Derneğin İlk Sağlık Anlaşması SETUR İLE İNDİRİMLİ TATİL
 
POSTA MEMURLUĞUNDAN SADRAZAMLIĞAPOSTA MEMURLUĞUNDAN SADRAZAMLIĞA

Tarih: 2017-03-14

PTT Çalışanları içerisinde Türkiyede başbakan olabilmiş tek bir isim var: Talat PAŞA.

O bundan tam 96 yıl önce Bugün 15.03.1921 Tarihinde bir Ermeni Teröristin kurşunlarıyla şehit olmuştu. Vefatının yıl dönümü nedeniyle, onun vatamn sevgisi, macera ve hırs dolu hayatını, size Başkan Yardımcımız Fazlı KÖKSAL'ın kaleminden aktaralım istedik

(Bu Yazı Fazlı KÖKSAL'ın "Posta ve Telekomünikasyon Tarihinden Portreler" Kitabından alınmıştır.)


Posta Memurluğundan Sadrazamlığa

TALAT PAŞA

 

TALAT BEY

----------

 

Vatanı savunduk, nasıl savunursa kurt kendi kanını!
Hayallerimiz yüksek, canımız alçaktaydı ki o kadar,
Hatta daha aşağıda bile, feda olsun! Biz isyankârdık.
Haydi vurdurun beni! Çeksin tetiği zavallı biri… heyhat!
Arkasında İngiliz hükümeti. Biliyor Talât!
Terakki dedim de, hücrelerdir! Kimi canlı, kimi baştan ölü!
Okulluyduk biz, orada öğrendik can verme yollarını,
Şehadetnamemiz, vatanın koynunda gizlidir!
                                            Hüseyin HAYDAR

 

Fazlı KÖKSAL

Posta Memurluğundan Sadrazamlığa uzanan, bir ermeni komitacısının kurşunlarıyla son bulan, vatan sevgisi, hırs ve hayal dolu, dürüst ve maceralı bir hayat… Talat Paşanın hayatı bu cümle ile özetlenebilir.

Telgraf idarehanesinde ücretsiz katip[1], seyyar posta memuru, Selanik Telgraf İdaresi Başkatipliği görevlerinde bulunan Talat Bey, Posta ve Telgraf Nazırlığı, Dahiliye Nazırlığı ve Sadrazamlık görevlerinde bulunmuştur.

 İttihat Terakki’nin “Bizim Talat”ı, iken “Talat Bey” en nihayet  “Talat Paşa” olmuştur…

O, ülkenin en netameli yıllarında, birinci dünya savaşı yıllarında Sadrazamlık gibi çok zor bir görevi yürütmüştür.

İttihat Terakki’nin Enver Paşa ve Cemal Paşa ile birlikte en etkin üç kişisinden birisidir…

Talat Paşa hakkında toplumun yargıları çok farklıdır;

Bir grup onu; Türkiye’yi 1. Dünya Savaşına sokan, tehcir kararını alıp uygulayarak,  insan haklarını çiğneyen, Türkiye’yi uluslar arası platformlarda zor durumda bırakan bir kötü adam olarak takdim ederken,

Diğer bir gruba göre; Türkiye’yi Türkleştiren, Ermenilerin iç ayaklanmalarını engelleyerek, İstiklal Savaşına doğu cephesinden emin olarak, iç ayaklanma endişesi olmadan girilmesini sağlayan, böylece; bu vatanda bağımsız yaşamamızı borçlu olduğumuz kişilerden birisi, bir Milli kahramandır…

Talat Paşa Posta, Telgraf ve Telefon Nazırlığı döneminde Fen Müfettişliklerinin yeniden ihdas ettirmiş, ayrıca posta ve telgraf memurları için kefalet sandığı teşkili için girişimde bulunmuştur.

