Derneğin İlk Sağlık Anlaşması SETUR İLE İNDİRİMLİ TATİL
 
STEVE JOBS BİR TÜRK DÜŞMANI MI?STEVE JOBS BİR TÜRK DÜŞMANI MI?

Tarih: 2012-01-18

 

Steve Jobs bir bilişim dahisi. Apple’in kurucusu. Ekim 2011’de ölümü dünyada büyük yankı uyandırmıştı. Gerek Dünya’da gerekse Türkiye’de ölümü manşetten verildi. 2005’de Stanford Üniversitesi mezuniyet töreninde yaptığı konuşma İnternette en fazla izlenen videolar arasında yer aldı. O konuşmanın metnini biz de sitemizde yayınlamıştık.

Türkiye’ye geldiğinde O’na rehberlik yapan, Profesyonel Turist Rehberi  Asil S. Tuncer, O’na ilişkin anısını yayınladı.

O anıyı okuyunca, bir batılı Dahi de olsa , konu Türkler ve İslam Alemi olunca ön yargılarından saplantılarından kurtulamıyor diye düşündük.

İşte  Profesyonel Turist Rehberi  Asil S. Tuncer’in anısı:

STEVE JOBS

Bundan yaklaşık 5 yıl önceydi. İstanbul’da gerçekleşecek bir tur programı için arandım. VIP bir yolcuya rehberlik edecektim.

Lüks bir yatla ülkemize gelen bu yolcuyu tanımıyordum; hakkında en ufak bilgim yoktu ve ayrıca ismi de bana söylenmemişti zaten. Hemen tüm VIP turlarında yolcu ismini genelde sonradan öğrenirsiniz. Bu ilk başta sizi çok ilgilendirmez; daha çok güvenlikle ilgili bir sorundur. 

Ben bu yolcumun adının Steve Jobs ve Apple’ın CEO’su olduğunu tura başladıktan sonra öğrendim. Bu tip gezilerde her yerde isim telaffuz edilmez; onun yerine ya “patron” ya da “Mr.” deriz. Bu kişiler dikkat çekmemek için ayrıca çok sade giyinirler. Steve Jobs da aynı böyle sade giyimli ve sıradan görünümlüydü. 

Her şey güzel gidiyordu. Zaman zaman stres yükselse de ve akşamları kendimi yatağa zor atsam da gezdirdiğim kişi Steve Jobs olunca ve benim için ilerde iyi bir referans olacağını düşündükçe bunları çarçabuk unutuyordum. Patron genelde az konuşan, dikkatli dinleyen ve bolca düşünen biriydi. Daha çok eşi konuşur, söyler ve sorardı. Patron çok nadir sorularında bazen birkaç konuyu bazen de bir günü özetlerdi. Kısık ve derinden gelen bir ses tonuyla öğrenenden çok öğreten havasındaydı. 

Eşi ise daha alımlı, daha konuşkan ve daha bizden biri gibiydi. Genelde istekleri ve eleştirileri yani neyi beğenip neyi beğenmediklerini eşinden anlıyordum. Böylesi turlarda rutin rehberlik pek yapılamadığından ve genel prosedür uygulanamadığından acente, rehber, şoför ve teknenin başta kaptanı olmak üzere mürettebatı biraz gerilimli ve biraz da panik içindeydik. Her şey yolunda gitsin diye herkes program üzerine titriyor, her şeye rağmen bir şeyler ara sıra ters gidiyor ve bu durumda da koşuşma iki katına çıkıyordu. 

Sabah hareket saatinden en az 1 saat önce ben, şoförse en az 1,5 saat önce oradaydık. Her şey defalarca kontrol ediliyordu. Her attığımız adım ve kat etiğimiz yol, izlediğimiz güzergâh için acenteye bilgi veriyorduk. Ayrıca patronun bekleme yapmaması, sıkılmaması ve de şikâyet etmemesi için ne gerekiyorsa yapılıyordu. Bu yüzden akşamüstü olunca dizlerimde derman kalmıyor, ayaklarıma basamıyordum. Tur programı kısa bile olsa uzun saatler ayakta olmamız ve stres yorgunluğumu arttırıyordu haliyle. 

