Dil, insanlar arasında anlaÅŸmaya, iletiÅŸim kurmaya yarayan bir araçtır. Dile ne ölçüde hakim olursak meramımızı o derece doÄŸru anlatır, doÄŸru iletiÅŸim kurarız. Dil bir toplumu millet yapan unsurların en önemlisidir. Dilin gücü ile milletin gücü arasında paralel bir iliÅŸki vardır.
İngiltere Kralına sormuÅŸlar; Büyük Britanya İmparatorluÄŸu ile donanma arasında tercih yapmak zorunda kalsanız hangisini tercih edersiniz? Kral cevaplamış; tabii ki donanmayı, donanma oldukça imparatorluÄŸu yeniden kurarız. Donanma mı? İngiltere mi? sorusunu, tabii ki İngiltere diye cevaplamış. İngilteresiz donanma neye yarar? İngiltere mi? İngilizce mi? Diye sormuÅŸlar. “Tanrı İngilizleri böyle bir tercih yapmaktan korusun.” Dedikten sonra ilave etmiÅŸ; böyle bir tercih yapmak zorunda olsaydım ÅŸüphesiz İngilizce'yi tercih ederdim. Bir millet dilini korudukça, millettir. Millet olduÄŸunun farkında olan toplum da er geç vatanına kavuÅŸur.....
Bir dilin zenginliÄŸi kadar, O’nun hatasız ve doÄŸru olarak kullanılması da önemlidir.
Son yıllarda Türkçe de bozuldu, Türkçe’nin yazılı anlatımı da…
Nasıl bozulmasın ki:
“Mehlika Sultan”a aşık olan ÅŸairlerin yerini “Vesikalı Yâr”e aşık olan ÅŸairler aldı…
Türkçeyi Falih Rıfkı Atay’lardan, Ahmet Hamdi Tanpınar’lardan, Orhan Boran’lardan, Zafer Celasun’lardan, Jülide Gülizar’lardan İslam Çupi’lerden, Metin Akpınar’lardan öÄŸrenen nesiller yerini; Türkçeyi Beyazıt Öztürk’lerden, Mehmet Ali Birand’lardan , Erman ToroÄŸlu’lardan , Åžahan Gökbakan’lardan öÄŸrenen nesillere bıraktı…
1940’lı 1950’li yıllarda liselerde edebiyat derslerine, Ahmet Hamdi Tanpınar, Behçet Necatigil, Orhan Åžaik Gökyay, H.Nihal Atsız, Faruk Nafiz Çamlıbel, Oktay Akbal , Arif Nihat Asya, Ahmet Kutsi Tecer, Sabahattin EyüboÄŸlu giriyordu. Bugün, O çapta hocalar bırakın liseleri üniversitelerde yok…
Lise eÄŸitimindeki olgunluk sınavlarının, bitirme sınavlarının yerini, testlerle bilgi ölçmeye çalışan eÄŸitim anlayışı aldı…
Dünya Klasiklerini okumadan ortaokulu bitiremezdiniz eskiden. Åžimdi, hayatında tek bir roman tek bir hikaye okumamış üniversite mezunlarıyla dolu etrafımız…
Ve ister istemez, bu bozulma kamu kurumlarının yazışmalarına da yansıdı…
KalıplaÅŸmış cümleler, anlamını bilmeden kullanılan yabancı kökenli kelimelerden kaynaklanan anlam kaymaları, sıkça yapılan yazım (imlâ) hataları…
Toplumlarda iki kesimin dili doÄŸru ve hatasız kullanması beklenir…
1)Sanatçılar (yazarlar, ÅŸairler, tiyatro sanatçıları)
2)Kamu görevlileri.
