"ARTIK TELGRAFIN TELLERİNE KUŞLAR KONMUYOR- PTT ve Türk Telekom Anıları" isimli kitabımızı NASIL TEMİN EDEBİLİRSİNİZ?
 
KANSIZ FETİH ARACI :ÖZELLEŞTİRMEKANSIZ FETİH ARACI :ÖZELLEŞTİRME

Tarih: 2012-07-24

Kıbrıs Postası Gazetesinde bugün Barış Mamalı  imzasıyla Kansız fetih aracı "Özelleştirme"başlıklı  bir yazı yayınlandı, KKTC’de gerçekleştirilen özelleştirmelerin ele alındığı uzun yazının son bölümü Türkiye’deki özelleştirmelere ayrılmış.

Yazı içeriğine genelde katılmakla birlikte, Yazarın,  "Fetih" kelimesinin islami bir kavram olduğunu dikkate alarak yazının başlığını "Emperyalizmin kansız silahi: Özelleştirme" veya  "İşgalin Kansız aracı: Özelleştirme" diye seçmesinin daha uygun olacağını düşünüyoruz. Kaldı ki, özelleştirmelerin kansız olup olmadıkları da ayrı bir tartışma konusudur. 

Biz bu yazının Türkiye ile ilgili bölümünü aynen, diğer bölümlerini de özetleyerek bilginize sunuyoruz.

KANSIZ FETİH ARACI "ÖZELLEŞTİRME"

Barış MAMALI

Bir ulusu fethetmenin ve köleleştirmenin iki yolu vardır. Birisi kılıçla diğeri BORÇLA.

( John Adams, 1735-1826 )

Yaratılan ekonomik bunalımın sisli bulutları içerisinde toplumumuza dayatılan tedbirler içerisinde “özelleştirme” konusu gündemimizi haklı olarak meşgul etmektedir. Bir tarafta özelleştirmeyi bir kurtuluş ve ekonomik düze çıkma aracı olarak gören iktidar ve iktidar yandaşları ile diğer tarafta özelleştirme karşıtı muhalif güçler kıyasıya bir mücadeleye girmiş bulunmaktadır.

Küresel kriz kılıfı altında ortaya atılan ve zorla uygulatılan ekonomik tedbirlerin hep çalışanlara fatura edildiğini görmekteyiz. Ülkenin zenginliklerini elde tutan servet sahiplerine dokunamayan devletler çalışan kesimin emeğine, geleceğine sosyal güvencesine karşı hunharca saldırıya geçmiş bulunmaktadır.

Özelleştirme;

Kamu mülkünün özel şahıslara satılmasıdır.

Devletin ekonomik ve sosyal rolünün azaltılması, ekonomik sömürü karşısında denetim ve kontrolün elinden alınmasıdır.

Çalışanların sosyal güvencelerinin patronun kazancı uğruna en düşük seviyeye indirilmesidir.

Kamu güvencesinden yoksun ve sendikasız çalışmaya mahkum edilmesidir.

Vergiden muaf faiz ödemeleri (ve hatta sermaye kazançları), devlet gelirlerini azaltmakta ve bütçe açığını artırmaktadır. Özelleştirme, (ki, IMF ve AMB’nin temel önceliğini oluşturmaktadır), hiçbir zaman fiyat istikrarını sağlamadığı gibi, altyapı, barınma ve diğer zorunlu yaşam hizmetlerini daha da pahalılaştırmakta, ama üst düzey yöneticilerin ücretlerini yükseltmektedir. Halk ise daha da fakirleşmektedir.  

Ulus-devletin belirleyici üç temel özelliğinden biri, devletin para basma yetkisidir. İkincisi, vergilendirme yetkisidir.

