Kıbrıs Postası Gazetesinde bugün Barış Mamalı imzasıyla Kansız fetih aracı "ÖzelleÅŸtirme"baÅŸlıklı bir yazı yayınlandı, KKTC’de gerçekleÅŸtirilen özelleÅŸtirmelerin ele alındığı uzun yazının son bölümü Türkiye’deki özelleÅŸtirmelere ayrılmış.
Yazı içeriÄŸine genelde katılmakla birlikte, Yazarın, "Fetih" kelimesinin islami bir kavram olduÄŸunu dikkate alarak yazının baÅŸlığını "Emperyalizmin kansız silahi: ÖzelleÅŸtirme" veya "İşgalin Kansız aracı: ÖzelleÅŸtirme" diye seçmesinin daha uygun olacağını düÅŸünüyoruz. Kaldı ki, özelleÅŸtirmelerin kansız olup olmadıkları da ayrı bir tartışma konusudur.
Biz bu yazının Türkiye ile ilgili bölümünü aynen, diÄŸer bölümlerini de özetleyerek bilginize sunuyoruz.
KANSIZ FETİH ARACI "ÖZELLEÅžTİRME"
Barış MAMALI
Bir ulusu fethetmenin ve köleleÅŸtirmenin iki yolu vardır. Birisi kılıçla diÄŸeri BORÇLA.
( John Adams, 1735-1826 )
Yaratılan ekonomik bunalımın sisli bulutları içerisinde toplumumuza dayatılan tedbirler içerisinde “özelleÅŸtirme” konusu gündemimizi haklı olarak meÅŸgul etmektedir. Bir tarafta özelleÅŸtirmeyi bir kurtuluÅŸ ve ekonomik düze çıkma aracı olarak gören iktidar ve iktidar yandaÅŸları ile diÄŸer tarafta özelleÅŸtirme karşıtı muhalif güçler kıyasıya bir mücadeleye girmiÅŸ bulunmaktadır.
Küresel kriz kılıfı altında ortaya atılan ve zorla uygulatılan ekonomik tedbirlerin hep çalışanlara fatura edildiÄŸini görmekteyiz. Ülkenin zenginliklerini elde tutan servet sahiplerine dokunamayan devletler çalışan kesimin emeÄŸine, geleceÄŸine sosyal güvencesine karşı hunharca saldırıya geçmiÅŸ bulunmaktadır.
ÖzelleÅŸtirme;
Kamu mülkünün özel ÅŸahıslara satılmasıdır.
Devletin ekonomik ve sosyal rolünün azaltılması, ekonomik sömürü karşısında denetim ve kontrolün elinden alınmasıdır.
Çalışanların sosyal güvencelerinin patronun kazancı uÄŸruna en düÅŸük seviyeye indirilmesidir.
Kamu güvencesinden yoksun ve sendikasız çalışmaya mahkum edilmesidir.
Vergiden muaf faiz ödemeleri (ve hatta sermaye kazançları), devlet gelirlerini azaltmakta ve bütçe açığını artırmaktadır. ÖzelleÅŸtirme, (ki, IMF ve AMB’nin temel önceliÄŸini oluÅŸturmaktadır), hiçbir zaman fiyat istikrarını saÄŸlamadığı gibi, altyapı, barınma ve diÄŸer zorunlu yaÅŸam hizmetlerini daha da pahalılaÅŸtırmakta, ama üst düzey yöneticilerin ücretlerini yükseltmektedir. Halk ise daha da fakirleÅŸmektedir.
Ulus-devletin belirleyici üç temel özelliÄŸinden biri, devletin para basma yetkisidir. İkincisi, vergilendirme yetkisidir.
Bugün bu iki yetki, ellerinin ve kollarının baÄŸlanmasıyla, demokratik ÅŸekilde seçilmiÅŸ hükümetlerin elinden alınmakta ve finans sektörüne devredilmektedir. Bugün yaÅŸananlar ise, baÅŸka bir türden yapılan savaÅŸtır. Bu savaÅŸ devlet gücüne karşı açılmıştır. Ve her ÅŸeyden önce finansal bir savaÅŸtır, ama ele geçirmek istediÄŸi hedefler bakımından askeri bir fetihten farksızdır: İlk olarak, toprak ve toprak altı ve üstü zenginlikler ele geçirilmektedir. Sonrasında ise, kamusal altyapı ile diÄŸer kamu ÅŸirket ve varlıkları ele geçirilmektedir.
Bu yeni savaÅŸ türünde, devletler finansal fetihçiler adına kendi halklarına karşı savaÅŸtırılmaktadır.
ÖzelleÅŸtirmeler sadece kamu varlıklarına el koymakla kalmıyor, aynı zamanda, kamu sektöründeki belli kazanımlara sahip iÅŸgücünü (memurları,iÅŸçileri) tasfiye ediyor ve onların yerine daha düÅŸük ücret, daha düÅŸük emeklilik, daha az saÄŸlık ve minumum haklara sahip sendikasızlaÅŸtırılmış iÅŸgücü alıyor.
AMB, sosyal devletin bir kazanımı olan “kazanca göre artan oranlı vergilendirme” ilkesini ortadan kaldırmaktadır.
