Derneğin İlk Sağlık Anlaşması SETUR İLE İNDİRİMLİ TATİL
İHTİLALCİ VE ÇAPKIN BİR ALET:T E L E F O N

POPÜLER TARİH DERGİSİNİN AĞUSTOS/2000 SAYISINDA GÖKHAN AKÇURA İMZASIYLA YAYINLANAN ÇOK HOŞ BİR YAZIYI BİLGİNİZE SUNUYORUZ
İHTİLALCİ VE ÇAPKIN BİR ALET:T E L E F O N


Araştırmacılar, 1881'de Soğukçeşme'deki eski telgrafhane binası ile Yeni Cami Postahanesi arasına çekilen hattı, ülkemizdeki ilk telefon hattı olarak kabul ederler. Ama sonrası, II. Meşrutiyet'e kadar, 'yasaklı' bir dönemdir...
İstanbul'a telefonun geliş tarihi aslında oldukça erkendir: 1881 Dünyada telefonun icat edildiği tarih olarak, Alexandcr Graham Bell'in yardımcısı Thomas Watson ile telefon görüşmesini yaptığı gün olan 10 Mart 1876'nın kabul edildiğini düşündüğümüzde, sadece beş yıllık bir gecikme. İstanbul'da belki de daha eski bir tarihte, Sultan II. Abdülhamit'in Yıldız Sarayı'nda ki özel dairesinde bir telefon tesisatı kurulduğu söylenirse de, elde bunu kanıtlayacak bir bilgi bulunmamaktadır. Ama araştırmacılar genellikle, 1881 yılında Soğukçeşme'deki eski telgrafhane binası ile Yeni Cami Postahanesi arasına çekilen hattı, ülkemizdeki ilk telefon hattı olarak kabul ederler. Bu tarihten sonra İstanbul'daki bazı kurumlar arasında, çok sınırlı sayıda da olsa bazı hatlar çekildiği bilinmektedir. Ama olumlu anılar bu kadarla sınırlı. Sonrası, büyük bir sessizlik.
Telefon haberleşmesinin Osmanlı İmparatorluğunda bu tarihten sonra gelişememesinin nedeni, Sultan II. Abdülhamit' in birçok yeni icat gibi, telefondan da pek hoşlanmamasından kaynaklanır. Bu ilk dönemde sözü edilen sınırlı sayıdaki hat da, 16 Ağustos 1886 tarihinde (Galata Liman İdaresi ile Kilyos'taki tahlisiye servisi arasındaki hat dışında) padişahın emriyle kaldırılmıştır. Bu yasaklama II. Meşrutiyet'in ilan edildiği 1908 yılına kadar sürer.
Abdülhamit'in Korkusu
Abdülhamit'in telefon korkusunu Refik Halit Karay şöyle anlatır:
'Sultan Hamit bu icaddan hoşlanmamıştı. Ona şehirde umumi telefon tesisatı kurdurmak bir ihtilalci şebekesi kurulmasına müsaade etmek gibi gelmişti. Hainler yerlerinden kımıldamadan birbirleriyle fısıl fısıl uzaktan konuşacaklar, tertibat alacaklar, bir gece evlerinden çıkacaklar, randevu yerinde buluşacaklar, sarayı basacaklar, Padişah'ı kovacaklardı. '

Telefon yerine
Refik Halit, Saray'ın bu engellemesine rağmen, istibdat döneminde, çok katlı mağazalar ve Galata hanlarında yine de telefonumsu bir şey kullanıldığını söyler. Eski kaptanların kumanda aletlerini andıran bir lastik boru, baş tarafında ağız biçimi bir delik kaşık: Avurdunuzu şişirerek dışarıya nefes kaçırmadan, tıkanmış boru üfler gibi konuşulur, cevabı almak için aynı şey kulağa götürülüp dinlenirmiş!