Bugün bu iki yetki, ellerinin ve kollarının bağlanmasıyla, demokratik şekilde seçilmiş hükümetlerin elinden alınmakta ve finans sektörüne devredilmektedir. Bugün yaşananlar ise, başka bir türden yapılan savaştır. Bu savaş devlet gücüne karşı açılmıştır. Ve her şeyden önce finansal bir savaştır, ama ele geçirmek istediği hedefler bakımından askeri bir fetihten farksızdır: İlk olarak, toprak ve toprak altı ve üstü zenginlikler ele geçirilmektedir. Sonrasında ise, kamusal altyapı ile diğer kamu şirket ve varlıkları ele geçirilmektedir.

Bu yeni savaş türünde, devletler finansal fetihçiler adına kendi halklarına karşı savaştırılmaktadır.

Özelleştirmeler sadece kamu varlıklarına el koymakla kalmıyor, aynı zamanda, kamu sektöründeki belli kazanımlara sahip işgücünü (memurları,işçileri) tasfiye ediyor ve onların yerine daha düşük ücret, daha düşük emeklilik, daha az sağlık ve minumum haklara sahip sendikasızlaştırılmış işgücü alıyor.

AMB, sosyal devletin bir kazanımı olan “kazanca göre artan oranlı vergilendirme” ilkesini ortadan kaldırmaktadır.

Portekiz, İrlanda, İtalya, Yunanistan ve İspanya devletlerinin bütçe açıkları, ne tesadüftür ki “vergilendirilmemiş servetlerden” kaynaklanmıştır. Bu ülkeler zengine dokunamadıkça devletlerini ekonomik uçuruma doğru yuvarlamışlar ve şimdi o çukura düşmemek için de dar gelirli vatandaşların üzerine abanmışlardır. Aynen bizde olduğu gibi.

Eğer devletler bütçe açıklarını tasarruf yaparak kapatmak amacıyla kamu harcamalarını kısar ya da genel ekonomi üzerindeki vergi yükünü artırırsa, bu kısıntılar, ekonomideki parayı emerek, mal ve hizmet satın almak için yapılan harcamaların azalmasına yol açacaktır. Bu durum ise, sadece ve sadece işsizlik ve borç artışı ve iflaslarla sonuçlanacaktır. Borç deflasyonu göçe, yaşam süresinin kısalmasına, doğum oranlarının düşmesine, evlenmelerin ve aile kurma oranlarının azalmasına neden olur ve olmaktadır. KKTC’de yaşananlar da işte tam budur. Büyük servet sahiplerinin kazançları yerine sadece çalışanlar üzerinde vergi yükünü artırarak yapılan, günü kurtarmaktan ve ülke geleceğini yok etmekten başka bir şey değildir.

Burada, yaşanan krizden ötürü özellikle kimlerin, hangi özel çıkar gruplarının yararlandığı önem arz etmektedir. Krizler işsizliği artırmakta, sendikalı ve sendikasız işçilerin gücünü kırmakta, çalışanların durumunu kötüleştirmektedir. İflaslar ilan edildikçe, hem ulusal hem de yerel düzlemde bütçe kısıntılarına gidilmektedir. İlk kesintiler, emeklilik fonlarından yapılmıştır. Çalışanlar her türlü tasarruftan vazgeçmek zorunda kalırken, mali sermayenin kodamanları ellerini ovuşturmaktadır. Çünkü bu kesintilerden sağlanan kaynaklar bin bir yoldan bunların kasalarına aktarılmaktadır. Böylece, büyük balık küçük balığı yutmaktadır.

Peki bankalara göre ödenmemiş borçların bedelini neden toplumun bütünü üstlenmelidir? Onlara göre, devlet, çalışanların emeklilik fonlarından dolayı borçlanmıştır, dolayısıyla devlet bir borcu bile ödemekten vazgeçse bütün sistem çökme tehlikesi taşır. Bu korku hurafesinden başka bir şey değildir.

Ekonomik Krizden Çıkış İçin Çözüm Mevcuttur.

1) Mümkün olduğu kadar az borçlanmak, toprak ve doğal zenginliklerden gelen rantı vergilendirmek ve tekel fiyatlarını üretim masraflarına uygun olarak belirlemektir.