Eskiden kamu görevlileri için iki kavram kullanılırdı: “Kâtip” ve “Kalem Efendisi”
Katip, Arapça kökenli bir kelime olup “ktp” kökünden gelmektedir. Aynen kitap, kütüphane, kitaplık, kitabe gibi… Yazıcı, yazman anlamına gelen bu kelime; okumuÅŸ, bilgili, kültürlü, kusursuz yazan anlamına kullanılmaktaydı…
Kalem Efendisi; adı üzerinde, kaleme hükmeden, iyi yazan, hatasız yazan anlamında bir kelimeydi..
Pekiyi; günümüzün kamu görevlileri için “Kalem Efendisi” demek mümkün mü?
Bırakınız sıradan yazıları; tamimler, genelgeler, yönetmelikler hatta kanunlar Türkçe yazım hatalarıyla, anlam kaymalarıyla dolu…
Resmi yazışmalardaki ÅŸekli hataları asgariye indirmek, resmi yazışmalarda uygulama birliÄŸi saÄŸlamak amacıyla hazırlanan, “Resmî Yazışmalarda Uygulanacak Esas ve Usuller Hakkında Yönetmelik” 18.10.2004 tarih ve 8125 sayılı Bakanlar Kurulu Kararıyla kabul edilerek, 2.12.2004 gün ve 25658 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüÄŸe girdi. Söz konusu yönetmelik, yazıların ÅŸekli ÅŸartlarını belirlemektedir.
Yönetmelikte Türkçenin kullanımı ile ilgili olarak;
“Yazı, Türk Dil Kurumu tarafından hazırlanan İmla Kılavuzu ile Türkçe Sözlük esas alınarak dil bilgisi kurallarına göre yaÅŸayan Türkçe ile yazılır.
Metinde zorunlu olmadıkça yabancı kelimelere yer verilmez ve gereksiz tekrardan kaçınılır. Türk Dil Kurumu tarafından hazırlanan İmla Kılavuzu'nda bulunmayan kısaltmaların kullanılmasının zorunlu olduÄŸu durumlarda, kısaltmanın ilk kullanıldığı yerde parantez içinde kısaltmanın açık biçimi gösterilir.”
Hükmü yer almaktadır.
Resmi yazışmalarda bu yönetmelik hükümlerine hâlâ uyulmamaktadır. ÖrneÄŸin YönetmeliÄŸin 8. Maddesinde “Bilgisayarla yazılan yazılarda "Times New Roman" yazı tipi ve 12 karakter boyutunun kullanılması esastır.” Denilmesine raÄŸmen, resmi yazışmalarda çok farklı yazı tipleri kullanılabilmektedir. Keza, yönetmelikteki paragraf başı, satır arası vb. ölçütlere de genelde riayet edilmemektedir.
Ama asıl acı olanı resmi yazışmalarda yapılan Türkçe yazım hatalarıdır.
Resmi Yazışmalarda yapılan yazım hatalarından bazılarını şu şekilde sıralayabiliriz;
1- Kendisi ÇoÄŸul Olan Kelimelere, “lar, ler” eki eklenmektedir.
Özellikle Arapça kökenli sözcüklerde bu hataya düÅŸülmektedir.
ÖrneÄŸin çoÄŸul olan; Evrak (tekili varak), eÅŸya (tekili ÅŸey), personel, eÅŸkıya (tekili ÅŸaki), tadilat (tekili tadil) , tahsilat (tekili tahsil), biz, siz, gariban (tekili garip) , meÅŸrubat (tekili meÅŸrub), emval (tekili mal) kelimelerine , “ler, lar “ eki getirildiÄŸini çok sık görmekteyiz.
Hatta, çoÄŸul bazı kelimelere (örneÄŸin;evrak) çoÄŸul eki (ler,lar) getirmek galat-ı meÅŸhur(*) olmuÅŸtur.
2- Bazı kelimeleri hatalı yazmak çok yaygındır.
Beynelmilel yerine beynelminel, inisiyatif yerine insiyatif, seremoni yerine seramoni , bihaber yerine birhaber , inkılap yerine inkilap , unvan yerine ünvan, sürpriz yerine süpriz , kupür yerine küpür , matematik yerine matamatik, makine yerine makina , program yerine proÄŸram, yalnız yerine yanlız, zarafet yerine zerafet kelimelerini çok yaygın olarak kullanılmaktadır.
