24 Nisan, 9 Mayıs tarihleri arasında kızını ziyaret amacıyla Portekiz’e giden Yunus TÜRKÖLMEZ arkadaşımızdan Portekiz ile ilgili gözlemlerini bir yazı ile iletmesini talep ettik. Bu ricamızı kırmayan Sayın TÜRKÖLMEZ Portekiz ile ilgili değerlendirmelerini Telekomcular Derneği sitesinin okuyucuları için kaleme aldı. Sayın Türkölmez’e teşekkür ediyor ve ilk yazısını bilginize sunuyoruz.
PORTEKİZ TARİHİNDEN NOTLAR
İlk çağlardan itibaren çoğu Kelt kökenli İber kabileleri tarafından yurt edinilmeye başlanan bölge, önce M.Ö.218. yılında Kartacalı ünlü komutan Hannibal tarafından ele geçirilir ve ardından da. M.Ö.1. yy’da Büyük Roma imparatorluğunun bir eyaleti olur.
Daha sonraları ise önce Vandallar’ın, sonra bir Alman Kabilesi olan Süev’lerin işgaline uğrar. M.S. 5. yy’dan, 8. yy’a kadar da Vizigotlar’ın işgalinde ve egemenliğinde kalır.
711 yılından itibaren İber Yarımadasının önemli bir kısmının Endülüs Emevileri’nin eline geçmesiyle ülkenin özellikle güney bölgesi Müslümanların eline geçer ve bu durum 400 sene kadar böyle devam edecektir. Ancak bu esnada ülkenin kuzeyinde başka bir gelişme yaşanmaktadır.
Asturas krallığından Vimara Peres isimli bir asilzade 868 yılında “Portus Çale” yani Porto bölgesini ele geçirerek “Portugal Kontu” ünvanını elde eder. İşte günümüzdeki Portekiz Devletinin kuruluşu da burada başlar. Devletinin sınırlarını genişletmek isteyen kont sürekli ülkenin güneyine doğru akınlar yapar ve Cordoba Müslümanları ile sürekli çatışmalar yaşanır. Zira Müslümanlar da sürekli daha kuzeye çıkmak için hamleler yapmaktadırlar.
1070’lere gelindiğinde Portekiz kontları artık bağlı oldukları Galiçya Krallığından tam bağımsızlık için mücadeleye girişirler. İlk mücadelelerini ve unvanlarını kaybetseler de yılmazlar ve 5 Ekim 1143 tarihinde Papanın da şahitliğinde artık bağımsız bir krallık olarak tanınmaları gerçekleşir. 1147 yılında da kral 1. Alfonso Lizbon’u Müslümanlardan geri alır.
1383 yılında Kral 1. Ferdinant arkasında bir varis bırakmadan ölünce çıkan taht kavgası sonra ülkesi Kastilya’nın (Fransa Bölgesi) işgaline uğrar. Bu durum uzun sürmez ve sonunda 1411 yılında İngiltere ile kurdukları bir ittifakla tekrar bağımsızlıklarını kazanırlar. İlginçtir ki bu ittifak halen yürürlüktedir.
Bu tarihten itibaren ülkeyi yönetenler bir gerçeği fark etmişledir ki artık Avrupa’ya doğru büyümeleri imkânsızdır. Bundan dolayı denizaşırı ülkelere doğru açılmaları gerektiğini düşünürler. 1415 yılında “Henry The Navigator” diye anılan meşhur bir denizci (Denizci Henry) ortaya ve öne çıkar. Afrika kıyılarında ilk tutunma bölgelerini ele geçirir. Aslında hedeflerinde tarihi düşman olarak gördükleri Afrikalı Müslümanlar vardır.
En büyük hedef ve idealleri ise deniz yoluyla Hindistan’a ulaşmak ve Osmanlı Devletinin elindeki kara ticaret yolunu baypas etmektir. Peki, bunu nasıl yapacaklardı? Denizcilikte ve deniz savaş gücünde sağladıkları büyük yeni gelişmelerle bunu yapmaları da pek uzun sürmez ve 1498 yılına gelindiğinde Vasco da Gama sayesinde artık bu amaçlarına da ulaşmışlardır. Vasco da Gama ülkenin tarihine damgasını vuran büyük bir kahraman olarak bugün hala çok sevilmekte, anılmakta ve her yerde saygı görmektedir.
