"ARTIK TELGRAFIN TELLERİNE KUŞLAR KONMUYOR- PTT ve Türk Telekom Anıları" isimli kitabımızı NASIL TEMİN EDEBİLİRSİNİZ?
 
HAKAN GEDİKLİ BİLDİRİYOR…HAKAN GEDİKLİ BİLDİRİYOR…

Tarih: 2013-12-04

02.12.2013 tarihinde, işyerinden bir arkadaşın babasının vefatı nedeni ile taziye için Sarız ilçesine doğru 5 araba hareket ettik. Bizden yarım saat önce hareket eden önümüzdeki araçta Suat(sürücü), Ahmet, Fikri, Adem ve Mustafa var.

Kayseri’den Sarız’a gitmek için Pınarbaşı ilçesine mecburen uğruyorsunuz ve Pınarbaşı ilçesi, Sarız ile Kayseri’nin ortasında bir yerde.

Pınarbaşı’na yaklaşınca, bizden önde olan aracın Pınarbaşı çıkışında kaza yaptığını arkadaşım telefonda öğrenince, ne yapacağımızı şaşırdık, korktuk, meraklandık, üzüldük. Tedbirden dahası yavaşlayacak, yoksa olay yerine yetişmek için hızlanacak mıydık? Bir başkasıyla daha yapılan görüşmede, kazazedelerin ambulans ile Pınarbaşı Devlet Hastanesi’ne getirileceğini öğrendik. Tek merak ettiğimiz şey, kaza yapan arkadaşlarımızın sağlık durumuydu.

Aracı ben kullanıyorum ve benimle seyahat eden arkadaşlardan sürekli “Aman ha, aman dikkatli gidelim” şeklindeki tavsiyeleri dinlerken, geçen sene 19.12.2012 tarihinde benimle birlikte trafik kazası geçiren bayan arkadaşımızın ağlamaya başlamasıyla birlikte, moralimiz iyice bozuldu.

Kötü haberi aldıktan yaklaşık 15 dakika sonra, Pınarbaşı Devlet Hastanesinin Acil kapısında, gelecek ambulansı beklemeye başladık.

Nihayet ambulans göründü. Arkasını bize doğru dönüp, geri geri gelmeye başladı. Kapı açıldı ve Fikri sedye ile içeri alınırken, nefes almakta zorlandığını, başından kanlar aktığını gördüm.

Ardından Mustafa yatar pozisyondan düzeltilerek sağından ve solundan desteklenmek sureti ile sarı fosforlu kıyafetli sağlık görevlilerince aşağı indirildi. Tekerlekli sandalyeye bindirildi. Kafasında kandan kızarmış sargı bezleri ve kana bulanmış kravatı dikkat çekiyordu. Sol eli ile sürekli kalbini tutuyor ve çok ağrıdığını kısık sesle söyleyebiliyordu.

Sıra ambulansın içinde oturarak getirilen Adem’e gelmişti. Adem’in ayağa kalkması istendi. Ayağa kalkarken acılar içinde kıvrandığı yüzünden gayet iyi belli oluyordu. Lakin ayaktaki hali, ayakta durmaya zorlanan sarhoş adamlara çok benziyor, adeta adımını atamıyordu. O anda içimden “siz ne yapıyorsunuz be adamlar, hadi beli kırıksa, felç olabilir” demek geliyordu ama bu defada “bize işimizi mi öğretiyorsun?” diyebilirlerdi. Neticede resmi görevlilerdi.

Ahmet’in başındaki hafif yara dışında pek bir şey görülmüyordu. Ayaktaydı.

Kaza yapan aracın sahibi ve sürücüsü Suat’ın ise sadece kaşının üstü hafif morarmıştı. Dimdik ayaktaydı. Hızlı adımlarla “bende bişey yok” diyor, sanki birilerini arıyor gibi bir oraya bir buraya koşuşturup duruyordu.

Mustafa ve Ahmet 6 yataklı bir odaya alındı. Bu iki arkadaşın durumu, diğerlerine göre hafifti. Ahmet sürekli ben iyiyim, bende bişey yok diyor, görevli sağlık personelinin diğer arkadaşlarla ilgilenmesini sağlamaya çalışıyordu.

Diğer oda, buraya göre daha kalabalıktı. Doktorlar ilk müdahalelere başlamışlardı. Ben karşı odaya giremedim ama arkadaşımız Lütfi oradaydı. İnsan psikolojisi işte. Sanki biz olmazsak, arkadaşlarımıza kötü bişey olacak gibi geliyordu.

Doktorun talimatı ile hemşire, Mustafa’nın koluna serumu bağladı ve gitti. Mustafa’nın boynuna takılan koruyucu bant, kravatını çıkarmama engel olacağı için, kravatı çıkarmaktan vazgeçtim. Mustafa’ya benzer bir kazayı yakın zamanda benimde geçirdiğimi, panik olmamasını, sakin olmasını, mecbur kalmadıkça konuşmamasını anlatırken, sol eliyle kalbini tutuyor, “bura çok ağrıyor” diyordu. Bende doktor edasıyla “orada kaburga kırılmıştır, korkma, ağrıması normal, biraz sabırlı olmalısın” dedim. Konuşmalarımın Mustafa’yı rahatlattığını düşünüyorum. Oysa böyle terapilerin, sağlık personelince yapılması gerekmezmiydi?

Şu an için sağlıklı görünen her arkadaşımızın, hayatını kaybetme ihtimali vardı. Ne de olsa adı üzerinde trafik kazası. İç kanama olabilirdi.