Telefon yok ama telefon roman kahramanı oluyor
İstanbul'da; evet, telefon Abdülhamit'in korkuları nedeniyle yaygınlaşamamıştı ama dünyanın belki de ilk telefonlu romanı yazılmıştı. 1882 yılında popüler roman üstadımız Ahmet Mithat Efendi Dürdane Hanım' adlı eserinde, entrikayı bu inanılmaz icat üzerine kurar. Romanın kahramanı Ulviye, telefon konusundaki ilk bilgileri baba dostları İngiliz hekiminin şu sözleriyle edinir:
'Buna adeta mucize demeli. Böyle bir şey tasavvurlara nasıl sığabilir? Burada oturdugunuz yerdesiniz, dünyanın öteki ucunda söylenen sözleri birer birer işiteceksiniz? '
Ulviye'nin aklı şeytani bir şekilde çalışmaya başlar ve hekimden bu aletin pahalı olup olmadığını sorar. Cevap, telefonun paha açısından 'elektrikli çıngıraklardan farklı olmadığı' yönündedir. Pera'da bir mağazada görmüştür ve on lira kadar bir para ile satın alınabileceğini zannetmektedir. Birkaç gün sonra eve telefon gelir. Bir ucu Ulviye'nin odasına yerleştirilir, diğer ucu ise gizlice komşu yalının bir odasına! Kahramanımız telefon sayesinde yalıdaki bütün konuşmaları dinleyecek, roman da böylece yürüyüp gidecektir.. . (Tele-kulak olayının geleneksel bir olay olduğunu böylece anlamış bulunmaktayız. )


Suavinin Bir Karikatürü: Telefonla Konuşan Kadın..

II.Meşrutiyet hükümeti Fransa�an 50 hatlık santral ithal eder
1908 yılında II. Meşrutiyet'in ilanından sonra telefon konusundaki yasak kaldırılmış, fakat Posta ve Telgraf Nezareti, telefonu hükümet tekelinde kabul ettiğinden kimseye ruhsat verilmemiştir. İlk icraat, Meşrutiyet hükümetinin Fransa'dan ithal ettiği 50 hatlık bir santralı, inşası yeni tamamlanmış olan Sirkeci'deki Büyük Postahane'ye monte ettirmesi olur. Bu santral, bakanlıklar ve diğer devlet dairelerine tahsis olunan 28 posta ile 1909 yılında faaliyete geçer. Aynı yıl, 1891 yılından beri Posta ve Telgraf Nezareti adı altında yürütülen haberleşme hizmetleri; Posta, Telgraf ve Telefon Nezareti adı verilerek ve bugün de kullandığımız kısaltma ile PTT'ye dönüştürülerek kullanılmaya başlanır.

(Tahtakale Santral Salonunuda Telefon Memureleri)

İstanbullular da telefon hevesi başlar
Yıllardır telefonun yararlarını duyan, ama yasak nedeniyle onu tanımayan İstanbullular da doğal olarak bir 'telefon hevesi' başlar. Uyanık bazı tüccarlar insanlara 'telefon' adı altında, ellerine ne geçirirlerse satmaya çalışırlar. Daha çok bina içlerinde kullanılabilen küçük santrallerdir bunlar. Çoğu kalitesiz ve işe yaramaz aletlerdir. Dönemi anlatan bir araştırmada bu konu şöyle özetleniyor:
'O yıllarda telefon adı altında memlekete teneke parçalarından ve hurdalardan başka bir mal girmemiştir.'

İstanbulda yeni santraller kuruluyor
Herkesin kullanabileceğ i telefon santrallerinin kurulması ise iki yıl sonra yani 1911'de çıkarılan kanunla gerçekleşebildi. Aynı yıl en uygun öneriyi getiren İngiliz işadamı Herbert Lows Webbe tarafından 'Dersaadet Telefon Anonim Şirket-i Osmaniyesi' adlı şirket kuruldu. Daha sonra İstanbul Telefon Şirketi adını alacak olan kuruluşun ana sermayesi İngiliz, Fransız ve Amerikalı işadamlarına aitti. Kullanılan teknoloji Amerikan Western Electric markasını taşıyordu. Bu şirket Yeşilköy'den Rumeli Kavağı'na, Pendik'ten Anadolu Kavağı'na kadar telefon santral ve şebekelerini kurma ve işletme imtiyazını elde etmişti. Şirket 6400 hatlık Beyoğlu, 9600 hatlık Tahtakale ve 2000 hatlık Kadıköy santrallerini ancak üç yıl sonra, 28 Şubat 1914 tarihinde faaliyete geçirdi.

