Türk Telekom ÖzelleÅŸtirmesindeki yanlışları en sık dile getiren milletvekillerinden birisi olan CHP Konya Milletvekili Atilla Kart, BaÅŸbakanlık Bütçesinin görüÅŸmeleri sırasında yaptığı konuÅŸmada da bu kararlı tavrını sürdürdü.
Atilla Kart'ın konuÅŸması ÅŸöyle:
"10 Yıldan bu yana Türkiye’yi yöneten bir Siyasi İktidar var…. Demokrasi tarihimizde hiçbir iktidara nasip olmayan bir siyasi destekle Türkiye’yi yönetiyor.
Böyle bir dönemin sonunda, Türkiye’nin; “demokrasi, refah, temel hak ve özgürlükler, insani yaÅŸam endeksi” gibi temel konularda, ciddi bir atılım yapması beklenirken;
Ülkemizde giderek artan bir nefret söyleminin, iktidar eliyle etkili hale geldiÄŸini görüyoruz.
Toplumda ayrışma ve ayrımcılığın bariz bir hal aldığını görüyoruz.
Kadına ÅŸiddetin, aile içi ÅŸiddetin katlanarak tırmandığını görüyoruz.
Korkunun egemen olduÄŸu;
Basın özgürlüÄŸünün, iletiÅŸim ve özel hayatın güvenliÄŸinin yaygın bir ÅŸekilde ihlal edildiÄŸi;
Yasadışı izleme, dinleme ve görüntülemenin önünün alınamadığı bir Türkiye’yi görüyoruz.
Evet, görünürde bir Hükümet istikrarı var….
Ancak; siyasi ve sosyal anlamda toplumsal bir istikrarın olmadığını görüyoruz.
15 Yıldan bu yana ilk kez TRT-3 yayınları kısıtlanıyor.
KHK’ler yoluyla, Yasama Organı askıya alınıyor, iÅŸlevini yitiriyor.
Türkiye’de Merkezi Hükümet; AKP’li Belediyeleri, belli sermaye gruplarını ve çıkar iliÅŸkisi içindeki bir bölüm medyayı denetlemiyor. AKP’li Belediyelerin yolsuzlukları araÅŸtırılmıyor, araÅŸtırılması Devlet gücüyle engelleniyor. Buna mukabil, baÅŸta CHP’li belediyeler olmak üzere, muhalefet belediyelerine yönelik olarak terör estiriliyor…..
Görünürde demokratikleÅŸme adına yeni Anayasa çalışmalarına istekli olan iktidar…. Ancak, 12 Eylül 1980 - 6 Aralık 1983 dönemindeki 100 civarındaki İhtilal Kanunlarını deÄŸiÅŸtirmek istemeyen bir İktidar…..
Telekom özelleÅŸtirmesi yoluyla, Türkiye’nin iletiÅŸim ve güvenlik bakımından kuÅŸatılmasına yol açan bir İktidar… Telekom’un taşınmazlarının satılmasına ve içinin boÅŸaltılmasına seyirci kalan BaÅŸbakanlık MüsteÅŸarı, TRT Genel Müdürü, Sivil Havacılık Genel Müdürü, Mohammed Hariri’le ve Abdullah Tivnikli’ler… Yönetim ve Denetim Kurulundan söz ediyorum.
Peki, yaygın hale gelen tüm bu uygulamalar tesadüf kavramıyla ya da münferit uygulamalar kavramıyla geçiÅŸtirilebilir mi, izah edilebilir mi ?
Elbette izah edilemez….
DeÄŸerli Milletvekilleri,
Bu tabloyu, bu sonucu yaratan sebepleri irdelememiz, sorgulamamız ve Türkiye gerçekleriyle yüzleÅŸmemizin zamanı gelmiÅŸtir.
Fiili duruma bir kez daha ve başka boyutlarıyla bakalım;
Türkiye’de savunma avukatları görevlerinden dolayı tutuklanıyorlar….. Mesleklerinden uzaklaÅŸtırılıyorlar….
Doktorlar, düzenledikleri raporlardan dolayı tutuklanıyorlar.
Dünya’da tutuklu gazetecilerin %10’u Türkiye’de….
Yayımcılar tutuklanıyor…. Taslak kitaplar imha ediliyor.
Milletvekilleri tutuklanıyor….
Tutuklu sayısı, hükümlü sayısını yakalıyor….
Cumhuriyet BaÅŸsavcılarının etkili bir bölümü artık “Hükümetin Ajanı” …. Saç kesme eyleminden suç unsuru yaratan Savcılar….
Cezaevlerinde son 1 yıl içinde 30 kiÅŸi ÅŸüpheli bir ÅŸekilde ölüyor, cezaevi araçlarında insanlar ölüyor.
Hopa’daki demokratik gösteri, İktidar için, “Devlet eliyle intikam ve takibe” dönüÅŸüyor…..
Hükümet, TUBA (Bilimler Akademisi) yönetimine müdahale ediyor. Hükümet, bilimden korkuyor, akıldan korkuyor
Anayasa görüÅŸmelerine gelen sivil toplum temsilcileri; kaygı, eleÅŸtiri ve önerilerini, açık alanlarda dillendiremiyorlar.
