen Telgraf hattı ile telgraf hizmetlerini de bünyesine dâhil ederek bu günkü Telekomünikasyon sektörünün de başlangıcını meydana getirmiştir. 
 
Temmuz 1891 yılında İstanbul,  Soğuk Çeşme ve Yeni Camii arasına tek telli telefon hattı tesis edilmiş ise de kurum, 23 Mayıs 1909 tarihinde, İstanbul Büyük Postaneye tesis edilen 50 hatlık manuel (elle idare edilen) santralın hizmete verilmesi sonucu, telefon hizmetlerine de fiilen başlanılmıştır.
 
1911 yılında  ( 6 Mayıs )  İstanbul ve çevresinin telefon imtiyazı Herbert Lows  Webb ‘in kurmuş olduğu  “ İstanbul  Telefon A.Ş.”  adlı şirkete verilmiş  I Dünya savaşının patlak vermesi nedeniyle  hükümet,  1915'de (14 Mart)  şirkete el koyarak 23 Ağustos 1919 tarihine kadar denetim ve hizmeti elinde bulundurup  ayni tarihte  şirketi eski sahiplerine iade etmiştir.
 
 Muhaberattaki öneme binaen 1919 yılı sonlarına doğru bu kez İzmir ve yöresine ait telefon hizmetlerinin işletim ve tesis hakkı (imtiyazı) bir başka Fransız firmasına devredilerek bu şehrimizde de telefon alt yapı işlemlerine başlanılmıştır.
 
İstiklal harbini başarıyla tamamlayan Türk milleti ve onun kurmuş olduğu genç Cumhuriyet Hükümeti, Telekomünikasyon hizmetlerinin stratejik anlam ve öneminin idraki içerisinde olarak, 21.02.1924 tarihinde 406 sayılı Telgraf-Telefon kanununu yürürlüğe koyarak kurumun hukuki yapısını o günkü şartlarda tamamlamıştır.
 
Hükümet bu kanun gereği olarak,  9 Nisan 1936 tarihinde İstanbul ve 24 Ocak 1938 tarihinde de İzmir telefon şirketlerini,  şirketlerin yapmış oldukları tüm masraf ve yatırım bedellerini ödeyerek, hizmetin devlet eliyle yürütülmesi gerekliliğine karar vermiş ve adı geçen şirketlerin elinden bu konudaki tüm yetkileri alarak Hizmetin devletleştirilmesini sağlamıştır.
 
HUKUKİ STATÜSÜ:
 
Türk Telekom, 233 Sayılı KHK'de saklı tutulan hususlar dışında, özel hukuk hükümlerine tabii, sorumluluğu ve sermayesi sınırlı tüzel bir kişiliktir. Buna göre Türk Telekom;"Sermayesinin tamamı Devlete ait olan, tekel niteliğindeki mal ve hizmetleri kamu yararı gözeterek üretmek ve pazarlamak üzere kurulan ve gördüğü Kamu hizmeti dolayısıyla ürettiği mal ve hizmetler üzerinde imtiyazı bulunan bir Kamu İktisadi Kuruluşudur."
 
Yürüttüğü hizmetlere ilişkin kanun,  406 sayılı Telgraf–Telefon kanunu olup, 1924 yılında yürürlüğe girmiştir. Anayasamızın 22. İlgili  kanunun  1. Maddesine göre  Türk Telekom: Tüm Telekomünikasyon hizmetlerini Devlet adına Tekel olarak  yürütmekle görevli ve yetkilidir.
 
Türk Telekom A.Ş. Gerek Ulusal ve gerekse Uluslar arası Hukuk Hükümlerine tabii olduğundan yapacağı özel hukuk sözleşmeleri yönünden  bağlı olduğu özel hukuk  hükümleri (Medeni Kanun-Borçlar Kanunu-Türk Ticaret Kanunu v.s.) dışında,  doğrudan doğruya bağlı ve ilgili olduğu hukuki statü gereği pek çok Kanun, KHK, Tüzük ve Yönetmeliklerle, bu günkü  hukuki statüye kavuşturulmuştur.
 
 ÖZELLEŞTİRME SÜRECİ:
 
Değişen dünya düzeninin bir gereği olarak 1980’li yıllarda İngiltere de başlayan Kamu Kurumlarına ait mal ve hizmetlerin özel sektörlere devredilme çalışmaları, ayni yıllarda ülkemizde yer alan sermaye güçleri ile batılı sermaye kuruluşlarının; ülkemizde var olan ekonomik değerlerin satın alınması planlamalarını gündemlerinin birinci sırasına taşımıştır. Bu ekonomik olduğu kadar,  ayni zamanda siyasi ve politik bir karardır.   
 