2) Karar vermek zorundayız. Yüzyıllar içinde elde ettiğimiz ekonomik kazanımlardan vazgeçerek, ekonominin planlanmasını ve artı-değeri bankalara teslim etmeyi savunan liberal ekonomistlerin yolundan mı gidilmeli, yoksa klasik ekonomi felsefesinin ve İlerici Dönem‘in temel ilkeleri canlandırılarak, en az yaşam pahalılığı öne çıkarılarak, sermaye piyasalarının toplum açısından kabul edilebilir biçimde şekillendirilmesi ve uzun vadeli büyüme sağlanması yolundan mı?

Bugün Avrupa’da boğazına kadar borca batmış ülkelerde oligarşik bir darbe olmakta; Vergi politikaları ve bütçe düzenlemeleri uluslararası banka kartellerinin tayin ettiği bürokratların eline teslim edilmektedir.

BİZE ÖZELLEŞTİRMEYİ DİKTE EDEN TÜRKİYE’DE DURUM NASILDIR?

1986 – 2010 arası Türkiye’de yapılan özelleştirmelerden hükümet toplam 39.600 Milyar Dolar gelir elde etmiştir.  Bu gelirin 30.734 Milyar Doları 2002 – 2010 arası elde edilmiştir. Yani Türkiye’de yapılan tüm özelleştirmelerin %77.5’ini 8 yıllık dönemde sadece AKP iktidarı yapmıştır.

Devletin stratejik ve alt yapısı olan bir çok kamu kurumu yabancılara satılmıştır. Türk Telekom, Telsim, Kuşadası ve İzmir limanları, devlet bankaları, PETKİM, Rakı, Birçok gıda şirketi, Tütün ve Alkol İşletmeleri, Köprüler, SEKA, ETİ BAKIR, ETİ GÜMÜŞ, BURSAGAZ, Sümer Holding işletmeleri, TÜPRAŞ, Aleminyum işletme tesisleri ve daha bir çok kurum, kuruluş ve taşınmaz mallar yabancı şirketlere satılmıştır. 2012 yılı içerisinde de özelleştirilmesi planlanan daha bir sürü kamusal alan bulunmaktadır. Devlete ait oto yolların birçoğu dahi bu plan içerisinde özelleşmeyi beklemektedir. Kısacası yakın bir zaman içerisinde Türkiye’de Türkiye Devleti’ne ait bir şey bulmak çok zorlaşacaktır. 

Türkiye bankalarında yaklaşık 40 milyon T.C vatandaşının mevduatı bulunmaktadır. Bankada parası olanların %2’si bankalardaki tüm mevduatların toplam %91.2’sine sahiptir. Gelir dağılımındaki bu müthiş bozukluk hemen göze çarpmaktadır. Yıllar geçse de, özelleştirmeler yapılsa da zengin daha da zengin olmaya, orta direk ise daha da fakirleşmeye devam etmektedir.

Peki 2002 – 2010 arası yapılan bu özelleştirmeler yoluyla elde edilen milyar dolarlar ile devlet ve halk, ekonomik olarak ne kazanmıştır? Özelleştirmelerden gelen paralarla devlet düze çıkmış mıdır? Lütfen aşağıdaki tabloyu iyice bakınız.

 

                   2002

                          2010

Dış Borç  

125 Milyar Dolar

282 Milyar Dolar

Kişi Başına Kamu Borcu

2918 Dolar

4152 Dolar

Cari Açık

0.63 Milyar Dolar

48.5 Milyar Dolar

Haciz Dosyaları

10 Milyon Adet

17 Milyon Adet

İşsiz Sayısı     

2.264 Milyon

3.259 Milyon

1 Kilo Dana Eti

3 Tl

35 TL

1 Litre Benzin

1.66 Tl

4.16 TL

Vatandaşın Bankalara Borcu 

6.5 Milyar Tl

10 Milyar TL

2002 yılında Türkiye’de iş arayan 65 yaş üstü insan sayısı sadece 375 iken bu sayı 2010’da 22.000’i aşmıştır.