Son yıllarda word ve benzeri yazı programlarında yazım denetiminin yaygınlaÅŸmasıyla bu hatalı kullanımlarda önemli ölçüde bir azalma olmuÅŸtur.
3- BaÄŸlaçların kullanımında çoÄŸu kez hatalar yapılmaktadır.
Ki ve de, da (dahi anlamındaki) baÄŸlaçları ayrı yazılır. BaÄŸlaç olan “ki” cümleye açıklama anlamı verir. Cümleden çıkarıldığında anlam bozulmaz. Ki baÄŸlacının ayrı yazımının istisnaları da vardır. ÖrneÄŸin; belki, hâlbuki mademki, meÄŸerki, oysaki, sanki kelimeleri bitiÅŸik yazılır. Ancak, meÄŸerki, mademki, oysaki kelimelerinin de çoÄŸu zaman ayrı yazıldığını görmekteyiz. Sıfatlara (buradaki, ÅŸuradaki, arkadaki, öndeki vb) ve isimlere (Ankara’daki, elmadaki, aÄŸaçtaki vs.) ek olan “ki” ler bitiÅŸik yazılması gerekirken, çoÄŸu kez, ayrı yazılmaktadır.
BaÄŸlaç olan da, de (dahi anlamında) ayrı yazılır. Kendisinden önceki kelimenin son ünlüsüne baÄŸlı olarak ünlü uyumlarına uyar. Ayrı yazılan da, de hiçbir zaman ta, te biçiminde yazılmaması gerekirken, bazen bu kurala uyulmamaktadır.
Da, de baÄŸlacının bulunma durumu eki olan -da, -de, -ta, -te ile hiçbir ilgisi yoktur. Bulunma durumu eki getirildiÄŸi kelimeye bitiÅŸik yazılır: devede (deve-de) kulak, evde (ev-de) kalmak, yolda (yol-da) kalmak, ayakta (ayak-ta) durmak, çantada (çanta-da) keklik. İkide (iki-de) bir gibi. Uygulamada çoÄŸu zaman bulunma durumu eki olan -da, -de, -ta, -te eklerinin, dahi anlamındaki de, da baÄŸlaçları gibi ayrı yazıldığı görülmektedir.
4- PekiÅŸtirmeli sıfatlar da çoÄŸu kez hatalı olarak ayrı yazılmaktadır.
PekiÅŸtirmeli sıfatlar bitiÅŸik yazılır: apaçık, apak, büsbütün, çepeçevre, çırçıplak, çırılçıplak, dümdüz, düpedüz, gömgök, güpegündüz, kapkara, kupkuru, paramparça, sapasaÄŸlam, sapsarı, sırsıklam, sırılsıklam, sipsivri, sapsarı.
Ancak, çoÄŸu resmi yazıda pekiÅŸtirmeli sıfatların da ayrı yazıldığını görmekteyiz.
5- Sayı sıfatları ile çoÄŸul olduÄŸu vurgulanan isimlere çoÄŸul eki getirildiÄŸi görülmektedir.
Sayı sıfatı ile çoÄŸul olduÄŸu vurgulanan isimlere çoÄŸul eki takılmaz. AÄŸaçın altında beÅŸ koyun var. Cümlesi doÄŸrudur. ÇoÄŸul vurgusu isime yapılırsa sayı sıfatı kullanılmaz. AÄŸacın altında koyunlar var. Cümlesi de doÄŸrudur. Ama; “AÄŸacın altında beÅŸ koyunlar var” cümlesi hatalıdır.
6- SunulmuÅŸtur. Arzederiz. GaripliÄŸi.