1944 yılında kurulan ve kalkınmakta olan ülkelere (sözde) destek vermek amacını taşıyan Uluslararası Para fonu (IMF) ve Dünya bankası: Kuruluşlarında belirlendiği gibi sermayelerinin büyük bir bölümünü oluşturmakta olan ABD ve teknolojik gelişimini sağlamış Batılı ülkeler tarafından yönetilmektedir. Dolayısı ile bu ülkeler arasında oluşan çıkar ilişkileri de tamamen bu ülkelerin direktifleri doğrultusunda yürütülmektedir. Her iki müessesenin merkezlerinin de Washington’ da olması ABD’ye, alınan karar ve yapılacak yardımlarda belirgin bir üstünlük sağlamaktadır. Gelişmekte olan ülkelerin siyasi yelpazelerinde yer alan bazı politikacıların ihtiras ve çıkar ilişkileri, karşılıklı rant alış verişleri, sermaye gurupları ile olan yakın iş birliktelikleri, zamanla bu iki müessesenin isteği doğrultusunda devlete ait mal ve hizmetlerin yabancı sermaye guruplarının eline geçmesinin sebebi olarak  görülmektedir.
 
Başlangıcında tamamen yabancı firmalarca kurulup belirli bir süre işletilen  Türkiye’deki Telekomünikasyon hizmetlerinin, öncelikle; “Neden devletleştirildiği sorusunun   cevabının  aranması  konuya olan yaklaşımı ortaya koyacaktır.  
 
18. ve 19. yüzyıllarda tüm dünya ülkelerini saran savaş yılları, ülkelerin gerek savunma ve gerekse sosyal yapısı üzerinde muhaberatın ne kadar önemli olduğunu, ”Muhaberesiz muharebenin”  olamayacağı gerçeğini ortaya koymakla kalmadı ayni zamanda bu hizmetin özelliği itibariyle stratejik bir anlam kazanmasına da vesile oldu.
 
Ülkemizde ise, istiklal harbinin başlangıcından sonucuna kadar PTT, gerek Kuva-yi Milliyenin gerek, Mustafa Kemalin ve gerekse Müdafa-i Hukuk Cemiyetleri ile diğer yararlı derneklerin savaşın seyri ve yapısı ile ilgili telgraflarını zamanında yerlerine ulaştırması son derece mühim bir hadise olarak görülmektedir. PTT'nin bu başarısı Atatürk’ünde takdir ve taltifine layık görülmüş ve tüm telgrafçılara şükranlarını bir vecizesi ile dile getirerek kurumun stratejik mevki ve önemine değinmiştir.
 
Bu hizmetlerin, genel olarak endüstriyel ve sosyal yapı, özellikle ulusal savunma, milli güvenlik ve kamu düzeni yönünden tekel niteliğinde olması gerekliliği ona, stratejik bir anlam kazandırmış ve 406 sayılı yasayı müteakiben 1936 ve 1938 yıllarında çıkarılan yasalarla yabancı şirketlerin imtiyazında bulunan Telekomünikasyon hizmetleri devletin asli görevleri içerisine  yer alınmıştır.
 
Anayasa mahkemesi de şirketin bu vasıflara sahip olduğunu  Özelleştirme  nedeniyle yapılan  kanuni düzenlemeleri 1994 / 45 sayılı kararı ile reddederek şirketin yukarıdaki özellikleri sebebiyle yabancılara satışına karşı çıkmıştır.
 
(Telekomünikasyon ve  Elektrik gibi stratejik öneme sahip kamu hizmetlerinin yabancılaştırılması ülke savunması, güvenliği ve bağımsızlığı yönünden  sakıncalıdır.)
 
NEDEN ÖZELLEŞTİRME:
 
Öncelikle şu noktanın çok iyi bilinmesi gerekir ki; gerek Türk Telekom’un ve gerekse ülkemiz ekonomisine yön vermekte olan büyük KİT’lerin özelleştirilme çalışmaları: Sosyal ihtiyaçlardan veya Ülke menfaatleri açısından yapılmamaktadır. Bu özelleştirmeler tamamen Dünya Bankası, IMF, Global sermaye birlikleri ve AB ‘nin müştereken hazırlamış oldukları senaryonun sadece birer parçası olup, iktidar olan ancak, muktedir olmayan   hükümetlere  ödettirdikleri, diyet borçlarıdır. 
 