Portekiz, İrlanda, İtalya, Yunanistan ve İspanya devletlerinin bütçe açıkları, ne tesadüftür ki “vergilendirilmemiÅŸ servetlerden” kaynaklanmıştır. Bu ülkeler zengine dokunamadıkça devletlerini ekonomik uçuruma doÄŸru yuvarlamışlar ve ÅŸimdi o çukura düÅŸmemek için de dar gelirli vatandaÅŸların üzerine abanmışlardır. Aynen bizde olduÄŸu gibi.
EÄŸer devletler bütçe açıklarını tasarruf yaparak kapatmak amacıyla kamu harcamalarını kısar ya da genel ekonomi üzerindeki vergi yükünü artırırsa, bu kısıntılar, ekonomideki parayı emerek, mal ve hizmet satın almak için yapılan harcamaların azalmasına yol açacaktır. Bu durum ise, sadece ve sadece iÅŸsizlik ve borç artışı ve iflaslarla sonuçlanacaktır. Borç deflasyonu göçe, yaÅŸam süresinin kısalmasına, doÄŸum oranlarının düÅŸmesine, evlenmelerin ve aile kurma oranlarının azalmasına neden olur ve olmaktadır. KKTC’de yaÅŸananlar da iÅŸte tam budur. Büyük servet sahiplerinin kazançları yerine sadece çalışanlar üzerinde vergi yükünü artırarak yapılan, günü kurtarmaktan ve ülke geleceÄŸini yok etmekten baÅŸka bir ÅŸey deÄŸildir.
Burada, yaÅŸanan krizden ötürü özellikle kimlerin, hangi özel çıkar gruplarının yararlandığı önem arz etmektedir. Krizler iÅŸsizliÄŸi artırmakta, sendikalı ve sendikasız iÅŸçilerin gücünü kırmakta, çalışanların durumunu kötüleÅŸtirmektedir. İflaslar ilan edildikçe, hem ulusal hem de yerel düzlemde bütçe kısıntılarına gidilmektedir. İlk kesintiler, emeklilik fonlarından yapılmıştır. Çalışanlar her türlü tasarruftan vazgeçmek zorunda kalırken, mali sermayenin kodamanları ellerini ovuÅŸturmaktadır. Çünkü bu kesintilerden saÄŸlanan kaynaklar bin bir yoldan bunların kasalarına aktarılmaktadır. Böylece, büyük balık küçük balığı yutmaktadır.
Peki bankalara göre ödenmemiÅŸ borçların bedelini neden toplumun bütünü üstlenmelidir? Onlara göre, devlet, çalışanların emeklilik fonlarından dolayı borçlanmıştır, dolayısıyla devlet bir borcu bile ödemekten vazgeçse bütün sistem çökme tehlikesi taşır. Bu korku hurafesinden baÅŸka bir ÅŸey deÄŸildir.
Ekonomik Krizden Çıkış İçin Çözüm Mevcuttur.
1) Mümkün olduÄŸu kadar az borçlanmak, toprak ve doÄŸal zenginliklerden gelen rantı vergilendirmek ve tekel fiyatlarını üretim masraflarına uygun olarak belirlemektir.
2) Karar vermek zorundayız. Yüzyıllar içinde elde ettiÄŸimiz ekonomik kazanımlardan vazgeçerek, ekonominin planlanmasını ve artı-deÄŸeri bankalara teslim etmeyi savunan liberal ekonomistlerin yolundan mı gidilmeli, yoksa klasik ekonomi felsefesinin ve İlerici Dönem‘in temel ilkeleri canlandırılarak, en az yaÅŸam pahalılığı öne çıkarılarak, sermaye piyasalarının toplum açısından kabul edilebilir biçimde ÅŸekillendirilmesi ve uzun vadeli büyüme saÄŸlanması yolundan mı?
Bugün Avrupa’da boÄŸazına kadar borca batmış ülkelerde oligarÅŸik bir darbe olmakta; Vergi politikaları ve bütçe düzenlemeleri uluslararası banka kartellerinin tayin ettiÄŸi bürokratların eline teslim edilmektedir.
BİZE ÖZELLEÅžTİRMEYİ DİKTE EDEN TÜRKİYE’DE DURUM NASILDIR?
1986 – 2010 arası Türkiye’de yapılan özelleÅŸtirmelerden hükümet toplam 39.600 Milyar Dolar gelir elde etmiÅŸtir. Bu gelirin 30.734 Milyar Doları 2002 – 2010 arası elde edilmiÅŸtir. Yani Türkiye’de yapılan tüm özelleÅŸtirmelerin %77.5’ini 8 yıllık dönemde sadece AKP iktidarı yapmıştır.
