Derneğin İlk Sağlık Anlaşması SETUR İLE İNDİRİMLİ TATİL
 
E-DEVLET ÇIKMAZDAN NASIL ÇIKARE-DEVLET ÇIKMAZDAN NASIL ÇIKAR

Tarih: 2017-07-06

Teknoloji uzmanı Salih Cenap Baydar’ın 05.07.2017 tarihli KARAR gazetesinde, devletin bilişim alanında geçirmeye çalıştığı dönüşümün problemlerini, eksiklerini ve yapılması gerekenleri değerlendirdiği kapsamlı bir yazısı yayınlandı.

Okunası bu yazıyı bilginize sunuyoruz;

e-devlet’i açmazdan çıkaracak dört madde

SALİH CENAP BAYDAR

Sayın Cumhurbaşkanımız 29 Mayıs günü, 180 günlük bir acil eylem programı hazırlayacaklarını ve bu programın Haziran ayı sonu itibariyle başlayacağını belirtmişti. 1 Temmuz itibarıyla bahsedilen eylem planının hazır olduğu ve açıklanacağı duyuruldu. Uzun yıllardır kamu bilişim projelerinde yer almış, yöneticilik yapmış bir kişi olarak, artık “devlet” denilince doğrudan akla gelen kamu bilişim projeleri ile ilgili nasıl adımlar atılacağını merakla bekliyorum. Tahmin ediyorum ki başta Sayın Cumhurbaşkanımız olmak üzere birçok yöneticimiz, e-devlet dönüşümü konusunda çok mesafe kaydetmiş olduğumuzu, bu acil eylem planıyla varılan noktadan daha da ileriye gidebilmek için yeni adımlar atacağımızı düşünüyor. Maalesef bu pek mümkün görünmüyor. Yazılım geliştirmek ne yazık ki inşaat yapmaya benzemiyor. Bir inşaatı yapıp ortaya çıkarttığınızda, eseriniz on yıllarca kullanılabiliyor ama yazılım, bilişim, iletişim teknolojileri öyle baş döndürücü bir hızla değişip ilerliyor ki geliştirdiğiniz bir sistem ne kadar mükemmel olursa olsun, en fazla dört beş sene içinde yenilenmeye, hatta baştan yapılmaya ihtiyaç duyuyor.

Her şeyden önce, geliştirilen yazılımların üzerinde çalıştığı “işletim sistemleri” durmaksızın değişiyor.  Mütemadiyen daha yeni, daha hızlı, daha kararlı, daha güvenli –olduğu iddia edilen- platformlar üretiliyor. Kullanımda olan sistemlerin ise her gün yeni zayıflıkları, güvenlik açıkları tespit ediliyor. İnternetin sunduğu imkânlar, keşfedilen açıkların anında “ilgili” herkes tarafından bilinmesini sağlıyor. Microsoft, Apple gibi işletim sistemi üreticileri durmadan “yamalar” yayınlayarak yazılımlarındaki “delikleri” kapatmaya çalışıyorlar. Öyle bir an geliyor ki artık sistem yama tutmaz oluyor. İşte o noktada, büyük yazılım şirketleri, eskiyen sistemlerine artık destek vermeyeceklerini, yama yapmayacaklarını, sistemlerinin güvenliğini artık garanti edemeyeceklerini söyleyip çekiliveriyorlar. Senelerdir kullanılan sistemler bir anda bilgisayar korsanları için açık hedef haline geliyor. O ana kadar yayınlanan tüm güvenlik yamalarını uygulamış olsanız bile desteğin sonlandırılmasından bir dakika sonra ortaya çıkan tehditlere karşı tamamen savunmasız kalıyorsunuz.

Peki, çare nedir?

Kendi “milli” işletim sistemimizi üretmediğimize, bu yoldaki “Pardus” çabalarını desteklemeyi, yaygınlaştırmayı bir devlet politikası haline getiremediğimize göre “parayı bastırıp” işletim sistemlerinin en yenisini satın almaktan başka çaremiz görünmüyor. Ta ki o sistem de eskiyip çöpe atılıncaya kadar. İşletim sistemlerini yola, yazılım uygulamalarını yol üzerinde yürüyen arabalara benzetebiliriz.Zaman zaman yolu değiştirmek, arabalarda da modifikasyonlar yaptırmayı gerektirebiliyor. Bazı yazılımların üzerine “filanca işletim sistemi versiyonu ve üstünde çalışır” ibareleri boşuna yazılmıyor. Yani bazen yolu değiştirmek, beklenmedik şekilde eldeki arabaları da ıskartaya çıkartabiliyor!   