Memureler çarşafsız işe başlayacak!
Aşağıdaki fotoğrafın yayımlandığı Servet-i Fünun dergisinin 18 Nisan 1914 tarihli nüshasında şu bilgileri buluyoruz: 'Türkiye genç vekillerinin enerjik idaresi altında her geçen gün biraz daha değişiyor. Şehre gelen yabancılar, intizamlı, temiz yollarında tramvayların çalıştığı, elektrikle aydınlatılan İstanbul'u tanımakta zorluk çekiyorlar. Ama eşi bulunmaz bir dekor içinde geçmişin görüntülerini arayan sanatçılar için ise tek kelime ile, heyhat! Bir ay önce telefonun servise konması ile Türkçe, Fransızca ve Rumca bilen müslüman Türk kızlarına da bir iş sahası açılmış bulunuyor. Kuruluş bir İngiliz-Fransı z-Amerikan şirketi olması nedeniyle, bir İngiliz hanımı bu genç kızların on beşini eksiksiz birer telefoncu olarak yetiştirmiş bulunuyor. Ama şu da var ki bu genç kızlar başlarındaki geleneksel çarşafları ile telefon kulaklıklarını nasıl kullanabilecekler? Bu durumda çarşaftan sarfınazar edilmesi gerekiyor ve edildi de... Burada onlardan yedi kişilik bir grubu, peçesiz, yüzleri açık, servis şeflerinin etrafında görüyorsunuz. Şefleri, onlar kadar yatkın, titiz ve zeki öğrencileri olmadığını ısrarla belirtiyor ki, bunu buradaki genç kızların ifadelerinden de anlamak mümkün.' (Metindeki dil sadeleştirilmiştir.)

İlk Telefon Memureleri
Fotoğrafta, oturanlar, soldan sağa doğru; Nezihe Mustafa, Müfettişe Bedra Osman (Mazhar Osman'ın kız kardeşi), Miss Winters, Bedia Şekip [Muvahhit] (daha sonra ünlü tiyatro sanatçımız olacak). Ayaktakiler ise soldan sağa doğru; Seniha Hikmet, Vefika, Mediha, Hamiyet Derviş.

Mizah dergileri iş başında:
Alo yerine Hu diyelim, Yahu desek nasıl olur?
Telefonun serbest bırakılacağı haberi basında yer alır almaz, mizah dergileri de konuya el attılar. Davul dergisindeki 1909 tarihli bir yazıda, Frenk dilindeki 'alo' sözcüğünün Türk dilindeki karşılığının ne olacağı tartışıldı. Dergi fantezi dozunu iyice arttırıyor ve bu konuda encümen, konferans ve kongreler düzenlendiğini söylüyordu. Bu tür bir toplantıda tartışan üyelerden biri, Türkçe'de 'alo' karşılığı 'hu!' denmesini öneriyordu. Hep bir ağızdan karşı çıkan üyeler ise 'tek heceli' bir sözcüğün kullanılamayacağı nı belirtiyorlardı . Yeniden düşünmeye başlandığında, bir başka üye birden 'yahu, desek nasıl olur?' diye sormuş, hepsi sevinçle bu teklifin üzerine atlamışlardı.
Yazı şöyle devam ediyor:
'...'Yaşa!' diye her taraftan çırpındılar. Hep birden Boğaz vapurlarının düdükleri gibi inceli kalınlı 'Yahu!' diye bağrıştılar. Bu deyim o kadar hoşa gitmişti ki birisi dayanamadı, yanındakinin kulağına yaklaştı. Avazı çıktığı kadar 'Yahu!' diye haykırıyordu. Herkes gülmekten katılıyordu. Biri yüzü koyun yerlere yatmış, sinirli kahkahalarla tepiniyor, öteki pandülü gibi bel kıvırarak hareketler yapıyordu.'
Mizah dergilerine Kim o önerisi gelse de ciddi ve resmi tartışmalar başlıyor
Davul dergisinde yayımlanan bu yazıya birkaç hafta sonra bir okuyucudan gelen mektupta ise, Türkiye'de telefon konuşmasına başlarken 'Alo' yerine 'Kim o?' denilmesi teklif ediliyordu.
Aynı sorun telefon santrallerinin çalışmaya başladığı günlerde de -bu kez ciddi biçimde gündeme gelir. İstanbul'da İngilizce yayımlanan The Orient dergisinin 5 Haziran 1912 tarihli sayısında, 'Önümüzdeki sorular 'central', 'hello' ve 'ring off gibi sözcüklerin Türkiye'de hangi dilde ve hangi sözcüklerle söyleneceğidir' denilerek konunun önemi vurgulanır.

