Derneğin İlk Sağlık Anlaşması SETUR İLE İNDİRİMLİ TATİL
 
BİR ŞERİFE VAR ONDAN İÇERİ...BİR ŞERİFE VAR ONDAN İÇERİ...

Tarih: 2017-07-17

Yenimahalle Telekom Müdürlüğü’ne sürgün gittiğim günlerdi. Ne yaptı da sürgün geldi dercesine, çaktırmadan beni süzen meraklı gözler arasında gün tüketmeye koyuldum.

1994 yılındaki Yenimahalle Telekom Müdürümüz Erol Beydi. Müdür Yardımcısı Raşit Bey, amirimiz de Selahaddin Beydi. İlk şefim ise rahmetli Mevlüt Abiydi.

Bunun dışında, Bülent Abi, Fahriye Abla, Sabahat Abla, Fatoş Abla, Mukadder, Mustafa, Ömer, İsmail, Hayriye ve sonrasında Suna gibi dost, sırdaş olacağım daha nice arkadaşlar….

Ama bunların arasında kızıl saçlı bir kadın hepsinden önce dikkatimi çekmişti. Bu kadın sabah gelir gelmez, sıra halindeki Yenimahalle, Demetevler, Sincan kontuarlarını tek tek gezer, herkese günaydın der, gülücükler dağıttıktan sonra görevini tamamlamış olmanın huzuru ile “İş Emri” odasına çekilirdi.

Bu kızıl saçlı, narin, sevgi dolu cıvıl cıvıl kadının adı Şerife’ydi.

Önceleri tuhaf gelen ve beni şaşırtan bu durumu sonra kanıksadım. Sabahları gözlerim ilk önce onu arar oldu.

Yenimahalle Servisine geçince, Şerife Abla ile daha da yakınlaştım. Bu sefer kattaki ilk günaydın dediği şanslı kişilerdendim. Enerji dolu gülümseyen yüksek sesiyle  “Günaydın Binnurcum,” der, bir reverans yaparak, “Nasıl olmuşum?” diye sorardı. Bu kadının böylesi samimi davranışına “Muhteşemsin Şerife Abla” demekten başka seçenek yoktu.

Derken, gün geldi Şerife Abla ile aynı odayı paylaştım. Şerife Abla, yıllar sonra müdür olduğumda onun davranışlarını tatbik edeceğim örnek şefim oldu.  

Şerife Abla, herkesle dost ve ahbaptı. Neşeli, samimi, sevecen ve hayat doluydu. Ancak, “kan kussa kızılcık şerbeti içtim” diyecek kadar da sırlıydı.

Gel zaman, git zaman Şerife Abla ile Türk Telekom’un Genel Müdürlüğünde de yine bir araya geldik. Ben Personel Dairesi Başkanlığında, O da Sağlık Dairesi Başkanlığında çalışmaya başladık. Sonrasında aramızdaki “abla” kelimesi ile beraber tüm sınırları kaldırdık. Zamanla sıkı bir dost olduk. Yalnız onunla değil tabi ki… Osman’ıyla da…Şerife’nin kocası, bizlerin de Osman Abisiyle. Ama ne abi…Hepimizin dost diye sarıldığı Osman Abi…

Kader ağlarını ilmek ilmek örmeye devam ederken, ben annemi, Şerife ise hem annesini hem de babasını ardı sıra kaybetti. Ben, Telekom’dan ayrılıp Kültür Bakanlığının birçok bölümünde, Kastamonu ve Muğla illerinde görev yaparken, Şerife de emekli oldu. Bu hengamede minicik kızı Müge de okuyup eczacı oldu. Ve sonrasında gelin…

Her şey, ama her şey yoluna girmişken, kederler yerini sevince bırakmışken, tam da karı koca huzura erecekken, aniden Osman Abimizin kanser olduğunu duyduk. Duyduk duymasına da, inanamadık. Konduramadık. Atlatır dedik….Dedik de dedik…

Şerife her zamanki gibi dimdik ayaktaydı.  Hiç velvele etmedi. Hiç sızlanmadı. Hiç şikayet etmedi. Adeta bir güç abidesiydi. O telaşın içinde dahi bizleri ihmal etmedi. Arayıp sordu.  Zaman zaman utandırdığı bile oldu.