Portekiz’e üstünlük getiren bu yeni gelişmelerin içinde okyanustaki dairesel dalga akıntısını (volta do mar), rüzgârın yönlerini ve şiddetini ve bunların periyodunu büyük bir gerçeklikle tespit etmiş olmaları en önemli etkendir.
Bir başka önemli gelişme ise kadırgaların yerine kürek gücü ile değil rüzgârın gücü ile daha hızlı hareket edebilen “Karavel” dedikleri gemiler ve bunlara yerleştirdikleri yüksek ateş gücüne sahip toplardır. Bronz yerine dökme demirden yapılan toplar daha hızlı ateşleme imkânı veriyordu. Bir başka yenilik ise prefabrik gemi yapmayı /mühendisliğini öğrenmişlerdi.
Bu gelişmelerle birlikte 16. yy başlarında artık Güney Amerika ve Malezya’ya kadar geniş bir coğrafyadadırlar. 1549 yılında Brezilya’nın tamamını ele geçirmişlerdir. Artık dünyanın her tarafında limanları ve sömürgeleri olan tam bir imparatorluktur.
Yüz yıla yakın bu durum böyle sürse de 1598 yılında krallık ölümcül bir hata yapar. Fas Sultanlığına karşı açtığı savaşta kral ölür ve ardından çıkan karışıklıktan yararlanan İspanya ülkeyi işgal eder. Portekiz’liler1668 yılına kadar süren yaklaşık bu 60 yıllık İspanya işgalini hiç unutmazlar ve bugün Lizbon’da kurtuluşlarına atfen bir meydana adını vermişlerdir.
Artık devlet eski gücünü yitirmiştir. Üstüne bir de 1755 yılında çok büyük bir yıkıcı depremle sarsılır. Sadece başkent Lizbon’da 30.000 kişini öldüğü depremin şiddetini uzmanlar en az 8,5 olarak tahmin etmektedirler.
Yeniden toparlanma ve güçlenme arayışındaki ülke 1807 yılında bu kez de Napolyon tarafından işgal edilir. Kral, mahiyetiyle birlikte Brezilya’ya kaçar ve başkentini oraya taşır. Neyse ki Fransa işgali çok kısa sürmüştür. 1811 yılında Napolyon’un başka savaşları kaybetmesi nedeniyle Fransa, askerlerini Portekiz’den geri çeker.
Ancak bir kez tarihin çarkları ülke aleyhine dönmeye başlamıştır. Denizaşırı keşifler ve sömürge bölgeleri oluşturulurken dökülen mazlum halkların kanının bedeli ödenmeye başlanmıştır adeta. Her ne kadar 1815 yılında Portekiz kralları aynı zamanda Brezilya imparatoru ilan edilseler de 1823 yılında Brezilya bağımsızlığına kavuşur. Zaten İspanyol işgali sırasında Portekiz’in elindeki birçok sömürge bölgesi İngiltere, Fransa ve Hollanda’nın eline geçmişti.
1890 yılına gelindiğinde ise İngiltere, Portekiz’e bir ültimatom vererek Angola ve Mozambik şeridini boşaltmasını ister. Kral, İngiltere ile savaşmayı göze alamaz ve bu isteği kabul eder. Kabul eder ama tüm ülkede halk bu kararı şiddetle protesto etmeye başlar. Böyle bir aşağılanmayı kabul edemeyeceklerini söyleyerek çeşitli isyanlar çıkarırlar ve bu süreç bir hayli uzar. Tam bir iç mücadeleler dönemi başlar.
Sonuçta; 1908 yılında askerler kral 1. Carlos’u oğluyla yaptığı bir araba gezintisi sırasında öldürerek darbe yapar ve 1910 yılında da Cumhuriyet ilan edilir. Cumhuriyet ilan edilir ama ülkeye istikrar bir türlü gelmez. En az 25 darbe teşebbüsü ve 48 ayrı hükümet kurulmasına rağmen bir türlü düzen kurulamaz.