Dikkat edilirse özelleştirme çalışmaları devam eden, stratejik özelliye sahip KİT’lerin üzerindeki bu spekülasyonların baş mimarları, ülkemize Amerika’dan bir başka deyişle,  Dünya Bankası ve IMF, AB ve diğer global güç odakları içerisinde görev yapmış insanların, bir şekilde getirtilerek hükümetlerde aktif görevler üslenmesi ile başlamıştır. Sırayla bu kişilerin kimlikleri incelendiğinde;
 
 Turgut ÖZAL: (Başbakan - Cumhurbaşkanı ) özelleştirme fikirlerinin ilk icracısı savunucusu ve sermaye lobilerinin ülkemizdeki ilk temsilcisi. 
 
Tansu ÇİLLER: (Başbakan) geldiği yer Amerika. Özelleştirmenin önündeki tüm zorlukları yenmek maksadına yönelik 5 adet yasanın çıkarılmasını sağlamış, ( RP-DYP Hükümetini kurabilmek ve özelleştirmenin önündeki engelleri kaldırabilmek  için resmen ABD’den onay ve icazet almıştır.)
 
Kemal DERVİŞ: (Maliye Bakanı). Geldiği yer IMF, Telekom'un stratejik bir kurum olmadığı iddiası ilk defa bu zat tarafından telaffuz edilerek satılması yönünde her türlü işlevi gerçekleştirmekle kalmamış ayni zamanda bu özelleştirmeye teknik yönden karşı çıktığı için zamanın Ulaştırma Bakanı Enis ÖKSÜZ’ün (MHP) görevinden alınmasını da sağlayarak 15.10.2004 tarihinde alınan Bakanlar Kurulu kararına giden yolun açılmasını sağlamıştır.
 
Ülkemizin idaresinde söz sahibi olmuş bu değerlerden en fazla Telekom'un özelleştirilmesini isteyen ise Kemal DERVİŞ  olmuş ve halen IMF de görevine devam etmektedir. 
 
Türkiye, 18 Ocak 2002 tarihli niyet mektubu ile başlayan ve IMF’ in sağladığı kredi karşılığı olarak 2002–2004 yılları arasında yeni Stand-by düzenlemesi kapsamında 4 adet niyet mektubu vermiş ve hemen hepsinde Türk Telekom, özel bir yer almıştır hatta mektupların içeriği tamamen bu kurumun satışına münhasıran hazırlanmıştır.
 
IMF ve Dünya  Bankası  Kimdir?  Bu Kumpas nasıl işlemektedir.
 
1 Ocak 1961 ‘da kolumuzu, 5 Aralık 1999 ‘da  bedenimizi ve nihayet  2004 yılında da  ruhumuzu teslim ettiğimiz IMF; ülkemiz ve milletimiz için sadece  buhran ve kriz taşıyıcısı olmakla kalmamış ayni zamanda Osmanlı İmparatorluğunun son zamanlarında “ iltizam” veya sonraki haliyle “Duyunu Umumiye“ şeklindeki sömürü tezgâhında çalışmalarını şekillendirmiştir.
 
 Bu gün bu çalışmalarına aynen devam ederek son olarak 22 Mayıs 2006 ‘da yeni kararlar almak üzere Cumhuriyet Hükümetine tehdidini devam ettiren IMF ile 1961’den 2004 yılı sonuna kadar 19 adet  Stand -by anlaşması imzaladık. Muhtelif tarihlerde verdiğimiz iyi niyet mektuplarını da bu rakama ilave edersek, ülke ekonomisini biz yönetiyoruz iddiasında bulunmamızın tamamen hilaf-ı hakikat olduğu gerçeğini görürüz. Geçen süre içerisinde sadece 2 adet Cumhuriyet Hükümeti, bu kurumla anlaşma yapmamış bunun üzerine ülkemizde ilk defa  54. Hükümet zamanında iç ve dış borçlarımız denge altına alınarak bütçe denkliği sağlanmıştır. Amerikan FOX TV siyaset yorumcusu ve ayni zamanda ABD Başkanı Bill Clinton’un  iktisadi  danışmanı  Dick  Morris’in  “IMF Bought Turkey for us“ (IMF bizim için Türkiye’yi satın aldı) ifadesini, 2 Nisan 2002 tarihli TBMM oturumunda, Meclis Başkanı Mustafa Murat SÖKMENOĞLU  şiddetle kınadığını deklere  etmiştir.
 