Steve Jobs ile benim turum İstanbul’daydı. Tekne İstanbul, Ataköy Marina’ya demirliydi. İstanbul'da Ayasofya ve Topkapı başta olmak üzere Dolmabahçe, Sultanahmet Camii ile Kapalıçarşı gibi mekânlar gezilecekti. Turun son gününe doğru aramızda ilk güne nazaran daha sıcak ve samimi diyalog gelişmeye başlamıştı. 

Ataköy Marina’da bir gün patron yani Steve Jobs’la kısa sürede olsa karşılıklı sohbet etme, tur dışında genel konulardan konuşma fırsatı buldum. Bir ara havalanması için açık bırakılan bir pencereden içeri gözüm takıldı. Stev Jobs bana çok yakında piyasaya sürecekleri Apple dizüstü bilgisayarları gösterdi. Sanırım iki tanesi kutusundaydı. Turdan ve benden çok memnun olduklarını ve bu yüzden de bunların bir tanesinin turun sonunda benim olabileceğini söyledi. Çok sevinmiştim. Patronla yaptığım o sıcak sohbeti ve yüzündeki tatlı tebessümü unutamam. 

Aya Sofya en çok görmek istediği ve merak ettiği yerdi. Tura başladık. Daha meydana henüz gelmiştik ki Aya Sofya’nın minarelerini gördü ve soru karşılığında ben de önceleri kilise iken fetihten sonra camiye çevrildiğini, bu işlem için de güneydoğudaki köşesine tuğladan bir minare eklendiğini anlattım. Bunun üzerine bana bomba sorular gelmeye başladı. “Bu kadar Hıristiyan’a ne oldu?”, “Siz Müslümanlar milyonlarca gayri-Müslime ne yaptınız?” benzeri sorular peş peşe geldi. Daha ağzımı tam açmadan “1,5 milyon Ermeni’yi soykırıma uğrattınız! Bunu bize anlat, nasıl oldu?” sorusu bu defa soruldu ve bardağı taşıran son damla oldu. 

Aslında konumuzun bu olmadığını ama ısrarlı sorular karşısında normal anlatımıma ara vermek zorunda kalacağımı söyledim. Dolayısıyla Ermeni Sorunu’na girmek durumunda kaldım. Soykırımı kesin bir dille reddettim ve bunu özellikle o dönemde Osmanlı Türkiye’sinde görev yapmış üst düzey yabancı görevlilerden Amiral Bristol, General Mayewski ve General Hurbord’ın raporlarını anlattım. Ayrıca Harbord-Mustafa Kemal görüşmesinde konuşulanları, yine aynı Generalin ülkesine döndüğünde (sözde) Ermeni soykırım tasarısının görüşüldüğü Senatoya ‘Osmanlı ülkesi hakkında hazırlanmış bir rapor’ sunduğunu ve gerçeklerin burada çok açık yazıldığını söyledim. 

Ayrıca kendisine “soykırım yoktur, karşılıklı mukatele vardır” gerçeğini destekleyen daha birçok belgelerin arşiv numaralarını verebileceğimi, konuyu ülkelerine döndüklerinde kendi görevlilerinin raporlarını inceleyerek daha da ayrıntılı bilgi alabileceklerini söyledim. Diasporanın olayları ve gerçekleri çarpıttığını dostluk yerine düşmanlığı beslediğini belirttim. Ayrıca konumuzun bu olmadığını, tatsız konular değil güzel konulardan bahsetmemizin daha yerinde olacağını söyledim. Kültürel anlamda bilgilendirici şeyleri konuşmamızın turun konsepti gereği daha doğru ve yerinde olacağını bir kez daha hatırlattım. 

Bu konuşmayla kendilerinin Ermeni Diasporasından olduklarını anladım. Adı ve soyadı bana hep Yahudi olabileceği izlenimi vermişti ama daha sonra atalarının Türkiye’den Suriye’ye tehcir ettirilmiş Ermenilerden olduğu ve dolayısıyla da Amerika’daki Ermeni Diasporasından olup “(sözde) soykırım” savunucusu olduklarını kavradım. Eşi de aynı şekilde hatta daha fevri olarak açıklamalarıma karşı çıkmış, beni dinlemek bile istememişti. Yani ben farkında olmadan kaç gündür Diasporanın savunucuları Amerikalı Ermeni bir aileyi ağırlıyordum.