Türkiye, 17. Büyük ekonomi olmasına raÄŸmen; insani geliÅŸmiÅŸlik endeksinde neden 93. , demokrasi endeksinde neden 89. Sıradadır?
İş kazaları neden iÅŸ cinayetlerine dönüÅŸüyor ?
Somali’ye uzanmış görünen eller, Van’a neden ulaÅŸamıyor ?
DeÄŸerli Milletvekilleri,
Türkiye bu noktaya nasıl geldi ? Temel sorun budur.
Size, büyük fotoÄŸrafı anlatıyorum;
Türkiye bu noktaya merkezi bir yönlendirmeyle, legal ve illegal yönetim unsurlarının iÅŸbirliÄŸi ile geldi.
Türkiye’de 2005 yılından bu yana (ortaya çıkan bulgulara dayanarak) istihbarat ağırlıklı bir yönetim yapılanması söz konusudur.
İstihbarat eliyle, Türkiye’nin Yargı ve Siyaset gündemi belirleniyor.
Demokratik açılım yapmak iddiasındaki Hükümet, bu açılımı Polis Akademisi’nin önderliÄŸine ve İçiÅŸleri Bakanı’na tevdi ediyor…. Demokrasiyi istihbarat üzerinden ÅŸekillendireceÄŸini zannediyor.
Aslında, demokratik çözümü bizzat engelliyor… Esasen, bu yönetim anlayışına sahip bir Siyasi İktidarın demokratikleÅŸme hedefi söz konusu olamazdı.
Bu tabloyu, bu sonucu yaratan yasal ve fiili unsurları kronolojik olarak gözden geçirelim;
3 Temmuz 2005 tarihinde kabul edilen TİB Yasası,
4 Mayıs Dolmabahçe görüÅŸmesi,…. Sivil-asker iÅŸbirliÄŸiyle gerçekleÅŸtirilen post-modern darbe…
5 Kasım 2007 tarihinde yapılan ErdoÄŸan –Bush görüÅŸmesi,
Aralık 2007 tarihli Gizli Tanık Kanunu,
Jandarma’nın pasifize edilerek, Emniyet üzerinden yasadışı olarak gerçekleÅŸtirilen Kurumsal dinleme, izleme, görüntüleme ve ortam dinlemeleri….
BaÅŸbakanlık Örtülü ÖdeneÄŸinin bu süreçlerde keyfi ve denetlenemez bir ÅŸekilde kullanılması…. Örtülü ödenekte, krıtik gündemlerle baÄŸlantılı olarak oloÄŸanüstü ve kontrol edilemeyen artışlar… İlk icraat ve Maksut Serim vakası…
Türkiye’yi “bölgenin süpermarketi” yapmak isteyen bir BaÅŸbakan….
Ve nihayet, bu tabloyu sürdürmek ve kalıcı hale getirmek amacıyla oluÅŸturulan Kamu Düzeni ve GüvenliÄŸi MüsteÅŸarlığı… Polis Devletinin temel taşı….
DeÄŸerli Milletvekilleri,
10 Yıllık iktidarı döneminde bir takım vesayetleri etkisiz hale getiren AKP; bu dönemin sonunda, sivil görünüm altında, faÅŸizan bir yapıyı oluÅŸturmuÅŸtur. Parti Devleti ve Polis Devleti’ni oluÅŸturmuÅŸtur.
BaÅŸbakan’ın yönetim anlayışının eseri olan bir tablodan söz ediyorum. “Pazar ve sömürü ülkesi” haline getirilmenin kaçınılmaz sonuçlarından söz ediyoruz….
BaÅŸbakanlığın kurumsal olarak kullanıldığı ve yol açtığı vahim sonuçlardan söz ediyoruz.
Demokrasi ve hak kavramlarını sahiplenir görünürken bile; siyasi muhataplarının ve toplumun inançlarını, etnik yapılarını sorgulayan ayırımcı bir zihniyetten söz ediyoruz.
“Tek Adam” anlayışının, Türkiye’yi getirdiÄŸi “fetret” yapılanmasından söz ediyoruz.
“Kifayetsiz ve muhteris” bir yönetim anlayışının yol açtığı “sorumsuzluk ve öngörüsüzlüklerden” söz ediyoruz. Kibrin yarattığı ayrışma ve kabirlerden söz ediyoruz.
DeÄŸerli Milletvekilleri;
Türkiye’nin sorunlarını kamufle etmek için dış politikada “kurgu ve hamaset” yoluyla rol üstlenmeye çalışan; İsrail’e görünürde efelenen;
OrtadoÄŸu halklarının inançlarını istismar ederken; Türkiye’nin savunma güvenliÄŸini İsrail’e mahkum eden ve bütün bunların devamında da Suriye’ye karşı “Öncü Kuvvet” rolünü üstlenen, Türkiye’yi, İran ve Suriye ile karşı karşıya getiren bir Hükümet’ten ve BaÅŸbakan’dan söz ediyoruz.
Bu fotoÄŸraftan demokrasi çıkmaz, hukuk çıkmaz, adalet çıkmaz.
DeÄŸerli milletvekilleri;
Türkiye, AKP’ye mahkum deÄŸildir….
Türkiye, emperyalizme teslim olmayacaktır.
Türkiye, Cumhuriyetin kazanımlarını demokrasiyle taçlandırarak yoluna devam edecektir…."
|