 Eskilerin tabiri ile “Ateş yanmayan yerden duman çıkmaz“ atasözü  bu ifadedeki espriyi anlatmakta olduğundan kınamanın ülkeye bir şey kazandırmadığını da anlamakta zorlanmayız.  (Meclis tutanakları)    
5.8.2002 tarihinde “ gregpalast.com
” da açıklamalarda bulunan ünlü İngiliz gazetecisi  Gregory Palast Bu kurumun işleyişini amaçlarını ve kirli yüzünü gizli IMF belgeleri ile  açıklamıştır.
 
Açıklanan bilgilere göre IMF;
 
Gizli anlaşmalarla kredi talebinde bulunan ve gelişmekte olduğu kabul edilen  ülkelerin stratejik  kurumlarını ne pahasına olursa olsun  satışa zorlamak, liderlere her türlü baskıyı yapmak, ayaklanma çıkarmak ve bu yolla uluslar arası sermayenin zeminini hazırlamaktadır. (Arjantin, Endonezya, Venezüella gibi ülkelerde  IMF'nin baskıları sonucu ayaklanma çıkmıştır.)
 
 Hali hazırda Latin Amerika, Afrika ve Asya’nın  bir kısım Ülkeleri ile üzülerek görmekteyiz ki ülkemizde maalesef  ayni cendere içerisindedirler. 2001 yılında  Venezuelle'de  yapılan halk ayaklanmasının asli sebebi, gelen  IMF heyetini, Devlet Başkanı Hugo Chavez’ın yurdundan kovması ile başlamıştır. Bu konuda IMF yönetimi ; “Başkanı yönetimden uzaklaştırın geçiş hükümetine destek sağlayalım“ diyerek bu ülkede Chavez’e karşı ayaklanma başlatmıştır. 
 
IMF‘in  Baş ekonomisti  ve 2001 yılı İktisat alanında Nobel ödüllü  Prof. Josep Stglitz  bütün bu şantaj ve baskıları sorguladığı için bir gecede IMF yönetimi tarafından görevden uzaklaştırılmıştır. Plast; Stglitz’le yaptığı mülakatta, Ekvator ve Arjantin’de en büyük kamu  mallarının satışı ile ilgili olarak, IMF’in, özelleştirmeyi savunan veya iktidar olduğunda bunları gerçekleştireceği vaadinde bulunan siyasi partilere komisyon verdiğini ifade ederek, Arjantin’in en büyük Kamu Bankasını, Citi Banka, Ekvatorda tüm Petrol işletim ve arama haklarının  British Petetroluim ‘a devrinin bu yolla yapıldığını belgelerle ortaya koymuştur.  Stglitz yayınlamış olduğu “Globalızatıon and ıt’s discontens“ (Büyük hayal kırıklığı) adlı eserinde  bütün bu olumsuzlukları birer, birer anlatırken bana göre en dikkat çekici ifadesi;
 
 “Dünya Bankası ve IMF, artık fakir ülkelere kendi düşüncelerini zorla  empoze eden ve ellerindeki fonu ancak bu şartlar altında kullandıran birer kuruluş haline geldiler. Sıkıntılı ülkenin Maliye Bakanı  o fonlara ulaşmak için  çoğu zaman dinini bile değiştirmeye hazır olduğundan  ülkenin diğer bazı kurum  ve uzmanları hiç mutlu olmasa, hatta şiddetle karşı çıksa dahi şartlar kolaylıkla dikta ediliyor“ ifadesiyle  bu kurumların düşünce yapısını  ortaya sermektedir.
 
Bütün bu anlatılanlar karşısında ülkemizde halen, IMF nin iyi şeyler yapmakta olduğunu savunanlara programlarını 58 dünya ülkesinde uygulayıp hiçbir başarı elde edememiş olduğunu hatırlatırken onlara karşı gelip kendi öz kaynaklarına, milletine ve ekonomistlerine inanarak bu kurumları ülkesinden kovan Malezya’nın başarıyı nasıl yakaladığını incelemeleri önerilir. 
 
ÖZELLEŞTİRME GEREKÇELERİ:
 
Devletin  sırtında yük olduğu iddia edilen KİT’ lerin  yerli, (Daha fazla yabancı) özel sermayeye satılması ve devletin ekonomiden çekilmesi, küçültülmesi, siyasi iktidarların ekonomik paylaşımlardan uzaklaştırılması, yolsuzluğun, işsizliğin, iltimasın, verimsizliğin ataletin ortadan kaldırılması başlıca gerekçeler olarak iddia edilmiştir ve halen iddia edilmektedir. 
 