Devletin stratejik ve alt yapısı olan bir çok kamu kurumu yabancılara satılmıştır. Türk Telekom, Telsim, KuÅŸadası ve İzmir limanları, devlet bankaları, PETKİM, Rakı, Birçok gıda ÅŸirketi, Tütün ve Alkol İşletmeleri, Köprüler, SEKA, ETİ BAKIR, ETİ GÜMÜÅž, BURSAGAZ, Sümer Holding iÅŸletmeleri, TÜPRAÅž, Aleminyum iÅŸletme tesisleri ve daha bir çok kurum, kuruluÅŸ ve taşınmaz mallar yabancı ÅŸirketlere satılmıştır. 2012 yılı içerisinde de özelleÅŸtirilmesi planlanan daha bir sürü kamusal alan bulunmaktadır. Devlete ait oto yolların birçoÄŸu dahi bu plan içerisinde özelleÅŸmeyi beklemektedir. Kısacası yakın bir zaman içerisinde Türkiye’de Türkiye Devleti’ne ait bir ÅŸey bulmak çok zorlaÅŸacaktır.
Türkiye bankalarında yaklaşık 40 milyon T.C vatandaşının mevduatı bulunmaktadır. Bankada parası olanların %2’si bankalardaki tüm mevduatların toplam %91.2’sine sahiptir. Gelir dağılımındaki bu müthiÅŸ bozukluk hemen göze çarpmaktadır. Yıllar geçse de, özelleÅŸtirmeler yapılsa da zengin daha da zengin olmaya, orta direk ise daha da fakirleÅŸmeye devam etmektedir.
Peki 2002 – 2010 arası yapılan bu özelleÅŸtirmeler yoluyla elde edilen milyar dolarlar ile devlet ve halk, ekonomik olarak ne kazanmıştır? ÖzelleÅŸtirmelerden gelen paralarla devlet düze çıkmış mıdır? Lütfen aÅŸağıdaki tabloyu iyice bakınız.
|
|
2002
|
2010
|
|
Dış Borç
|
125 Milyar Dolar
|
282 Milyar Dolar
|
|
Kişi Başına Kamu Borcu
|
2918 Dolar
|
4152 Dolar
|
|
Cari Açık
|
0.63 Milyar Dolar
|
48.5 Milyar Dolar
|
|
Haciz Dosyaları
|
10 Milyon Adet
|
17 Milyon Adet
|
|
İşsiz Sayısı
|
2.264 Milyon
|
3.259 Milyon
|
|
1 Kilo Dana Eti
|
3 Tl
|
35 TL
|
|
1 Litre Benzin
|
1.66 Tl
|
4.16 TL
|
|
Vatandaşın Bankalara Borcu
|
6.5 Milyar Tl
|
10 Milyar TL
|
2002 yılında Türkiye’de iÅŸ arayan 65 yaÅŸ üstü insan sayısı sadece 375 iken bu sayı 2010’da 22.000’i aÅŸmıştır.
Türkiye bu özelleÅŸtirmeleri borçlandığı “troyka”ların ( IMF ve kredi alınan sair bankalar) ÅŸart koÅŸması üzerine hiçbir direnç göstermeden hızla yerine getirmiÅŸtir ve halen de getirmektedir. Ancak kamuya ait yani devlet malı olan bir sürü kurum, kuruluÅŸ ve araziler yabancı ÅŸirketlerce satın alınmış olmasına raÄŸmen yukarıdaki tablodan görüleceÄŸi üzere devletin ve bireyin ekonomik yapısı bırakın daha iyi olmayı daha da kötüleÅŸmiÅŸ bulunmaktadır.
ÖzelleÅŸtirmelerin;
Ekonomik krizden devletleri kurtarıcı bir formül olduÄŸu;
Halka olumlu yansımalarının olduğu;
Halka daha iyi ve ucuz hizmet verilmesini sağladığı;
Ülke insanını zenginleÅŸtirdiÄŸi;
Çalışanların daha iyi bir ortamda iÅŸ yapmalarını saÄŸladığı;
Sosyal hakları geriletmediği;
Ücretleri düÅŸürmediÄŸi;
Çalışanları sendikasız bırakmadığı;
İnsanları bankalara esir etmediği;
Ekonomik hayatı ucuzlattığı veya en azından pahalılaştırmadığı;
BÜYÜK BİR YALANDAN İBARETTİR.
EÄŸer bunlar yalan olmasaydı ABD, İngiltere, Fransa, Rusya, Çin, İsrail ve Almanya gibi ekonomi devi ülkeler de stratejik kurumlarını hemen özelleÅŸtirmez miydi? Hayır özelleÅŸtirmezlerdi. Çünkü onlar özelleÅŸtirmenin ne anlama geldiÄŸini çok iyi bilmektedirler.
Ve onlar kendileri özelleÅŸtirmeden uzak dururken borçlandırdıkları ülkelere ise özelleÅŸtirmeyi ön koÅŸul olarak dikte etmekte, sonra da gidip o devletlerin öz varlıklarını satın alarak ele geçirmektedirler. Bunun adı da “KANSIZ FETİH”tir.
KAYNAKLAR:
1. Avrupa’da Demokrasi’nin Tasfiyesi ve OligarÅŸik DikdatörlüÄŸe GidiÅŸ, Prof. Dr. Michael Hudson, Teori Dergisi, Haziran 2012.
2. www.tarafsızhaber.blogspot.com / Rakamlarla Türkiye’nin 8 yılı
3. BDDK Aralık 2006 ayı Bülteni
|