Türkiye bu özelleştirmeleri borçlandığı “troyka”ların ( IMF ve kredi alınan sair bankalar) şart koşması üzerine hiçbir direnç göstermeden hızla yerine getirmiştir ve halen de getirmektedir. Ancak kamuya ait yani devlet malı olan bir sürü kurum, kuruluş ve araziler yabancı şirketlerce satın alınmış olmasına rağmen yukarıdaki tablodan görüleceği üzere devletin ve bireyin ekonomik yapısı bırakın daha iyi olmayı daha da kötüleşmiş bulunmaktadır.

Özelleştirmelerin;

Ekonomik krizden devletleri kurtarıcı bir formül olduğu;

Halka olumlu yansımalarının olduğu;

Halka daha iyi ve ucuz hizmet verilmesini sağladığı;

Ülke insanını zenginleştirdiği;

Çalışanların daha iyi bir ortamda iş yapmalarını sağladığı;

Sosyal hakları geriletmediği;

Ücretleri düşürmediği;

Çalışanları sendikasız bırakmadığı;

İnsanları bankalara esir etmediği;

Ekonomik hayatı ucuzlattığı veya en azından pahalılaştırmadığı;

BÜYÜK BİR YALANDAN İBARETTİR.

Eğer bunlar yalan olmasaydı ABD, İngiltere, Fransa, Rusya, Çin, İsrail ve Almanya gibi ekonomi devi ülkeler de stratejik kurumlarını hemen özelleştirmez miydi? Hayır özelleştirmezlerdi. Çünkü onlar özelleştirmenin ne anlama geldiğini çok iyi bilmektedirler.

Ve onlar kendileri özelleştirmeden uzak dururken borçlandırdıkları ülkelere ise özelleştirmeyi ön koşul olarak dikte etmekte, sonra da gidip o devletlerin öz varlıklarını satın alarak ele geçirmektedirler. Bunun adı da “KANSIZ FETİH”tir.

KAYNAKLAR:

1. Avrupa’da Demokrasi’nin Tasfiyesi ve Oligarşik Dikdatörlüğe Gidiş, Prof. Dr. Michael Hudson, Teori Dergisi, Haziran 2012.

2.  www.tarafsızhaber.blogspot.com / Rakamlarla Türkiye’nin 8 yılı

3. BDDK Aralık 2006 ayı Bülteni

Bu Haber 1196 defa okunmuştur.
TELEKOM´DAN GİTME ZAMANI
VARLIK FONU’NA BÜYÜK DEVİR
KÂR EDEN ŞİRKETİ SATTILAR
ÖZELLEŞTİRMENİN YENİ BAŞKANI: AH
ÖZELLEŞTİRME SAHTEKARLARINA MAHK
TP ÖZELLEŞTİRİLDİ
ÖZELLEŞTİRME POLİTİKASI AGRESİFL
ŞEKER STRATEJİK AMA TELEKOM DEĞ
ÖZELLEŞTİRME TORBADAN ÇIKARILDI!
SAADET´TEN ÖZELLEŞTİRME TEPKİSİ
ÖZELLEŞTİRME TORBASI GELİYOR…
195 KURULUŞTA KAMU PAYI KALMADI
MİLLİ PİYANGO NEDEN HALKA ARZ ED
RUSYA´DA ÖZELLEŞTİRME KARŞ
MAHKEME KARARINA RAĞMEN !!!
KAMU-SEN GENEL BAŞKANI KONCUK AÇ
DEVLETLEŞTİRME Mİ BAŞLIYOR?
HAZİNE´YE ÖZELLEŞTİRMEDEN
BİR GARİP ÖZELLEŞTİRME
ÖZELLEŞTİRME GELİRİ 67 MİLYAR DO
BU KATEGORİDEKİ DİĞER HABERLER
 
  Copyright © 2006-2011 Telekomcular Dernegi
Web sitesinde yer alan yazi,resim ve materyaller izinsiz kullanilamaz,kopyalanamaz!