Telefon Kitabı
İstanbul Telefon Şirketi'nin abonelerine yönelik ilk yayını Fransızca ve Türkçe basılan 'Telefon Kitabı' olur. Kitabın birinci bölümünde abonelere telefonun nasıl kullanılacağı öğretilir. Kısaltarak ve günümüz diline yaklaştırarak aktaralım:
1. Alıcıyı (recepteur] kulağınıza getirir getirmez, önce merkezin ismi, sonra talep olunan numarayı vermek için hazır olunuz. Alıcıyı kulağınızın pek yakınında tutunuz ve alışılagelen bir şiveyle konuşunuz.
2. Merkezi davet için alıcıyı yerinden çıkarınız. Kulağınıza koyunuz. Haberleşme memuresi işaretinize, 'numarayı lütfen' diyerek cevap verecektir. Hatların önünü almak ve zaman kaybetmemek için numaralar bölgelere taksim olunmuştur. Numarayı söyledikten sonra haberleşme memuresi onu nasıl tekrar edecek diye dinleyin. Doğru tekrar ederse 'evet' veya 'peki' deyiniz. Doğru olarak tekrar etmezse 'hayır' deyiniz ve numarayı tekrar isteyiniz.
3. Aradığınız numara ile ilişki kuruluncaya kadar veya haberleşme memuresi size numaranın 'meşgul' olduğunu söyleyene veya 'cevap yok' diyene kadar alıcıyı kulağınızda tutunuz ve aletin yanında durunuz.
4. Görüşme tamamlanmadıkç a alıcıyı yerine koymayınız ve alet başından ayrılmayınız. Görüşme biter bitmez alıcıyı yerine koyunuz. Yoksa tersi durumda merkeze doğru olmayan bir işaret vermiş olursunuz.
5. Alıcıyı yerinden almak ve isminizi hemen vermek suretiyle davetlere derhal cevap veriniz. İlan etmekten başka bir faydası olmayan 'alo' kelimesiyle başlamayınız. Hattın diğer ucundaki muhatabınız zaten sizi dinliyor. Telefonunuz çaldığı zaman derhal cevap veriniz. Bunu yapmazsanız, sizinle konuşmak isteyen kişiye 'cevap yok' denilecek ve görüşme kesilecektir.
6. Görüşmenin bitiminde zorluk ve gecikme olduğu durumlarda, alıcının asılı bulunduğu çengeli yukardan aşağıya hafîfçe tahrik ederek, haberleşme memuresinin dikkatini çekebilirsiniz. Bu sırada alıcıyı kulağınızda tutacaksınız.
7. Haberleşme memurlarıyla görüşmeye girişilmemesi abonelerden bilhassa rica olunur. İstenilen malumat, görevde bulunan başmemurdan alınabilir. İşletme muamelelerine ait her tür şikayet, 'baş haberleşme memuresi' ne telefonla arz olunmalıdır.
8. Aranılan numara salnamede (yıllıkta) yoksa, istihbarat dairesinden sorunuz.
9. Memurların kaba muamelesi hakkında şikayet genel müdürlüğe yapılmalıdır.
10. İtfaiye ve zabıta memurları, numaralan belirtmeye gerek olmaksızın davet olunur.