Bu arada doktor ve hemşire içeri girdi. Doktor Mustafa’nın göz kapaklarını yukarı kaldırıyor, “gözlerini kapatmaya çalış” diyordu. Parmağını, Mustafa’nın gözleriyle takip etmeye çalışmasını isterken, bir sağa bir sola gezdiriyordu. Hiç tıp eğitimi almadım, anlamam, meraklısı da değilim ama gördüğüm kadarıyla bir anormal durum yoktu sanki.

Doktor, Mustafa ile yeterince ilgilendikten sonra yanımızdaki Ahmet’e, ağrılarının olup olmadığını sordu. Kazazedelerin en yaşlısı olan Ahmet , ‘biraz boynum ve sırtım ağrıyor’ derken, sanki “ağrıyan bölgelere ovuşturarak masaj yapmalarını ister gibi” bir hali vardı.

Bir süre sonra, karşı odadaki Fikri ve Adem’in ambulans ile Kayseri’ye sevk edildiklerini duyunca şaşırdım. Doğrusu ne zaman gittiler farkına bile varamadık. Lütfi, Fikri’ye ambulansla eşlik etmişti. Lakin Adem’in yanında kimsenin olmadığını duyunca vah-tüh ettik. Birimizde Adem’in yanında olabilirdik.

Ortalık sakinleşir gibi olunca, aklımız başımıza geldi ve 5 kişi olarak geldiğimiz Pınarbaşı’ndan 4 kişi olarak ayrıldık.

Bu defa kazazede arkadaşların yakınlarına telefonla ulaşıyor veya birilerinin ulaşmasını sağlamaya çalışıyorduk.

Kayseri’de;

-Fikri’nin beyin kanaması geçirme ihtimalinin olduğunu, 2 gün boyunca yoğun bakımda uyutulduğunu, gerekirse 2 gün daha uyutulacağını ve çok sayıda kaburga kırıklarının olduğunu,

-Adem’in kalça kemiği veya civarında bir kırık olduğunu, 45 gün hareketsiz evde yatması gerektiğini,

-Mustafa Siyer’de sadece bir kaburga kemiği kırığı olduğunu, başına 7 dikiş atıldığını,

-Ahmet’in evinde istirahat ettiğini,

-Suat’ın sürücü olarak olaya sebebiyet verdiği için kanun karşısında suçlu bulunduğunu, maddi anlamda mağdur olduğunu,

Oysa kaza yerinde, mıcır sebebiyle çok kısa süre önce yine bir kaza olduğunu, arkadaşlarımızında aynı sebepten ötürü bu kazanın başlarına geldiklerini ve hemen kaza sonrası yolun fotoğraflarını Suat cep telefonu ile çekse de, Karayollarına ait bir ekibin yolu süpürdüklerini,

Kaza da Japonyaların muhteşem bir araba yaptıklarını, araçta hiçbir camın kırılmadığı, yolcu kabininde deforme olmadığı, sadece arka bagajın kabine doğru buruştuğunu, ön çamurlukta ezik olduğunu,

Devlet Hastanesi adı altında İlçelerdeki İşkencehanelerin aslında pekte bir işe yaramadığını, zaman kaybettirdiğini,

Kaza geçiren bu arkadaşların, başta eş ve çocukları olmak üzere tanıyan herkesin üzüldüklerini, işini gücünü tamamen veya kısmen bırakmalarına sebep olduklarını, hastanelerdeki iş yükünü daha da artırdıklarını,

Önde oturan Suat (sürücü) ve Ahmet’in emniyet kemerini taktıklarını, arka koltuktaki Fikri, Adem ve Mustafa’nın emniyet kemerini takmadıklarını,

Suat ve Ahmet’in olaydan rahat kurtulduklarını, emniyet kemeri takmayan diğer arkadaşların daha emniyetli olduğu düşünülen arka koltuklarda perişan olduklarını,

Öğrendik.

Son söz ve hatırlatma:

“Emniyet kemeri takınız, takmayanları uyarınız”

 

Hakan GEDİKLİ
Telekomcular Derneği
Yönetim Kurulu Üyesi

04.12.2013

Bu Haber 2657 defa okunmuştur.
OSMAN DEVEDAŞI VEFAT ETTİ
MUSTAFA ŞENLİ´NİN BABASI VEFAT E
OKTAY DEMİRCİOĞLU’NUN ANNESİ VEF
ELİF GİZEM AKKAYA İÇİN MEVLİD
A.CİHAN CEYLAN VEFAT ETTİ
NURHAN DEMİR VEFAT ETTİ
REMZİ YAVUZ VEFAT ETTİ
ARMAĞAN ÖZKAYA´NIN BABASI
TELEKOMCU KADINLAR BULUŞMASI
OSMAN ÖZÜPEK´İN ANNESİ VEF
ACINIZ ACIMIZDIR
NİHAL ELELÇİ VEFAT ETTİ
NECDET AKKUŞ VEFAT ETTİ
HAKKI ÇAY VEFAT ETTİ
TRAFİK KAZASINDA KAYBETTİK
HALİL CEYLAN VEFAT ETTİ
RECEP KOÇ VEFAT ETTİ
MAHMUT ERASLAN VEFAT ETTİ
ÇETİN ARGUN VEFAT ETTİ
OLGUN ÖNER DİYADİN KAYMAKAMI
BU KATEGORİDEKİ DİĞER HABERLER
 
  Copyright © 2006-2011 Telekomcular Dernegi
Web sitesinde yer alan yazi,resim ve materyaller izinsiz kullanilamaz,kopyalanamaz!