Önce 28 Mayıs 1926 tarihinde bu durumdan faydalanmasını bilen General Gomes da Costa başarılı bir darbeyle iktidara el koyar. İki yıl sonra 1928 yılında iktidara bu kez el koyan General Antonio de Oliveira Salazar Cumhuriyete son vererek çok kanlı ve baskıcı bir diktatörlük kurar. Tam 48 yıl sürecek bir süreç başlamıştır artık. Ancak diktatör Salazar ilginç bir şekilde 2 Dünya savaşı süresince tarafsız ülke konumunda kalmayı başarmıştır.
Yaklaşık yarım yüzyıl ülkeyi büyük bir baskı altında yöneten faşist rejimin toplumu etkilemede ki ana sloganı “Deus, Patria, e Familia” yani “Tanrı – Vatan - Aile” sloganı olmuştur. Ayrıca en çok bilinen şu 3 F kuralı da bunun tamamlayıcısı olmuştur.“Fado*, Futebol, Festa” yani “müzik – futbol – eğlence”.
25 Nisan 1974 yılında genç subaylar ve halkın çok yoğun katılımıyla iktidar yeniden el değiştirir. Tarihe “Karanfil Devrimi” diye geçen bu hareket sırasında önce devrimci genç subaylar faşist güçlere karşı harekete geçtiklerinde silahlarının halka dönük olmadığını göstermek üzere namlularına kırmızı karanfiller takarlar. Ardından halk Lizbon çiçek pazarında ki bütün karanfilleri satın alır ve askerlerin silahlarına ve zırhlı araçların namlularına bu karanfilleri takar. Devrimin bir ilginç noktası da hareketin başlangıç şifresi olan şarkıdır.
Devrim 24 Nisan 1974 tarihde Eurovision Şarkı Yarışmasında Portekiz'i temsil eden Paulo de Carvalho'nun "E depoi do adeus" yani “VE GÜLE GÜLE O ZAMAN” isimli parçasını söylemeye başlamasıyla başlatılmış ve ertesi gün de saat 12.15’te ulusal radyodan Zeca Afonso'nun seslendirdiği "Grandola, Villa Morena" adlı şarkısının çalınmasıyla devam etmiştir.**
Devrim başarılı olur ancak işler yine de tam istenildiği gibi demokratik bir rotaya girmemiştir. Devlet başkanlığını elinde bulunduran General Antonio de Spinola liderliğinde bir askeri cunta yaratılmıştır yeniden. İlerici örgütlerden, halktan ve solcu genç subaylardan gelen baskılar sonucu Spinola aynı yılın Eylül ayında istifa etmek zorunda kalır.
1975 yılında tüm partilerin katıldığı parlamento seçimleri yapılır. 1976 yılında yeni Anayasa yapılır ve yürürlüğe girer. Ardında ülkede çeşitli sol ve sağ hükümetler kurulur. 1 Ocak 1986 tarihinde de AET’ye alınır. Halen iktidarda Sosyalist Partinin ağırlığında, Sol Blok ve Komünist Partisiyle, Yeşiller’in desteklediği bir hükümet bulunmaktadır.
*Fado: 19. yüzyıldan günümüze kadar uzanmış bir Portekiz halk müziği türüdür. Fado'nun tam bir çevirisi olmamakla beraber, kelime anlamı kadere veya alın yazısına yakındır. Büyük denize, yani okyanusa açılan balıkçıların geride kalan eşlerinin onları uğurlarken ve beklerken söyledikleri hüzünlü ve bazen sitem dolu parçalardır. Daha eski yıllarda uzak seferlere çıkan denizci askerlerinin eşlerinin de söylediği şarkılardır aslında.
**Karanfil devrimi her ne kadar “kansız devrim” diye bilinse de devrim esnasında dört genç gizli polis şefinin açtığı kurşunlarla can vermiştir.

|