Almanya’ya kaçak yaşadığı günlerde Ali Sai takma adını kullanması onun postacılıktan hiç kopamadığının bir göstergesidir. Zira “Sai” postacı haberci demektir…

Hayatı:

 Talat Paşa 1 Eylül 1874 yılında Edirne’de, Sultanselim’in Kurşunlufırın mahallesinde küçük ahşap bir evde doğdu. Babası, Kırcaali kazasının Çepleci köyüne yerleşmiş Batı Trakya Yörüklerinden Ahmet Vasıf Efendi, Talat Paşa doğduğu sırada Edirne'de sorgu yargıcı olarak görev yapıyordu.

İsyancı ve Örgütçü Genç Talat

Talat Paşa, ilkokulu Vize’de okudu. Edirne’de Arasta çarşısında kavaf olan Sabri Bey’in himayesinde Edirne Askeri Rüştiyesini bitirdi. İki yıl Edirne Musevi cemaatinin Alliance İsraelité mektebinde Fransızca öğrendi; bu okulda bir yıl Türkçe öğretmen vekilliği yaptı. Sonradan iki yıl da Selanik Hukuk Mektebi’nde okudu; ancak bitirmedi.

11 yaşında babasının ölümü üzerine maddi durumları iyice bozulmuştu. Annesini ve ablasını geçindirebilmek için 17 yaşında, 1891’de Edirne Telgrafhanesinde bir süre para almadan, daha sonra 300 kuruş aylıkla kâtip olarak çalışmaya başladı. Bu görev, genç Talat’ın değişiminin ilk adımıdır. Kendini geliştirmek yanında, dünyadaki gelişmeleri de izleme imkânı buldu. Jön Türk hareketine ilgi duydu. Yurtdışında bastırılan, ülkeye gizlice gönderilen gazete ve kitapçıkları okuyor ve arkadaşlarıyla birlikte yayıyordu. 30 Temmuz 1896’da tutuklandı. 25 ay süren cezaevi günlerinde Balkan ülkelerinde yıllarca komitacılık yapmış siyasi tutuklulardan dinlediği deneyimler, onda yeni düşünce ufukları açtı. Üç yıl kalebentlik cezasına çarptırıldı. Abdülhamit tarafından affedildi. Ancak İstanbul’a gitmesi yasaklandı. Bu karar üzerine Talat Bey, Selanik’e gitti.

Siyasi sürgün olduğu için iş bulması kolay olmadı. 1898’de bir süre Selanik ve Manastır arasında seyyar posta memuru olarak çalıştı. 3. Ordu’ya mensup genç subaylar, öğretmenler ve aydınlarla tanıştı. 1899’da Paris’teki Jön Türkler ile ilişkiye geçti. 1903’te Selanik Telgraf İdaresi başkâtibi oldu. Etkisi daha geniş bir çevreye yayıldı. En çok güvendiği on arkadaşıyla birlikte 1906’da Osmanlı Hürriyet Cemiyeti’ni kurdu. Bir yıl sonra bu cemiyet, Paris’teki Terakki ve İttihat Cemiyeti’nin birleşme önerisini kabul ederek Osmanlı Terakki ve İttihat Cemiyeti Dahili Merkezi Umumisi olarak adlandırıldı.

Talat Bey, bu arada bir yandan Selanik Hukuk Mektebi’ne devam etmeye başladı.