Ast makamların, üst makamlara yazdığı resmi yazılar, genellikle “Ekte sunulmuÅŸtur. Arz ederiz.” Cümleleriyle biter. Oysa , “arz etmek” sunmak kelimesinin Arapça’sıdır. Bu cümlenin Türkçe’si “SunulmuÅŸtur. Sunarız” anlamına gelmektedir. Resmi yazışmalarda bu garipliÄŸe de son verilmesi gerekir diye düÅŸünüyorum.
7- Gerekli durumlarda da ünlüler üzerindeki inceltme iÅŸareti kullanılmamaktadır.
Toplumda; “TDK harflerdeki ÅŸapkayı kaldırdı” ÅŸeklinde yaygın ve yanlış bir kanaat var. Bu kanaat resmi yazışmalara da yansımıştır. Bu nedenle, pek çok resmi yazıda hâlâ yerine hala, kâr yerine kar kelimeleri kullanılarak anlam kaymalarına yol açılmaktadır. TDK ünlüler üzerindeki inceltme iÅŸaretini kaldırmamış ama önemli ölçüde azaltmıştır. TDK tarafından yayımlanan İmlâ Kılavuzu’nun “Ünlüler üzerinde düzeltme iÅŸareti” bölümünde düzeltme iÅŸaretinin kullanıldığı yerler hakkında ayrıntılı açıklamalar yapılmıştır.
Buna göre;
1. Yazılışları bir, anlamları ve okunuÅŸları ayrı olan kelimeleri ayırt etmek için, okunuÅŸları uzun olan ünlülerin üzerine düzeltme iÅŸareti konur: adem (yokluk), âdem (insan); adet (sayı), âdet (gelenek, alışkanlık); alem (bayrak), âlem (dünya, evren); aşık (ayak bileÄŸindeki kemik), âşık (vurgun, tutkun); hala (babanın kız kardeÅŸi), hâlâ (henüz); ÅŸura (ÅŸu yer), ÅŸûra (danışma kurulu).
2. Arapça ve Farsçadan dilimize giren birtakım kelime ve eklerde g, k, l ünsüzlerinin ince okunduÄŸunu göstermek için, bu ünsüzlerden sonra gelen a ve u sesleri üzerine düzeltme iÅŸareti konur: dergâh, gâvur, ordugâh, kâr…
3. Nispet i’sini göstermek için düzeltme iÅŸareti kullanılır: ahlâkî, dahilî, dünyevî, edebî, fikrî, haricî, iktisad î, insanî, medenî, sıhhî, siyasî.
8- Noktalama iÅŸaretlerinin kullanımında önemli hatalar yapılmaktadır.
Noktalı virgül (;) ve iki nokta (:) hatalı yerlerde kullanılmakta, noktalı virgülden sonra küçük harfle devam edilmesi gerekirken büyük harfle baÅŸlanmakta, virgülün kullanımında da önemli hatalar yapılmaktadır.
Resmi yazışmalarda yapılan yanlışlara iliÅŸkin örnekleri artırarak onlarca sayfa yazmak mümkün. Burada en yaygın Türkçe hatalarından örnekler verilmeye çalışılmıştır.
Konuya iliÅŸkin daha detaylı bilgi edinmek isteyenlerin, TDK internet sitesini (http://www.tdk.org.tr) incelemelerini, internetten e-kitap formatında indirebilecekleri, “Genelkurmay Askeri Tarih ve Stratejik Etüt BaÅŸkanlığı Yayınları” arasında yayınlanan “Türkçenin Güzel Kullanımı” adlı kitaba göz atmalarını önerebilirim.
Ne diyor Fazıl Hüsnü DaÄŸlarca; “Türkçem benim ses bayrağım…”
Ses bayrağımızın da, al bayrağımızla birlikte ilelebet dalgalanacağı, Türkçe’nin doÄŸru konuÅŸulduÄŸu, doÄŸru yazıldığı bir Türkiye özlemiyle…
* Galat-ı meÅŸhur, kelime veya deyimlerin yaygın olarak yanlış bir biçimde kullanılması sonucu, doÄŸrusunun yerini alması halidir. "Herkesin uyguladığı yanlış" denebilir.
|