RÜŞVET / Tarih: 2012-04-11

Mahmut EMİN

 
(Okumakta olduğunuz yazı, bir hukuk metni değildir.)
 
Bir Hakk sahibinin Hakk’ını, diÄŸerine, bilgisi ve izni dışında aktarmak için menfaat saÄŸlamaktır. SaÄŸladığı maddi -veya vaat- menfaat karşılığında, olmaması, yapılmaması gereken bir -ÅŸey-i yapar (veya yapmaz). Hakk ihlaline sebep olur. Gerçek Hakk sahibinin bundan haberi bile olmaz. Kazanamadığını düÅŸünür, kendisinin layık olmadığını düÅŸünür, o iÅŸi kendisinden daha iyi yapabileceklerin var olduÄŸunu ve o iÅŸin onlara yüklendiÄŸini düÅŸünür. İşi yüklenen ise, bilir. Kendisinin Hakkı olmadığını bilir, verdiÄŸi para, mal, vaat sayesinde iÅŸi aldığını, makamı kaptığını bilir. Kendisini rahatlamak için, “canım herkes böyle yapıyor, ne yapalım, o da yapsaydı, âlemin kerizi ben miyim…” ÅŸeklinde düÅŸünür. Yaptığı iÅŸin, vicdanını rahatsız etmesine mani olmaya çalışır.
 
Bir TV’de izledim. İlahiyat Doçenti bir kiÅŸi oturmuÅŸ, izleyicilerin açtığı telefonlarla sordukları soruları cevaplıyor. Telefondaki kiÅŸi ÅŸunları sordu: “Hocam, ben (…) çalışıyordum. O sıralarda bir kiÅŸiden rüÅŸvet aldım. Åžimdi çok rahatsızım. İade etmek istiyorum. KiÅŸiyi bulamıyorum, acaba bir yardım kuruluÅŸuna yardım etsem olur mu, Ne yapayım?”
 
Zor soru. İş bitmiÅŸ, para alınmış, iÅŸ verilmiÅŸ, zaman geçmiÅŸ. Bedava Hoca’yı da bulmuÅŸ. Günahtan kurtulmanın yolunu arıyor vatandaÅŸ!
 
Ee.. Cevapta verilmesi gerekir ki, iÅŸi bu.
 
“Olmaz”, dedi Hoca Efendi. “O kiÅŸiyi arayıp bulacaksın, öyle bir iki yere bakmakla da olmaz, yorulacaksın, arayacaksın gerekirse tüm Türkiye’yi arayacaksın ve iade edeceksin. Günlerce aramana raÄŸmen bulamazsan, o zaman bir yardım kuruluÅŸuna vererek kurtulursun.” Mealen bunları söyledi.
 
RüÅŸvetin klasik tanımı ÅŸöyledir. Yapılmaması gereken bir iÅŸi yapmak veya yapmamak, ya da yapılması gereken bir iÅŸi yapmak veya yapmamak. Tabii -yapmak- fiili bir menfaat temin etmek maksadıyla gerçekleÅŸmektedir.
 
“Mallarınızı, aranızda, gerçeklerle baÄŸdaÅŸmayan ÅŸekilde yemeyin. Ve bilip durduÄŸunuz hâlde insanların mallarından haksız yere yemek için hükmedicilerle konuÅŸmayın.” (Bakara/188)
 
Adaletin terazisi bozulmuÅŸtur. Gerçeklerle baÄŸdaÅŸmayan bir taksimat yapılmıştır. Hatta bu taksimatta iÅŸ başındakiler danışılır olmuÅŸtur. Ya onların ısrarı veya iÅŸ sahiplerinin iÅŸini garantiye baÄŸlaması ile iÅŸin kendisine verilmesinin oluru saÄŸlanmıştır. Her halükarda baÅŸkasının Hakk’ı gasp edilmiÅŸtir, bilgisinin dışında. Aslında baÅŸkaları da olabilir. Yani çok insanın Hakkı gasp edilmiÅŸ olabilir.
 
Åžöyle ki; 10 Liraya satılabilir malın devlet dairesince alınmasını düÅŸünelim. Araya rüÅŸvet giriyor. 1 lira rüÅŸvet alınıyor. Malın satıcısı o bir lirayı malın bedeline yükleyecektir. Yani 11 liraya satacaktır devlete. Ne oldu? Parayı kim verdi? Devlet. Devlet Hazinesi. Yani bütün millet.
 