Cumhuriyet İngiliz şirketinin imtiyazını satın alır
İstanbul Telefon Şirketi faaliyetlerini 1935 yılına kadar sürdürdü. O yıl, 30 Ağustos tarihinde yapılan bir protokol ile İngiliz şirketinin imtiyazı Nafia Vekaleti tarafından satın alındı. Bu sırada şirketin 11.000 civarında abonesi bulunmaktaydı .
İstanbul'da ilk otomatik santralin 1932 yılında açılmasına karşın, Ankara'da daha 1925 yılında otomatik görüşme yapılabiliyordu. İzmir'de 1928 yılında Belediye ile İsveçli Ericsson firmasının birlikte kurdukları otomatik santral da 1938 yılında devlet tarafından satın alındı. Bu tarihten itibaren telefon faaliyetleri bütünüyle PTT tarafından yürütüldü. 1945 yılına geldiğimizde, İstanbul'da 15.000, Ankara'da 8.000, İzmir'de ise 3.000 civarında telefon abonesinin bulunduğunu görüyoruz.


İstanbul (Constantinapolis)Telefon Şirketi'nin Müşterilerine Gönderdiği Bir Mektubun Zarfı

Telefon Kılavuzu (Rehber)
Telefon beraberinde bir de önemli bir yayın (ve aynı zamanda bir reklam mecrası) getirdi: Telefon rehberi, 1983 yılında 40. baskısı yayımlanan İstanbul Telefon Rehberi'ni (bu tarihten sonra bir Altın Rehber çıktıysa da, bu girişimin de arkası gelmedi) dünden bugüne kuşbakışı bir hızla da olsa gözden geçirmeye çalışalım. En eski rehbere ve en çok aboneli şebekeye sahip olması, İstanbul'u seçmemizin nedeni.
Görebildiğimiz en eski İstanbul Telefon Rehberi (daha doğrusu kılavuzu, çünkü ilk baskılarda 'rehber' yerine 'kılavuz' olarak adlandırılıyordu) 1916 tarihini taşıyor ve 5. baskı olduğu belirtiliyor. Şebekenin sadece bir yıl önce çalışmaya başladığını düşünürsek, bu kısa süre içinde 5 baskı yapmasını, abone sayısının hızla artmasına ve rehberin aranan bir yayın haline gelmesine bağlayabiliriz. Sunuş yazısında, 1000'in üzerinde aboneye sahip olduğunu belirten İstanbul Telefon Şirketi, reklamlarla ilgili bilgi vermek için ayrı bir sayfa ayırmış. İki dilde yayınlanan 1916 rehberinde numara aralarında 'verilecek' küçük ilanlar dışında; tam, yarım ya da çeyrek sayfa ilanlar için ayrı bir tarife belirlenmiş. Buna göre iki dilde (yani İki ayrı bölümde birden) yayımlanacak tam sayfa bir ilan için 5 lira ödemek gerekiyor. Bu fiyat yarım sayfa için 3, çeyrek sayfa için ise 2 liraya düşüyor.

'Yeni Hayat Adamına Yeni Adabı Muaşeret' Telefon Muaşereti
Telefonun toplumsal yaşamımızda yer almasıyla birlikte, onun nasıl kullanılacağı konusu da gündeme gelmeye başladı. Bu konuyla ilk ilgilenenler muaşeret bilgisi veren kitaplar oldu. 1932 tarihli ve Muhittin Dalkılıç'ın kaleme aldığı 'Yeni Hayat Adamına Yeni Adabı Muaşeret' kitabında 'Telefon' başlıklı özel bir bölüm vardır. Bolüm, 'Telefonda Riayet Edilecek Hususlar'ı anlatarak başlar. Kitaba göre bu konudaki genel kurallar şunlardır:
'Telefonda daima en kısa ve en kestirme konuşulur.
Telefonda uzun uzadıya hal ve hatır sormak kabalıktır.
Telefonda yüksek sesle konuşmak kabalıktır. Hususi ikametgâh telefonu müstesna olmak üzere, iş yerlerine (yurt, daire ve yazıhane) sırf hal ve hatır sormak için telefon etmek caiz değildir.'

'Nelere Dikkat Edilmeli?'