2005 tarihi ortalarına kadar  Türkiye: Bu gerekçelerle, yüzden fazla  kurumunu elden çıkarmış,  devretmiştir.
 
Yapılan icraatlar sonucunda  işsizlik, DİE  rakamlarına göre  1999–2002 arası 5,9  iken, 2002–2006 arası; 11,2 ‘ye  1999- 2000  yılı sonunda  11 milyar dolar olan cari açık;  2001 sonunda sıfırlanarak artıya geçmiş olmasına rağmen,  2003- 2005  sonunda  bu rakam tekrar 20 milyar dolara ulaşmıştır. 2006 yılı sonunda rakamın 30 milyar doları bulacağı belirtilmektedir. İç borçlarda meydana gelen artış ise dolar bazında 2002 sonunda 47–87 milyar dolar arasında iken  2003 sonunda 130 milyar dolara,  2005 sonu itibariyle de 180 milyar doları bulmuştur. Dış borçlar ise Cumhuriyet tarihinin başlangıcından 2002 yılı sonuna kadar 115 milyar dolardan  2005 sonunda 165 milyar dolara yükselmiştir.
 
Özelleştirilen hemen hiçbir kurumda yeni yatırımlara gidilmediği gibi, mevcut işletmelerin kapasiteleri daraltılarak istihdamda azaltılma meydana getirildiği, özelleştirilen bankalarda yolsuzluk dosyalarının çığ gibi büyüdüğü ve halkın üzerine milyarlarca dolar borçlar dağıtıldığı gerçektir. Ne hazin ki dün özelleştirilen bu bankaların çoğu yine devletin eline döndürülmüştür.
 
Komik, ama gerçek şu ki bu bankalarında yeniden özelleştirilme çalışmaları devam ettirilmektedir. 
 
13 Mayıs 2005 sonu itibariyle  Özelleştirme İdaresi Başkanlığı Türkiye’de bu güne kadar 10 Milyar dolarlık özelleştirme yaptığını ifade etmiştir. Bu özelleştirmeler süresince  ÖİB, danışman şirketlerine, reklamlara, maaşlara ise, ayni oranda yani 10 milyar dolar harcama yaptığını  belirtmiştir. Dolaysı ile özelleştirilen onlarca kurumdan devletin cebine bir kuruş dahi girmediği gibi, adı geçen kurumlarında bedava birilerine peşkeşi sağlanmıştır.
 
Özelleştirmenin amaç ve mantığı ile hiçbir ilişkisi olmayan bu uygulamaların gelecekteki hedefleri ise  Devletin, Güvenlik, Eğitim, Sağlık gibi temel fonksiyonlarından da uzaklaştırılmasını sağlamaktır. (AKP İktidarı zamanında çıkarılan özel güvenlik yasası, yabancılara toprak satışı,  bunun somut örnekleridir.)
 
En verimli toprakların, Turizm potansiyeli yüksek kıyı şeritlerinin, orman alanlarının  yabancılara satılıyor  olması dikkatlice takibi gereken bir husustur.
 
ABD nin ortaya koyduğu  Büyük  Orta  Doğu Projesi, İsrail’ in  Arz-ı Mevut  ideali,  (Vaat edildiği iddia  edilen topraklara hâkim olma) Yunanistan’nın  fır hattı-Ege kıta sahası Megola ideası,  AB’nin Büyük Ermenistan ve Bağımsız Kürdistan  gibi dayatmaları da göz önüne alındığında vahametin boyutları açıkça görülmektedir.
 
Bütün bu oluşumlara rağmen siyasi düşünce sahiplerinin ısrarla bunları görmek istememeleri ise, üzerinde düşünülmesi gereken bir husus olmalı ve İsrail’in nasıl Devlet olduğu gerçeği gözden kaçırılmamalıdır. 
 
ÖZELLEŞTİRME  İLE İLGİLİ YASAL DÜZENLEMELER:
 
Türk Telekom'un  özelleştirmesi ile ilgili ilk fikirler 1985 sonrası zamanın hükümet Başkanı  (Turgut ÖZAL)  tarafından ortaya atılmış ve kamuoyunun tepkileri neticesinde konu zamana yayılarak, tepkilerin azaltılması ve neticesinde susturulması politikası tamamlanmıştır. Bu dönemde, 406 sayılı kanunun özelliğinden dolayı, özelleştirmeye cevaz verecek durumda olmaması, yeni kanuni düzenlemelerin yapılması gerektiğini ortaya koymuş,  bunun ise siyasi otoritelerce, fevkalade zaman alacağı düşünülerek konunun, Kanun Hükmünde Kararnamelerle (KHK) ivme kazanacağı görüşü  benimsenmiştir. Özelleştirmeyle ilgili her yeni hükümet, aşağıdaki  kanuni düzenlemelerle  kurumun satışı yönünde adım atmışlardır.
A- DYP-SHP  Hükümeti döneminde;
 