Anlattıklarımdan ve görüşlerini çürüten karşıt sözlerimden hiç hoşlanmamışlardı. Kendisinin ve eşinin yüz ifadelerini size anlatamam. O sevimli yüz ifadelerinin yerini şimdi tam tersi kötü bakışlar almıştı. Turu yarıda kesip tekneye dönmek istediler. Beni (sözde) soykırım yaptığımızı reddetmekle, milliyetçilikle ve şovenlikle suçladılar. Acenteyi aradım; bilgilendirdim. Onlar da doğal olarak bu tatsız gelişmeden tedirgin oldular. Steve Jobs ve eşi, bizi Ataköy Marina’da teknenin yanında karşılayan acentenin sahibine bugünkü turdan hiç memnun olmadıklarını belirttiler. 

Planlanandan önce İstanbul’dan ayrılmak istediler ve özel uçakları daha erken, bir gün önce çağrıldı. Transferi ben yaptım. Benimle tek bir kelime konuşmasalar bile onları uçağa kadar uğurladım. Ellerini sıkmak için elimi uzattım ama elim havada kaldı ve benle vedalaşmadan bana göre helalleşmeden ayrıldılar. Ne bir zarf ne de söz verildiği gibi Apple dizüstü… Önemli değil. Zaten bu saatten sonra beklemiyordum ama uzattığım elimin havada kalması ve böylesi bir pozisyondaki adamın kabalığı, takındığı itici tavır çok hayret vericiydi. 

Her şeyi anladım da Steve Jobs gibi çok akıllı bir adam bir Türk Rehberden sorduğu “soykırım” sorusuna nasıl bir cevap umuyordu onu anlamadım. Alacağı cevabı düşünmemiş miydi, tahmin etmemiş miydi ki bu kadar tepki göstermişti onu çözemedim. Kendilerine kaç gündür hizmet etmeme rağmen dostça uzanan elim havada kaldı. Sözlerini tutmadılar. Zenginliklerinin gerektirdiği cömertliği göstermediler. Ben her şeye rağmen kendisini tanıyan kime rastladıysam rahatsızlığından duyduğum üzüntümü ve selamlarımı iletmeye devam ettim. 

Sonuçta Steve Jobs ve ailesi benim misafirimdi ve ben de bunun bilincinde biri olarak son güne kadar kendilerine hizmette kusur etmedim. Biz Türkler misafirperverliğimizle, sıcak dostluklarımızla dünyada tanınan bir milletiz. Kin taşımayız; yerine sevgi dolu bir kalp taşırız. Ben de bunu yaptım. Her Türk Rehberin yapacağı gibi…

Asil S. TUNÇER
Profesyonel Turist Rehberi

Bu Haber 2976 defa okunmuştur.
SENDİKA BAŞKANLARINDAN BYLOCK UY
1350 KİLOMETREDEN MEKTUP VAR
TURKCELL´İN FİNANS ŞİRKETİNE BDD
HUAWEİ AEO SERTİFİKASI ALAN İLK
CERABLUS´A PTT ŞUBESİ AÇIL
PTT GENEL MÜDÜRÜNÜN 60 DANIŞMANI
CEP ŞİRKETLERİNİN BORÇLARI SİLİN
DÜNYANIN EN İYİ PULU: KARS KALES
E.GÜMÜŞ YAZDI; İZNİK´TE GÜN BATI
20 BİN KİŞİYE İŞ: MİLLİ HACKER
CENGİZ YERLİKAYALAR´IN ANNESİ VE
TÜRK MÜHENDİSLERİ ATM YAPTI
HABERLEŞME İLE İLGİLİ KANUNLAR D
PTT´NİN SÖZLÜ SINAVINA DANIŞTAY
PTT´DEN İSTİHDAMA İLİŞKİN AÇIKL
BİRLEŞMİŞ MİLLETLERDEN TURKCELL&
EMEKLİLERE KÖTÜ HABER
MOBİL KULLANIMINDA AVRUPA BİRİNC
ANNELER BABALAR DİKKAT!
4,5 G KULLANIMI YÜKSELİŞTE
BU KATEGORİDEKİ DİĞER HABERLER
 
  Copyright © 2006-2011 Telekomcular Dernegi
Web sitesinde yer alan yazi,resim ve materyaller izinsiz kullanilamaz,kopyalanamaz!