21 Kasım 1907’de memuriyetten çıkartıldı. Selanik Özel Ticaret Mektebi’nde müdürlük yaptı.

 Gizli örgütten Meclisi Mebusuna

 23 Temmuz 1908’de Hürriyet’in ilanı üzerine, o döneme kadar yalnızca İttihat ve Terakki’nin kurucuları ve önde gelenleri arasında adı ve rolü bilinen Talat Bey, ülke çapında tanındı. 30 Temmuz 1908’de İttihat ve Terakki’den Edirne Mebusu seçildi. Meclisi Mebusan’ın birinci reis vekili oldu. Bir yandan Cemiyet’i bütün memlekette örgütlemeye, bir yandan da muhtelif milletlere mensup mebuslar arasında Meclis’te memleket meseleleri konusunda görüş birliği sağlamaya çalışıyordu. 31 Mart ayaklanması üzerine Meclisi Mebusan’ın Yeşilköy’de toplanmasını o sağladı ve ayaklanma bastırıldıktan sonra, Meclis’te çoğunluğu sağlamış İttihat ve Terakki mebusları arasında birlik ve beraberlik düşüncesini yaymaya çalıştı. 1909’da İngiltere’ye giden mebuslar heyetinin başkanıydı. Bu görevle yurtdışındayken 8 Ağustos’ta Hüseyin Hilmi Paşa kabinesinde Dâhiliye Nazırlığına getirildi. İç olayların yoğunlaştığı bir dönemde siyasi muhaliflerinin şiddetli saldırıları üzerine 18 Şubat 1910’da istifa etti. 4 Şubat 1911’de kurulan Mehmet Sait Paşa Hükümeti’nde bu kez Posta ve Telgraf Nazırlığını,  17 Şubat’tan sonra da vekâleten Dâhiliye Nazırlığını üstlendi.

Gönüllü Er

1912’de Balkan Savaşı’nın ilanı sırasında Edirne’de bulunuyordu. Gönüllü er olarak orduya katıldı. Ancak yakınlarının itirazı üzerine İstanbul’a döndü. Balkan yenilgisinin ardından İttihat ve Terakki’nin Kâmil Paşa Hükümeti’nden tekrar iktidarı ele almak amacıyla düzenlediği ‘Babıâli Baskını’na (23 Ocak 1913) öncülük etti. Sadrazam Mahmut Şevket Paşa’nın öldürülmesinden sonra da Said Halim Paşa Kabinesi’nde yeniden Dâhiliye Nazırı oldu. 1915 yılında Ermenilerin tehcir edilmesi nedeniyle Batı kamuoyunda soykırım yamakla suçlandı ve “bir numaralı Ermeni düşmanı” ilan edildi. Bütün Batı basını saldırıya geçti. Oysa daha sonra İttihat ve Terakki'nin 1 Kasım 1918’deki son Kongresinde yaptığı konuşmada Talat Paşa, o günleri şöyle yorumluyordu: 

“Bu tehcir ve taktil rivayetleri son derece mübalağa edilmiştir. Türkleri hiç tanımayan, daha doğrusu pek fena tanıyan Avrupa ve Amerika kamuoyunda mezalim sözlerinin ne kadar ağır tesirler bırakacağını takdir eden Ermeni ve Rum neşriyatı biri on yaparak dünyayı gürültüye boğmuştur. (...) devletin varlık yokluk kararını verecek bir büyük savaş sırasında ordularının hareket serbestisini ihlal eden, arkada isyanlar çıkararak memleketin selametini, ordunun güvenliğini tehlikeye düşüren hareketlere müsamaha edilememesi doğal ve zorunluydu.”[2]

Sadrazam Paşalıktan Duyulan Sıkıntı

Talat Paşa, 1917’de Sadrazam Said Halim Paşa’nın görevinden istifa etmesi üzerine Sadrazamlığa getirildi.

Arkadaşları onun keskin bir zekâ ve üstün bir yeteneğe sahip olduğunu söyler. Bitmek tükenmeyen bir sabrı var. İttihat ve Terakki’nin kuruluşunda, güçlenmesinde ve yönlendirilmesinde tayin edici bir görev üstlendi. Onu çok yakından tanıyan Hüseyin Cahit Yalçın’a göre “Eğer Talat Paşa olmasaydı İttihat ve Terakki olmazdı. O, örgütün kubbe taşı, çimentosu ve temeliydi”. Meşrutiyet ilan edildiği dönemde Talat Paşa İstanbul için yeni, henüz bilinmeyen bir isim. Cemiyet’in merkezi umumi üyeleri açıklanmadığı ve gizli olduğu için kimse tanımıyor. Meclisi Mebusan’da ilk Meclis Reisi seçileceği gün Cavit Bey, Hüseyin Cahit Yalçın’a şöyle der:

-Talat’a rey ver.

-Kim Talat?

-Bizim Talat.