    509 sayılı KHK, 4000 Sayılı yasa, 4107 sayılı yasa.
B- RP-DYP  Hükümeti döneminde;
 
    4161 sayılı yasa.
C- DSP-MHP-ANAP Hükümeti döneminde;
 
    4502 Sayılı yasa, 4673 Sayılı yasa, 5189  Sayılı yasa.
D-AKP Hükümeti döneminde 5189 Sayılı yasa ve 15.10.2004 tarihinde Bakanlar Kurulu Kararı gereği  şirketin % 55'lik  bölümünün blok satışı ile ilgili  karar.         
 
Yapılmakta olan bu kanuni düzenlemeler her ne kadarda anayasa Mahkemesinin  1994 / 45  sayılı kararı ile  daha önce reddedilmiş ise de, iktidarı elinde bulunduran siyasi otoriteler, ülkenin içerisinde bulunduğu ekonomik sıkıntıları  gündeme getirerek, gereken yardımların alınabilmesini temin en her zaman bu kurumun özeleştirilmesini ekonominin kurtuluş reçetesi olarak kamuya anlatma siyasetlerinden vazgeçmemişlerdir. Oysa Anayasa mahkemesi gerekçeli kararında; “Kalkınmayı hızlandırmak için elbette dış borçlanma, yabancı sermaye, yabancı ortaklardan yararlanmak gerekir; ancak, özelleştirme  yoluyla giderek yabancıların nüfuzuna yol açılması ülke bağımsızlığı yönünden kabul edilemez. Bu gerçek özelleştirme politikası  uygulayan  gelişmiş kimi ülkeleri bile  önlem almak zorunda  bırakmıştır. Telekomünikasyon ve Elektrik gibi stratejik öneme sahip kamu hizmetlerinin yabancılaştırılması ülke savunması, güvenliği ve bağımsızlığı  yönünden sakıncalıdır.” İfadesi ile kurumun önemini açıklamıştır.
 
TÜRK TELEKOM A.Ş’ nin   TEKNİK VE FİNANSAL DURUMU:
 
1995 yılı sonunda hazırlanan OECD ‘ye ait bir raporda:
1 -Telekom yeterli hizmet vermekten uzak, olduğu ve bekleyen talep sayısı fazlalığı;
2 -Türk Telekom'da personel sayısının oldukça fazla olduğu. Bu nedenle de maliyetin görüşme ücretlerine yansıtılmakta olduğu dolaysı ile hizmetin pahalı alınmasına sebep teşkil edilmekte olduğu.
3 -Çağdaş hizmetlerin  geç verildiği  veya hiç verilmediği  ( GSM, İnternet,  ISDN  gibi)
4- Verilen hizmetlerin  stratejik olmadığı bu nedenle üzerinde bulunan devlet tekelinin kaldırılması gerekliliği;
 
Gibi çarpık ve son derece düzmece iddialar ortaya atıldı.
 
1995 yılı sonunda OEC:  Bünyesinde bulunan 25 ülke üzerinde yapmış olduğu “İletişim değerlendirmesi” çalışmasının ürünü olarak ortaya attığı bu iddialar, hiçbir zaman gerçeği yansıtmadığı gibi, o tarihlerde özelleştirilmesi için var güçleri ile çalışmakta olan siyasi otoritelere, haklılıklarını  kamuya lanse edebilmek için referans olmuştur. Bu iddialara inanmadıkları halde, kendi ikbal ve istikballeri için  kerhen de olsa onay veren bazı bürokrat ve aydın kesim, kurumun özelleştirilmesinin Türkiye’nin önünü açacağı savı ile maalesef kurumun özelleştirilmesinde pay sahibi olmuşlardır.
 
Oysa Türkiye’ deki Telekomünikasyon gerçeği hiçte iddia edildiği gibi bir seyir izlememiş, tam aksi, özellikle 1996 yılı sonunda 4000 sayılı kanunla PTT idaresinden ayrıştırılarak, bağımsız  ve ayrı bir şirket haline sokulması neticesinde Telekom idaresi,  atılım üzerine atılım gerçekleştirerek  ülkenin her tarafını önce kurşun, sonra bakır ve nihayet Fiber optik kablo ile döşemekle kalmamış, ayni zamanda  tamamen  kendi öz kazancı ile uzaya uydular atarak bu günkü modern telekomünikasyon sektörünü Dünyanın 13. Büyük sabit  telefon operatörü olmasını sağlamıştır.
 