Bir yıl sonra Osman’ının mezarı başında da yine kaya gibi durdu. Bu kadar da olmaz hani dedirtecek türden. Oysa buna mecburdu. Çünkü Osman’ından geriye kalan inci çiçeği Müge’sini korumak ve düşünmek zorundaydı.

Şerife’yi hayat, Osman Abinin yokluğu kadar yormamıştı…Acısını kimselere belli etmedi. Ama içinde fırtınalar kopardı.  Evinde kimseler yokken hıçkıra hıçkıra ağladı.

Bu arada tanıdığım yıllardan beri var olan sosyal projelerine de devam etti. Hastalara, kimsesiz çocuklara yardım eli uzattı. Rengarenk kokulu taşlar yapıp onlara gelir sağladı.  Evinin bir odasının projelerinde kullanılmak üzere yaptığı taşlarla dolu olduğunu görünce “helal olsun sana be kadın” diyebildim sadece.

Yani anlayacağınız,Yunus Emre’nin dizelerindeki “Beni bende demen, ben de değil. Bir ben vardır bende, benden içeru gibi Şerife’nin dış görünüşünün içerisinde bir başka Şerife vardı.  

Şerife bununla da kalmadı. Geçenlerde duydum ki, meğersem kızı Müge’nin adını taşıyan“İnci Çiçeğim” adlı bir şiir kitabı çıkarıyormuş.

Aylar öncesinden, çok sevdiği Suna’ya değil de, kızı Duru’nun kulağına, “Bir kitabım çıkacak ama bunu kimseye söyleme” diye bir sır vermiş. 12 yaşındaki Duru ise pes dedirtecek şekilde bu sırrı annesinden dahi saklamış.

Hayatını çocuklara adayan Şerife, hayatının sırlarını taşıyan kitabını da ilk olarak bir çocuğa fısıldamış.

“Kan kussam kızılcık şerbeti içtim” diyen Şerife, kalbe dokunanları, yavaş yavaş kaleminin ucuna da dokundurmuş. Hüznünü, kederini, acısını, tatlısını dizelere taşımış. Yıllarca içinde sakladığı duyguları gün yüzüne çıkarmış. Herkesle paylaşmak üzere…

İşte, raflarda gördüğünüz “İnci Tanem” şiir kitabını elinize aldığınızda içerideki Şerife’yi tanıyacaksınız.

Rastgele Şerifem….

                                                                                       Binnur Çelebi

 



           
Bu Haber 1322 defa okunmuştur.
PTT´DEN TARİHİ MASA AÇIKLAMASI
VODAFONE VAKFI DÜŞ ORTAKLARI ARI
PTT PERSONELİ HAKLARINDA İYİLEŞT
İNTERNETİ ÇALINAN OKUL ÇARESİZ
PTT ve KABLONET´E SORULAR
KOBİLERİN KURTARICISI: VERİ MERK
PTT MEMURLUĞUNDAN FETÖ KAYMAKAML
33 TELEKOM ÇALIŞANINA GÖZALTI
PTT İHALELERİNDE SORULAR
PTT´DEN MUHTEŞEM HIZ
İSLAM AHLAKI ve SANAL ALEM
WHATS-APP ÜCRETLİ Mİ OLUYOR
MOBİL BAYRAMLAŞMA
5 G´DE TÜRKİYE İMZASI DA OLACAK
ALLAH´IM SANA YAKARIYORUZ
ZAFER BAYRAMINDA UTANMAK
KAMU KURUMLARINDAKİ ETİK İHLALLE
ÖDÜLLER ÖDÜL MÜ?
PTT´NİN AÇIKLAMASI
PTT´DE YOLSUZLUKLAR ZİNCİR
BU KATEGORİDEKİ DİĞER HABERLER
 
  Copyright © 2006-2011 Telekomcular Dernegi
Web sitesinde yer alan yazi,resim ve materyaller izinsiz kullanilamaz,kopyalanamaz!