Zifiri karanlık bir gece… Etrafı dik yamaçlarla ve tepe noktalarında sarp kayalarlaçevrili devasa bir çukurun içinde bulunan bir krater gölünün kenarında, rengarenk kamp çadırları sıralanmış. AkÅŸam, gökyüzünde hilal ÅŸeklinde beliren ay, karanlık bastırdıkça hızla kayalıkların ardına doÄŸru yol alırken, yıldızlara teslim ediyor bizleri. Bir ara arkadaÅŸlarımızdan biri gözümüzün görebildiÄŸi binlerce yıldız arasından kutup yıldızını gösteriyor: “Bakın, bakın iÅŸte tam ÅŸurada, cezve ÅŸeklinde görebildiniz mi? İşte bu taraf kuzeyimizi gösteriyor!”
Kamp ateÅŸimiz yakılmış… Yıldızların eÅŸlik ettiÄŸi kamp sohbeti ÅŸen kahkahalarla gecenin karanlığına karışıyor. AteÅŸ etrafında halka ÅŸeklinde oturmuÅŸ arkadaÅŸlara bakıyorum. Sohbetin sıcaklığı içimizi ısıtırken, gecenin karanlığında yanan odunların ateÅŸi yüzlerde gölge oyunu oynamakta oldukça mahir… Alevlerin sıcaklığı yanaklarımızı okÅŸuyor durmadan.
Ve ardından gecenin soÄŸuÄŸunun ayaza kestiÄŸi saatler baÅŸlıyor. Artık dinlenme vakti. Çadırlarımıza çekiliyoruz. Bir türlü uyku tutmuyor gözlerimi. Uyku tulumum, bu derece soÄŸuk havalar için uygun nitelikte deÄŸil ne yazık ki! Çaresizlikten kat kat giymiÅŸ olduÄŸum giysilerin içinde bir saÄŸa bir sola debelenip dururken, sıcak nefesime sığınıyor bedenim. Eksi beÅŸ dereceleri gösteren bir havada, uyku tulumun iyi deÄŸilse üÅŸüyorsun elbette… Uykuyla uyanıklık arasında bir iki saatlik bir kestirmenin ardından çiÄŸ düÅŸmüÅŸ bir sabaha uyanıyorum. Başımı, sudan çıkmış bir balık gibi çadırdan çıkardığımda kamp lideri Adem’le göz göze geliyoruz. AkÅŸam, sabah erken saatlerde zirveye çıkacağını söyleyen Adem, beni görünce kondisyon durumumu soruyor ve “Var mısın?” diyor. “Elbette, severim daÄŸların zirvelerini!..” diyorum.