Sadece işletim sistemleri değil, kullanılan yazılım teknolojileri de durmadan değişiyor. Bundan yirmi sene evvel popüler olan masaüstü uygulamaları yerlerini çoktan web tabanlı ve mobil uygulamalara bırakmış vaziyette. Yüzlerce yeni yazılım dili türedi. Sadece web tabanlı uygulama geliştirme sahasında php, asp.net, java, python, ruby, nodejs vs. gibi çok sayıda alternatif var. Bunların üzerinde MVC gibi yeni mimari desenleri, metodolojiler de çeşitleniyor. Mikro servis mimarisi, servis odaklı mimari gibi yeni yazılım mimarisi yaklaşımları, mühendislerde mevcut kodları yeniden yazma baskısı oluşturuyor.

MÜZMİN DERT: KAHT-I RİCAL!

Kamu kurumlarımızın bilgi işlem dairelerini dolduran “uzmanlar” bu sıkıntıların üzerinden gelebilirler mi? Üzülerek belirtmemiz lazım ki hem kamu bilişim sistemlerimiz hem de ilgili insan kaynağı kapasitemiz hiç de “iyi” vaziyette değil. Gerçekle yüzleşmemiz gerekir: Bir kez postu devlet kapısına atmış, “memur” olmayı tercih etmiş kimselerin, en akıllı, en meraklı, en “ateşli” yazılımcıları bile usandıran, bitmek bilmez yenilikleri takip etmesi söz konusu değildir. En son teknolojik gelişmeleri takip edebilmenin birinci şartı, yeterli seviyede İngilizce bilmektir. Ne yazık ki devlet dairelerinde bilişim alanında istihdam edilen uzmanların büyük çoğunluğu İngilizce bilmemektedir. Teknoloji “roketini” yakından takip edebilmenin ikinci şartı; mesleki heyecan, çokça ilgi, heves ve meraktır.

Ne yazık ki iyi seviyede İngilizce bilen, nispeten yüksek puanlı üniversitelerden mezun gençlerimiz, memur olmayı seçerek sessizce bir irade beyanında bulunmuş olmaktadırlar. Temel motivasyonları meslek heyecanı, ilgi, heves, merak değil, “düzenli bir gelirden ibaret” olan kimselerden, bahse konu yarışta bir varlık göstermeleri beklenemez.

Devlet yöneticilerimizin beklentisi, yani bu insan kaynağı ile taş üstüne taş koyma beklentisi gerçekçi değildir. Zira artık üzerine taş koyulacak bir taş mevcut değildir!Kamu kurumlarında özel sektöre ihale edilerek yazdırılmış e-devlet yazılımlarının çoğu miadını doldurmuş vaziyettedir. Vatandaşa hızlı, konforlu ve güvenilir hizmet sunmanın en mühim vasıtası sayılan e-devlet sistemleri artık başlarını sallamaktadır. Mevcut sistemleri “bulundukları noktadan ileri taşımak” mümkün değildir, zira yaptırıldıktan sonra uzun yıllar boyu doğru düzgün bakımı, idamesi yapılmayan, gerekli iyileştirmeler yapılmadığından teknolojik gelişme çizgisinden çok gerilere düşen sistemlerin ıslahı artık mümkün görünmemektedir. İşin en kötüsü, “devlette devamlılık esastır” sözünün hükmünün neredeyse tamamen kalkmış olmasıdır. E-devlet altyapıları oluşturulurken kurumlarının fonksiyonel ihtiyaçlarını, hizmet standartlarını, yöntemlerini belirleyen birçok uzman, ya başka kurumlara veya illere geçiş yapmış ya memuriyetten ayrılmış vaziyettedir. Kalanlar ise bir dokümantasyon ve arşiv sistematiği bulunmadığı için faydalı olamamaktadırlar. Yaşan süreçte karşılaşılan ve aşılan türlü zorluklar, problemler unutulmuştur. Tasarım ve uygulamada yapılan hatalar kayıt altına alınmadığından kaybolmuştur.

“Çözümün bir parçası değilsen sorunun bir parçasısındır” derler. Çizdiğimiz bu karanlık tablo karşısında yapılması gerekenlerden bahsetmezsek sorunun bir parçası oluruz. Kanaatimizce alınması gereken tedbirleri sıralayalım:

Bilişim sektöründeki niteliksiz uzman kalabalığı problemi görülmelidir.

Yapılacak ilk iş, insan kaynağı problemimizin görülüp kabul edilmesidir. Üniversitelerimiz ne yazık ki arzu edilen nitelikte mühendisler, uzmanlar mezun edememektedir. Kendini yetiştiren az sayıda parlak beyin de fırsatını bulduğu anda yurtdışına kaçmaktadır. Yurtdışına gidemeyen kalburüstü sayılabilecek yazılımcıların önemli bir kısmı, kamunun “rahatlığını” özel sektörün sıkıntılarına tercih etmektedir. Onlar da derhal “memurlaşarak” becerilerini hızla yitirmektedir.