Dolaysı ile şurası artık kesindir ki; Bu özelleştirme Dünya Bankası ve IMF ‘nin  yoksullaştırma ve bağımlı kılma operasyonundan başka bir şey değildir. Ülkemize ise hiçbir şey kazandırmadığı gibi, pek çok ekonomik değerin ortadan kaldırılmasına da  sebep olmuştur.  
 
Yukarıdaki  iddialara Türkiye  perspektifinden bakıldığında  ve örneklenen ülkeler baz alındığında:
 
A- Örneklenen ülkelerin hiç birisi Türkiye'nin  yüz ölçümüne eşit veya yakın  olmadığı gibi nüfusun sosyolojik dağılım  yüzdeleri de eşit veya yakın değildir.
 
B- Bu ülkelerin hiç birisi  Türkiye kadar geniş ve engebeli bir arazi yapısına sahip olmadığı gibi, kırsal alanda yer alan nüfus sayısı  ve yerleşim alanı, benzerlik arz etmemektedir. 
 
C- Örneklenen ülkelerden hiç biri, Türkiye’de meydana getirilmekte olan suni terör belasına muhatap olmamışlar, bu nedenle güvenlik görevlisi alanında istihdama mecbur kalmamıştır.
 
Ülkelere göre Telekom sektöründe görev yapan  personel sayısı kıyaslandığında
 
-Almanya,  Deutsche Telekom: 203 Bin 268, 
-Fransa,    France Telekom: 174 Bin 262, 
-İngiltere,   British Telekom: 138 Bin 800,
-İspanya, İspanya  Telefonica: 65 Bin 339,
-Polonya,  Polonya TPSA: 74 Bin 682,
-Türkiye,  Türk Telekom: 56 bin 674 
Kişi  (2004) sonu itibariyle 
İstihdam edilmektedir.
 
Dolayısı ile  emsal gösterilen ülkelerde abone başına düşen personel sayısı  % 4 iken, bu rakam ülkemizde  % 3,2 dir.  Yani, personel sayısı  emsal gösterilen  ülkelere göre daha azdır.
 
Bir taraftan hizmet alanı büyürken buna bağlı olarak da istihdamın genişleyeceği gerçeği İktisadi ve Sosyal bir  olgu, olmasına rağmen, Türk Telekom da 1995 yılı sonunda 76 bin  814 olan personel sayısının 2004 yılı sonuna kadar giderek azaltılmış olması bir ülke halkının yoksulluğa nasıl itildiğinin göstergesidir.   
 
D- Sektörün stratejik olmadığı ve Devletin ana operatörde  bulunmaması  gerektiği  tezi  sadece kamufle edilen bir yalan olduğu gibi, ayni zamanda ülkede  yer alan, gerek siyaset mensuplarına  ve gerekse  aydın olduğu  bilinen düşünce sahiplerine  karşı yapılan, son derece alçaltıcı  ve küçük düşürücü bir hakarettir.  Ne acıdır ki;  kişisel egoları, ikbal ve istikballeri, siyasi rant beklentileri nedeniyle politikacılar; ceplerine girecek rantın hevesine kapılmış ilim adamları bürokratlar ve aydınlar; kendi ülkelerine ait öz sermaye için mücadele vermekten uzak kalmış, iş çevreleri ve büyük yatırımcı şirketler ise: bu özelleştirmeyi, içlerine sindirecek kadar vicdan, umursamayacak kadar vatan, göremeyecek kadar bağımsızlık zafiyetine düşmüşlerdir. Şöyle ki;  
 
Globalleşmenin  mimarı IMF  ve Dünya Bankasının  kurucusu ABD hükümeti, ülkesinde bulunan Voice Stream adlı telekom şirketine 24 Milyar dolar fiyatla  talipli bulunan Alman  Telekom şirketine, yaptığı  bu teklifin, ahlaksız olduğunu ifade ederek teklifi reddetmiştir. ABD yasalarına göre; Bu ülkede bulunan Telekom şirketlerinin yabancılara satılması yasaktır. Yasa şöyle demekte; “Hiçbir yabancı hükümete veya  temsilcisine ABD ‘de telekom işletim ruhsatı verilemez.”
 