Hüseyin  Cahit Yalçın “Talat Paşa” isimli kitabında, Talat Paşa’nın İttihat ve Terakki’de yükselişini şöyle anlatıyor;:

“İşte bu “bizim Talat” yavaş yavaş, sadece kendi saf ve samimi hizmetleri, yararlıkları sayesinde hepimizin Talat’ı oldu, memleketin Talat'ı oldu, vatanın Talat’ı oldu.
İttihat ve Terakki çok karışık ve nazik bir örgüt; içlerinde bir eşitlik var. Hepsi “kardeş”. İtaat edecek olanlar, bu itaatin gerekliliğine ikna olmalılar. Aralarında çok büyük ayrılıklar vardı. Bunları gidererek, örgütte bir uyumsuzluk olmadan işleri yürütebilmek için faal, yumuşak, insan duygularını ve ihtiraslarını ölçebilmekte mahir bir zekâ ve kişiliğe gereksinim vardı. Talat Paşa da bu tekniğin en büyük üstadıydı. Alçak gönüllü ve cesur. En büyük düşmanına bile açıktan, cepheden hücum eder. Küçük ve sıradan entrikalar, yalan ve iftiralar düşmana karşı bile bir silah olarak kullanılmaz. Çıkarcı değil. “Vatanı için ve Türklüğün yükselmesi uğruna” her türlü özveriyi göze alacağı biliniyor.

Seviyorlar, sayıyorlar ve sözünü dinliyorlar. Bu nedenlerle “Talat Paşa” olduğu; bir gizli örgüt üyeliğinden, siyasi parti adamlığından yükselerek bir devlet ve vatan adamı olduğu belirtiliyor.

Selanik’in kahvelerindeki Talat ne idiyse, Nazır Bey ve Sadrazam Paşa olduğunda da öyle kalıyor. Sadrazam tayin edildiğinde Sultan Reşat’a “Çok istirham ederim, bana vezaret rütbesi tevcih buyurmayınız. Memleket ve makam saltanatlarına hizmet için öyle zamanlar ve vaziyetler olur ki, bu unvan benim hareket serbestime ve her yere girip çıkmama engel olur” diyor. Sonradan bir “paşa” olarak kahveye nasıl gidecek, onun kaygısında. “Alışırız, belki sonradan çıkmak zor olur” diye sadaret konağına taşınmıyor. Yerebatan’daki kendi kiralık evinde kalıyor. Padişah bir gün Talat Paşa’ya “Evin yok, bir ev tedarik edersen ben de yardım ederim” diyor. Talat Paşa, padişahın yanından ayrıldıktan sonra başmabeyinci ve başkâtip Ali Fuad’ı (Türkgeldi) çağırıp şöyle der:

- Parasal yardım kabulü, benim prensibime uygun değildir. Eğer zatı şahaneleri bu fikirde ısrar edecek olursa, kendisini gücendirmeksizin önünün alınmasını sizden bilhassa rica ederim.”

 Mahallenin Fırınından Süpürge Tohumu Ekmek

“Belki bir gün paramız da bulunmayabilir” diye, arabaya değil, tramvaya biniyor ya da yürüyor. İttihat ve Terakki merkezine gittiğinde, sadrazam olmadan önce yaptığı gibi, öğle yemeğinde ekmek, peynir ve kavun yiyor. Birinci Dünya Savaşı’nda halkın sofrasında süpürge tohumundan ekmek varken, Talat Paşa’nın da evine vesikayla aynı ekmek alınıyor. Bir gün Askeri Levazımat Umumi Reisi Topal İsmail Hakkı Paşa evlerine geliyor. Sadrazam’ın evinde bu çamur gibi ekmeğin yendiğini görünce, ertesi gün Paşa’nın evine bir torba beyaz ekmek yolluyor. Talat Paşa, akşam yemeğinde 90 yaşındaki annesi ve eşi Hayriye Hanım’la birlikte sofraya oturur. Bu beyaz ekmekleri görür görmez en küçük dilimine kadar hepsini toplattırır ve İsmail Hakkı Paşa’ya geri gönderir

-Biz, ekmeğimizi mahallemizin fırınından vesikayla alıyoruz. Bu ekmeğe ihtiyacımız yok.