Kamuda bilişim uzmanı istihdamı politikası derhal gözden geçirilmelidir. Şu an basit bir internet taraması, birçok kamu kurumunun çaresizce bilişim uzmanları aradığını gösterecektir. Bilgi işlem dairelerinde sürekli yeni bilişim uzmanları istihdam edilmekte, kadrolar şişirilmekte ama problem çözülmemektedir.

Kamuda bilişim uzmanı istihdamı derhal durdurulmalıdır.

Son derece nitelikli bir uzmanlık gerektiren kamu bilişim projelerini verimsiz, kifayetsiz ama kalabalık bir memur ordusuyla kotarmaya çalışmak doğru değildir. Devletin bilgi işlem birimleri, e-devlet projelerini bizzat “yapmak” üzere değil “yaptırmak” üzere yapılandırılmalıdır. Bunun için, hem teknik şartname yazımı ve proje yönetimi konusunda uzmanlaşacak hem de “yapın getirin bakalım” diye beklemek yerine projeye aktif katılım sağlayıp projenin ilerleyişini içeriden gözlemleyebilecek yönetici kadrolara ihtiyaç vardır.

Teknolojik atılımın yerinin kamu olamayacağı tespit edilmelidir.

Eğer milli yazılım teknolojilerimizi üretmeyi mutlak bir gereklilik olarak görüyorsak gelişmenin asıl yaşanacağı yerin devlet değil, tıpkı gelişmiş ülkelerde görüldüğü gibi özel sektör olduğunu kabul etmemiz şarttır. Devlet, projelerini özel sektöre yaptırmalı, bakım ve idame süreçlerinde de özel sektör şirketlerine görev vererek hayata kalmalarını sağlamalıdır. Güvenlik endişelerinin bahane edilmesinin önüne düzgün yazılıp işletilen gizlilik sözleşmeleriyle geçilmelidir.

Aceleye getirilmiş, plansız programsız projeler yapılmamalıdır.

Yukarıda bahsettiğim karanlık tabloyu hazırlayan yanlışlardan birisi de kamu bilişim projelerinde artık neredeyse standart hale gelen “göç yolda düzülür” anlayışıdır. Bu anlayış; planlama, test, ar-ge, dokümantasyon gibi çok önemli süreçlerin işletilmesine imkân vermemektedir. Nasıl bir gökdelen –gecekondu yapar gibi- hesapsız, kitapsız şekilde taşlar üst üste koyularak inşa edilemezse, büyük ölçekli bilişim projeleri de bahse konu süreçler atlanarak gerçekleştirilemez. Yazımın başında değindiğim 180 günlük eylem planı kapsamında, büyük ölçekli hiçbir e-devlet projesine neşter atılamayacağı da görülmelidir

 

Bu Haber 613 defa okunmuştur.
TURKCELL DİYALOG MÜZESİNE ÖDÜL
CEP VE İNTERNETTE YENİ DÖNEM
TURKCELL’İ ALKIŞLIYORUZ.
GSM OPERATÖRLERİNE KIYAK MI?
GSM OPERATÖRLERİ VERGİ Mİ KAÇIRI
2017´DE DURDURULAN SİBER SALDIRI
BTK ve TÜRKÇE DUYARLILIĞI
PARMAK İZİ DE ÇALINABİLİYOR
KOBİLER VE BİLİŞİM KONGRESİ
BAŞLANGIÇ ÇOK İYİ! PEKİ, SONRASI
TURKCELL FAİZSİZ BANKACILIĞA GİR
ŞİFRENİZİ GÜVENLİ Mİ SANIYORSUNU
VODAFONE´DA AKILLI ŞEBEKE
VODAFONE´UN İŞGÜZARLIĞI MI?
TUİK 2017 BİLİŞİM ARAŞTIRMASI
TBD “ÖZENLİ TÜRKÇE ÇALIŞMA GRUBU
BEYAZ HACKER EĞİTİMİ
5 G VADİSİ TEST SAHASI AÇILDI
TELEKOMÜNİKASYONUN TÜSİAD´
E-DEVLET ÇIKMAZDAN NASIL ÇIKAR
BU KATEGORİDEKİ DİĞER HABERLER
 
  Copyright © 2006-2011 Telekomcular Dernegi
Web sitesinde yer alan yazi,resim ve materyaller izinsiz kullanilamaz,kopyalanamaz!