Bu gün ABD'de faaliyet göstermekte olan ve tamamı yerli sermayenin  tekelinde bulunan Telekomünikasyon şirketleri  özellikle terör ve  Milli savunmaya ait konuşmaların dinlenmesi, ifşası veya dinlendiği halde kamu güvenliği açısından ABD hükümet yetkililerine bildirilmemesi, açısından milyarlarca dolarlık tazminat talepleriyle mahkemelere sevk edilmişlerdir.  (Sabah Gazetesi) 
 
2004 sonuna göre yabancı ülkelerin  telekomünikasyon  hizmetlerinde söz sahibi oldukları ülkelerin oransal değerleri,
 
Filipinler ve Kenya'da % 40, Hindistan-Kore-Meksika ve Polanya’da  % 49, Kanada’da % 47 ve Malezya’da % 30 oranındadır.  Türkiye’de ise bu rakam % 55'dir. 
 
Fakir ve gelişmekte olan ülkelere bu Kurumların mutlaka özelleştirilmesi gerekliliğini dayatan  IMF, Dünya Bankası, global sermaye güç birlikleri ve bu oluşumların mimarı ABD, kendi ülkelerinde yapılacak olan bu özelleştirmeye neden karşı çıkarak yasasında gereken değişikliği yapma  lüzumu hissetmemiştir. 
 
Telekom hizmetleri stratejik değilse, bu sektöre söz sahibi olmuş ciddi ülkeler yabancı sermaye sahipliğine neden sınırlama getirmek zorunluluğunu  hissetmişlerdir?
 
Hemen yan komşumuz Yunan Telekom (OTE) yine, ABD (IMF ve Dünya Bankası) ve AB'nin destek ve yardımları sayesinde Romanya, Gürcistan, Moldovya, Ermenistan, Ukrayna  Telekom şirketlerini sadece ticari maksatla mı  satın almıştır?
 
Telekom hizmetleri stratejik değilse  MGK, Türk Telekom'un da komşu ülkelerin Telekom Şirketlerini satın alması yönünde neden ısrarlı bir teklifte bulunmuş ve Türk Telekom’un 2001 yılında Bulgaristan ve Arnavutluk’ta yapılan Telekom ihalelerine katılması yönünde fikir bildirmiştir.
 
Anayasa mahkemesi gerekçeli kararı ile kurumun stratejik önemini  açıklamış olmasına rağmen, siyasi iktidar özelleştirme kararında ısrarcı olarak % 55 lik bölümü haraç mezat satarak, Türkiye Cumhuriyetinin iletişim sektöründeki bağımsızlığına son vermiştir.
DEVAM EDECEK
*Tahsin KAYA : Türk Telekom Erzurum Eski Bölge Müdürü  Yardımcısı. Atatürk Üniversitesinde Araştırmacı.

Bu Haber 2569 defa okunmuştur.
2,5 YILDIR TELEFON BEKLİYOR
TÜRK TELEKOM HAKKINDA ARAŞTIRMA
DERENİN TAŞI, DERENİN KUŞU
TELEKOM´DAN YÖNETİM DEĞİŞ
TÜRK TELEKOM İÇİN SÜRE İSTEDİLER
FET֒NÜN TÜRK TELEKOM DAVASINDA
TÜRK TELEKOM; GÖZ GÖRE GÖRE GELE
TÜRK TELEKOMDA KADER GÜNÜ
DEVLET TELEKOM’A EL KOYSUN İSTİY
BAŞBAKAN: TELEKOM´A MÜDAHALE EDE
ULAŞTIRMA BAKANI; TT EL DEĞİŞTİR
TELEKOMUN HİSSE YAPISI
KAREL İLE T.TELEKOM ARASINDA İŞB
KURUMLAR VERGİSİNDE TELEKOMUN AD
TELEKOM`DA BORÇ KRİZİ ÇALIŞAN KR
TÜRK TELEKOM’U GERİ ALACAK MISIN
TÜRK TELEKOM DA KİMLER KAZANIYOR
ORGANİZASYON DEĞİŞİKLİĞİNE ELEŞT
YÖNETİCİLERE EMEKLİLİK TEŞVİKİ
T.TELEKOM´DA BÜYÜK DEĞİŞİKLİK
BU KATEGORİDEKİ DİĞER HABERLER
 
  Copyright © 2006-2011 Telekomcular Dernegi
Web sitesinde yer alan yazi,resim ve materyaller izinsiz kullanilamaz,kopyalanamaz!