Åžöyle de bir örnek verelim. Bir iÅŸe alım imtihanı yapılacak. Binlerce kiÅŸi giriyor sınava. Bunların içinden birisi rüÅŸvet vererek iÅŸe kabul ediliyor. Önünde kaç kiÅŸi vardı? Yüzlerce belki. Hangi örneÄŸi verirseniz verin, rüÅŸvet veren tek kiÅŸi ise de, rüÅŸveti alanın karşısında sorumlu olduÄŸu binler, yüz binler hatta bütün millet vardır.
 
Yani dememiz odur ki, ileride aldığı rüÅŸvetten nedamet getiren kiÅŸinin, rüÅŸveti aldığı kiÅŸiyi bulup iade etmesiyle kurtuluÅŸ olamaz. Hesabı buna göre yapmalıyız. Yazımız belki Hoca Efendi’ye ulaşır da eleÅŸtirilerini alırız. Bizde bilgileniriz.
 
Asıl korkunç olan rüÅŸvet susturulmaktır, susmaktır. DoÄŸruyu, Hakk’ı söylemekten susmak. Bu en çok aydınların başına gelir. Cahilin susması önemli deÄŸildir, aydınlar edindikleri menfaat karşılığında susarlarsa felaketlerin en büyüÄŸünü beklemelidir.
 
“Uzeybul Hicânat denilen yerde Hatimin oÄŸlu Tirmmah’la karşılaÅŸan Hz. Hüseyin ona da Kufe’de neler olduÄŸunu sordu. Tirimmah Kufelilerin önde gelenlerinin rüÅŸvetle susturulduÄŸunu, halkın dağıtılıp korkutulduÄŸunu, Müslim, Hani, Kays ve Abdullah’ın feci ÅŸekilde öldürüldüÄŸünü, Kufe’ye gitmekten vazgeçmesini, dilerse Tay kabilesinden yardım isteyerek yardımcı olabileceÄŸini söyledi. Ancak Hz. Hüseyin Tirimmah’a teÅŸekkür etti ve yardım talebini kabul etmedi.”
 
(İhsan Özkes, Kerbela Faciası isimli makalesinden) Aydınları susan millet helak olmuÅŸtur.
 
Hz. Mevlânâ’dan, rüÅŸvet, doÄŸruluk hakkında…
 
Vicdanını karartıp rüÅŸvet alırsa hakim
Fark edemez kim mazlum, göremez kimdir zalim.
 
Madde gözü tembeldir, hep kolayını arar
Yanlış yöne götürür insanı kolay yollar.
 
ÜÅŸenme, kaynağı bul, zor gelse de nefsine
DoÄŸru yollarda ara, yokuÅŸ ve dik gelse de.
 
Bırak zannı, ÅŸüpheyi hedefin olsun gerçek.
Varınca göreceksin her zahmete deÄŸecek.
 
Asıl ÅŸaşılık budur, budur gözdeki mertek:
Zannetmekle bilmenin farkını görememek.
 
Bulanıktan uzak dur, her işin olsun berrak;
Ancak temiz bir kalptir, yüzü ak çıkaracak
 
Hele de vesveye aman sakın kapılma
Güvenilmez bilgiyi kendine rehber kılma.
 
Vehimden de uzak dur doÄŸru bilgi zannetme,
Hele de evhamları ona buna iletme.
 
DoÄŸru olsun her iÅŸin. DoÄŸrudan uzaklaÅŸma,
DoÄŸru bil, doÄŸru düÅŸün, doÄŸrudan asla ÅŸaÅŸma.
Bu Makale 4728 defa okunmuþtur.
POSTA TEŞKİLATI 1852’DE ÖZE
YÖNETMEK
REKLAM KAVGASI
OKYANUSYA
İHANETİ GÖRDÜM
OSMANLI´DA İLK GREV TELGRAFHAN
ÖZGECAN’LAR ÖLMESİN… MÜ
ÅžEHİRLERARASINDAKİ İLK İŞÃ
AKLIMIZ KUYUYA MI DÜŞTÜ?
POSTA MEMURLUÄžUNDAN SADRAZAMLIÄ
DESTANIN ADI ÇANAKKALE
Hacked By VyOfValor & DoÄŸu589
İLK TÜRKÇE TELGRAFIN 156. YIL
MAHKEME KAPILARINDA
ÖZELLEÅžTİRMELERDEN SONRA CARÄ
YASALAR-ARAÅžTIRMACILAR.
ZAMANA YENİLMEK
MANASTIRLI HAMDİ’Yİ UNUT
CRM İLE HİZMET KALİTESİNİ A
TELEPATİ’YE EMPATİ
MAKALELERİN TAMAMINI GÖRÜNTÜLE
 
  Copyright © 2006-2011 Telekomcular Dernegi
Web sitesinde yer alan yazi,resim ve materyaller izinsiz kullanilamaz,kopyalanamaz!