Nazırlığı sırasında seyahatler için aldığı harcırahların artanını geri verince, görevli memurun belli ki ilk kez başına böyle bir iş geliyor. Uygulamanın böyle olmadığını anımsatıyor, ama Talat Paşa'dan şu cevabı alıyor:

-Ben hakkım olmayan parayı almam!”[3]

Talat Paşa Osmanlı Tarihinin en dürüst, devlet malını en titiz koruyan sadrazamlarından birisidir. Lüksten, şatafattan, gösterişten uzak durmuş, sıradan bir vatandaş gibi yaşamıştır. Sadrazamlık konağına oturmamış, basit kâgir bir evde sıradan memurlardan farksız bir hayat sürmüştür. Emrinde örülü ödenek olduğu halde, askere gidecek 30 memurun avans maaş istemeleri üzerine, bürokratların örtülü ödenekten ödeme teklifini reddederek, kendi maaşlarından mahsup edilmek üzere ödeten, sonra da yakınlarından borç isteyen bir dürüstlük anlayışına sahiptir.[4]

Birinci Dünya Savaşı sonunda Almanya’nın İtilaf devletlerinden ateşkes istemesi üzerine (Ekim 1918), yeni kurulan Ahmet İzzet Paşa hükümeti Mondros Mütarekesi’ni (30 Ekim 1918) imzalarken, İttihat ve Terakki Fırkası da 1 Kasım 1918 Cumartesi günü son kongresini topladı. İtilaf devletleri artık İttihatçı avı başlatmışlardı. Talat Paşa, bir konuşma yaptı ve siyasi hayattan çekildiğini açıkladı. Konuşmasını şöyle bitirdi;

“ Siyasetimiz mağlup oldu. Dolayısıyla bizim için artık iktidar mevkiini her ne şekilde olursa olsun muhafaza etmek mümkün olamaz. Bu açıdan hükümet mevkiinden istifa ettiğimiz gibi, bugün burada da Merkezi Umumi heyetiyle beraber Cemiyetin idare mevkiinden istifa ve Cemiyeti hakiki ve meşru sahibi olan Kongre heyetine terk ediyor ve bırakıyoruz.”

 Aynı gece saat 23.00’te, Enver ve Cemal Paşalar ve diğer İttihat ve Terakki önderleriyle birlikte gizlice yurtdışına çıktı. “Saklanırım, beni nereden bulacaklar? Ben vatanımdan ayrı, uzak yaşayamam. Vatandan uzak yaşamaktansa, ölmek daha iyidir,” diyen Talat Paşa’yı arkadaşları çok zor ikna ettiler…

 Gidiyorum, Ama Milletime Hesap Vermek İçin Geleceğim

Ayrılmadan önce Sadrazam İzzet Paşa’dan görüşü sorulur, onayı alınır. O da düşman işgali altındaki bir İstanbul’da kalmalarının yararı olmayacağı düşüncesindedir. Talat Paşa, Sadrazam’a yazdığı mektupta şöyle der:

“İzzet Paşa Hazretlerine;

Memleketin bir süre yabancı nüfuz ve etkisi altında kalacağını anladım. Buna rağmen memlekette kalmak ve millet karşısında muhakeme olunmak niyetindeydim. Bütün dostlarım bunu geleceğe ertelemek için ısrar ettiler. (…) Bütün siyasi hayatımda hedefim, memlekete namusumla hizmet etmekti. Bütün servetim Zatı Şahane’nin ihsan ettiği otomobil bedeli ile her ay artırdığım yirmişer liradan biriken iki bin altı yüz liralık dahili istikraz bedelinden ve bir de dört arkadaşımla birlikte kiraladığımız çiftliğin icar devrinden hasıl olan paradan ibarettir. Bunun bir kısmını yanıma aldım. Bundan başka nesneye sahip değilim.