Bölümün ikinci ara başlığı 'Nelere Dikkat Edilmeli?' konusunu irdeler. Artık işin ayrıntılarına girilmektedir:
'İşe ait bir mesele için bir zatın evine telefon etmek ayıptır. Zira hemen herkes bugün ki hayatta, evinde iş ile meşgul olmayı sevmez. Bugünkü çok yorucu iş hayatı, insanları hemen kamilen [bütünüyle], iş ile ancak iş saatinde meşgul olmağa, evinde ancak kati bir istirahat ihtiyacına mahkûm etmiştir. Esasen evinde bir zata telefon edilen iş, daima baştan savma bir surette karşılanacak bu suretle iş sahibi maddeten de zarar görecektir.'
'Telefonda Hususî Haller'
Ama kitabın telefonla konuşma olayına en büyük katkıları, 'Telefonda Hususî Haller' bölümünde ortaya çıkar:
'Telefonla izdivaç [evlilik], nikâh gibi merasime davet etmek ayıptır. Bu gibi haller için mutlaka davetiye göndermek şarttır. Telefonla davet, kendisinin hususî davetiye gönderilmeğe lâyık görülmediği hissini hasıl edeceği için bir hakaret teşkil eder. Asla, telefonda ölüm haberi vermeyiniz. Ne kadar mahirane hareket ederseniz ediniz, telefonla verilen ölüm haberi son derece müheyyiç [heyecanlandı rıcı] olur. Muhatabınızın hayatını tehlikeye koyar. Çünkü telefon, kara haber vermek için evvelâ haleti ruhiyenin hazırlanması lüzumunu temin etmeğe asla müsait değildir.'
'En Yeni Muaşeret Kaideleri' ve her gün �irkaç dakikalık bir egzersiz' 1961 yılında ilk baskısı yayınlanan (elimizdeki 4. baskısı) Hasan Deniz'in yazdığı 'En Yeni Muaşeret Kaideleri' kitabında telefon adabıyla ilgili bölüm, giderek batılaşmanın da etkisiyle olacak, �elefon etiketleri' başlığını taşıyor. Hasan Deniz de, telefonda iyi konuşmanın önemine işaret ederek konuya giriyor. Hatta bu konuda başarılı olmak için, her gün �irkaç dakikalık bir egzersiz' bile öneriyor:
'Şöyle yapınız; Ağzınızı güzelce açınız, çenenizi ya da dilinizi kuvvetle hareket ettirerek bir kaç cümle söyleyiniz. Böyle yaparsanız tembel dudaklar ve uykulu dillerden boğulmuş, yutulmuş gibi çıkan sesler çıkarmaz ve telefonun öbür ucunda bulunanı tedirgin etmezsiniz. Anlaşılır, duru bir şekilde güzelce sıralanmış sözcükleriniz dinleyicinizi hemen büyüleyiverir. '
Hasan Deniz telefonda ağır ağır, tane tane konuşulmak zorunda olduğunu söyledikten sonra, hangi biçimlerde konuşulmaması gerektiğini de açıklayarak bilgi dağarımızı zenginleştiriyor:
'Ağzınızda puro, sigara, çiklet ya da herhangi başka bir yiyecek varken telefonla konuşmayınız. Yoksa öteden sizi dinleyen kimse bir hırsız tarafından yakalanıp bağlanmış olduğunuzu ve zorla konuşturulduğunuzu, ya da kendisini imdada çağırdığınızı sanabilir.'

 
TELEKOMUN BİNASI DA PARASI DA ÇÖ
İRFAN ÇAKIR VEFAT ETTİ
MUSTAFA AKGÜL´Ü KAYBETTİK
T.TELEKOM´DAN YIKILAN BİNA AÇIKL
BEKİR ÖZTOPRAK AMELİYAT OLDU
HATİCE G.ŞAHMAN 2018 EDEBİYAT TA
TELGRAFÇI HAMDİ´Yİ ANIYORUZ
T.TELEKOMUN KURUMSAL İLKELER NOT
İLK SMS 25 YIL ÖNCE GÖNDERİLMİŞT
RECAİ SAYAR´IN ANNESİ VEFAT ETTİ
 






 
 
  Copyright © 2006-2011 Telekomcular Dernegi
Web sitesinde yer alan yazi,resim ve materyaller izinsiz kullanilamaz,kopyalanamaz!