“Millete karşı hesap vermek ve muhakeme olunarak tayin edilecek cezayı büyük bir cesaretle çekmek isterim. İşte zatı fehimanelerine söz veriyorum. Memleketin yabancı nüfuz ve tesirinden kurtulduğu gün, ilk telgrafınıza itaat edeceğim.[5], [6]

Rıhtımdan onları alıp ayrılan motorun son hareket anlarında yanında olanlar Talat Paşa’nın iki üç kez çıkıp tekrar döndüğünü aktarıyorlar.

Önce Odesa’ya, ardından Almanya’ya geçti. Ali Sai takma adıyla Berlin yakınlarındaki Charlottenburg’a yerleşti.Siyasal çalışmalarını ve temaslarını burada sürdürmeye çalıştı. Milli mücadelenin Anadolu’daki gelişimini yakından izliyordu. O konudaki düşüncesi netti"Milli mücadele başarıya ulaşacaktır, çünkü milli sınırlar dışında, Türk milletinin hakikaten sahip olduğu topraklar dışında emel beslemiyor. Bu toprağın sınırları milli misakla çizilmiştir."

Talat Paşa ve Atatürk.

Talat Paşa kaçak olarak Almanya’da yaşarken, Malta’da sürgünde bulunan İttihat Terakki Umumi Katibi Mithat Şükrü Bleda’ya yazdığı bir mektupta Mustafa Kemal Paşa’dan söz etmiş: “Ben burada Sarı Paşa ile haberleşiyorum. Berlin’de olup bitenleri, kulağıma çalınanları kendisine bildiriyorum. Sarı Paşa’nın bana verdiği cevaplardan anlıyorum ki, verdiğim bu malumattan kendisi pek memnun kalmaktadır.” Atatürk de, 29 Şubat 1920’de Talât Paşa’ya yazdığı çok uzun bir mektupta onu siyasi durum ve mücadele hakkında bilgilendiriyor ve şöyle diyordu: “Bir yıldan bu yana Avrupa’daki mesainiz memnuniyet vericidir. Aynı tarzda mesai sarfına devam etmek, daha faydalı neticeler verecektir.” Yine Atatürk’e göre “vaktiyle birçoğumuz o cemiyetin kurucusu ve üyelerinden bulunuyorduk. (...) Talat Paşa’nın riyaseti altında yapılan son Kongresi kararıyla tarihe intikal eden söz konusu cemiyetin alakalılarıyla daha sonra teşekkül eden Teceddüt Fırkası mensuplarının büyük kısmı büyük milletimizin yüksek azminden doğan Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’ne iştirak veya iltihak etmiş ve bu Cemiyetin programını kabul etmiştir.” Hüseyin Cahit Yalçın’a göre “İttihat Terakki’nin düşmanları, sonra milli hareketin, kurtuluş hamlesinin de düşmanları oldular.”

Memleket özlemi Talat Paşa’nın peşini gurbette hiç bırakmadı. Memleket özlemi ve yoksulluk.. Eşinin takılarını, nişanlarındaki taşları satar. Arkadaşı Bahaettin Şakir’in elbisesinin daha da eski olduğunu görünce, kendi elbiselerini paylaşır. Öldüğünde cebinden sadece 10 mark çıkar.

Divanı Harbi Örfi’den gıyabında mahkûmiyet kararı çıkar. Savunmasını hazırlar ve Berlin’de bastırır.

Talat Paşa, 15 Mart 1921’de Sogomon Teyleryan adlı bir Ermeni tarafından evinin önünde katledildi ve Berlin’deki  Türk mezarlığına gömüldü. 20 Mart 1921 Pazar günlü Hâkimiyeti Milliye gazetesinde saldırı, “Talat Paşa’ya suikast” başlığıyla birinci sayfadan verildi. Olay şöyle yorumlanıyordu: “İngilizlerin, askerle ve politikayla başa çıkamadıkları Türkiye’ye bugün geniş ölçekte bir suikast tertibatı hazırladıkları anlaşılıyor. (...) Bu menfur cinayet İngiliz hıyanetinin insanlığın yüzünü kızartacak ne çirkin bir dereceye ilerlediğini bir kere daha gösterir. İngilizler menfur politikalarıyla, harp zorbalıklarına şimdi bir de Türk ricalini gizlice arkadan vurmak kötülüğünü de ilave ettiler.”

Berlin’deki mahkemede Talat Paşa’nın katili “Ermeni soykırımı sırasında ailesinin öldürüldüğünü, bu nedenle cinayet işlediğini” ileri sürdü. Davaya katılan Türk tarafının tanıkları  dinlenmesine bile gerek duyulmadan Teyleryan beraat ettirildi.

Talat Paşa’nın  cenazesi 25 Şubat 1943’te İstanbul’a getirilerek büyük bir törenle Şişli’de Abideyi Hürriyet tepesinde toprağa verildi.[7]

 



[1] Kadrolu Telgraf Memuru olabilmek için, uzunca bir süre ücretsiz telgraf memuru olarak çalışmak gerekiyordu. Bu uygulama 1924 yılına kadar devam etti.

[2]  Prof.Dr.Bayram Kodaman  Ermeni Macerası- Süleyman Demirel Üniversitesi Yayınları-Isparta 2001 Sayfa 117

[3] Hüseyin Cahit Yalçın, Talat Paşa, Yedigün Neşriyatı, 1943.

[4] Ziya Şakir Yakın Tarihin Üç Büyük adamı Talat, Enver ve Cemal Paşalar Akıl-Fikir Yayınları 2009 Sayfa 50-54

[5] Talat Paşa’nın anıları Hazırlayan Alpay Kabacalı Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları 7. Basım 2013 Sayfa 7

[6] Doç.Dr. Hasan Babacan  Mehmed Talat Paşa Altınpost Yayınları-2012  iki  metinde  esasa yönelik olmayan küçük farklar vardır.

 

[7]  Genel Kaynakça;
Hüseyin Cahit Yalçın, Talat Paşa, Yedigün Neşriyatı, 1943.
Ali Fuat Türkgeldi, Görüp İşittiklerim, Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara, 1984.
Hatıralarım ve Müdafaam, Kaynak Yayınları, İstanbul, 2006.

Doç.Dr. Hasan Babacan  Mehmed Talat Paşa Altınpost Yayınları-2012

Prof.Dr.Bayram Kodaman  Ermeni Macerası- Süleyman Demirel Üniversitesi Yayınları-Isparta 2001

Alpay Kabacalı  Talat Paşa'nın Anıları T.İş Bankası Kültür Yayınları
Ziya Şakir Yakın Tarihin Üç Büyük adamı Talat, Enver ve Cemal Paşalar Akıl-Fikir Yayınları 2009
Ansiklopedilerin Talat Paşa Maddeleri

Bu Haber 1531 defa okunmuştur.
İL TEMSİLCİMİZ OLMAK İSTER MİSİ
TÜRK TELEKOM VE ÖZELLEŞTİRMESİ
ZORUNLU BİR AÇIKLAMA
ÖZELEŞTİRİ, GURUR VE DAVET
BİR İMZA... BİR SÖYLEŞİ...
EBRU KURSUNA BEKLİYORUZ
KİTAP SÖYLEŞİLERİNİN İLKİ YAPILD
YARIŞMAYA DAVET
KUTLU OLSUN
ÖDÜLLÜ MAKALE YARIŞMASI
KİTAP SÖYLEŞİ GÜNLERİ
KONFERANSA DAVET
ÖZELLEŞTİRME VE ACI SONUÇ
DR. ÖZDEMİR KONFERANS VERDİ
POSTA MEMURLUĞUNDAN SADRAZAMLIĞA
KONFERANSA DAVET
SİBEL DURAL´A GEÇMİŞ OLSUN
HOŞGELDİN 2017
AÇIK TEŞEKKÜR
YÖNETİM KURULU GÖREV BÖLÜMÜ YAPT
BU KATEGORİDEKİ DİĞER HABERLER
 
  Copyright © 2006-2011 Telekomcular Dernegi
Web sitesinde yer alan yazi,resim ve materyaller izinsiz kullanilamaz,kopyalanamaz!