ŞEHADETİNİN 93.YILINDA MİLLİ ŞEHİDİMİZİ ANMAK / Tarih: 2012-04-11

Fazlı KÖKSAL

Türk’e, TürklüÄŸe hizmet zor iÅŸtir. Bu hizmeti yapanlar bazen sanık kürsüsüne çıkarılırlar, bazen daraÄŸacına. Bazen de yusufiye medreselerinde çile çekerler. Bu dün böyle olmuÅŸtur, görünen O ki gelecekte de böyle olacaktır. Milli Åžehit Kaymakam Kemal Bey’de, hem sanık kürsüsüne hem de idam sehpasına çıkarılan kahramanlardan birisidir.

Ermeni Sorununun ısrarla gündemde tutulduÄŸu bu günlerde, idamının 93. yılında BoÄŸazlıyan Kaymakamı Kemal Bey’i hatırlamamak mümkün mü ?

Kemal Bey’in ismini ilk kez daha ortaokul öÄŸrencisi iken babamdan duydum. Babam BoÄŸazlıyan’da kurdukları Futbol kulübüne, Kemal Bey Spor Kulübü adını verdiklerini, Kemal Bey’in İngilizlerin baskısıyla idam edilen bir kahraman olduÄŸunu anlatırdı. O zamandan bu yana mazlum deyince, kahraman deyince aklıma gelen 3-5 isimden birisidir Kemal Bey.

ÇocukluÄŸumun ve ilk gençliÄŸimin kahramanı Kemal Bey’i ve O’na yapılan haksızlıkları hiç unutmadım. Asala Terörünün azdığı 1980’li yıllardı. Ermeni problemi yine gündemdeydi. BoÄŸazlamak kelimesini çaÄŸrıştıran, taşıdığı “yan” ekiyle Ermenice bir kelime izlenimi uyandıran “BoÄŸazlıyan” ilçemizin adının, Kaymakam Kemal Bey’e ithafen “Kemalkent” veya “Kemal Bey” olarak deÄŸiÅŸtirilmesi için, Yozgat Milletvekillerine, Siyasi Parti’lerin BoÄŸazlıyan ilçe baÅŸkanlarına, köÅŸe yazarlarına mektuplar yazdım. Yalnızca bir Siyasi Partinin ilçe baÅŸkanından, Avukat OÄŸuzhan Bey’den –maalesef soyadını hatırlamıyorum- duygu yüklü bir cevap alabildim. Bir de sayın Mim Kemal Öke konuyu sütunlarına taşıdı. Ama bu çabalarım bir iÅŸe yaramadı. “BoÄŸazlıyan” ismi deÄŸiÅŸmedi, deÄŸiÅŸtirilemedi.

Kemal Bey, Gümrük BaÅŸkâtibi olan Babası Arif Bey’in görev yaptığı Beyrut'da, 1885 yılında doÄŸmuÅŸtur. Antalya ve İzmir liselerinin ardından Mülkiye’yi pekiyi derece ile bitirmiÅŸti. Beyrut(1908) ve Cezayir elçiliklerinde görev yapmıştı. Toyran, Gebze, Karamürsel kaymakamlıklarında bulunan Mehmet Kemal Bey’in son görevi BoÄŸazlıyan kaymakamlığı ve Yozgat Mutasarrıf VekilliÄŸidir.

Birinci dünya savaşının baÅŸlamasına müteakip, İngilizler ve Ruslar Ermenileri Türk Devletine karşı ayaklanmaları için kışkırtılar. Ermeni çetelerini silahlandırdılar. Yer yer ermeni çeteleri Türk Köylerine baskınlar yaptılar. Ermenilerin bu faaliyetlerinin artması üzerine, Osmanlı Devleti 14 Mayıs 1915’te “Tehcir Kanunu”nu çıkarmıştır. Bu kanun;

”1- SavaÅŸ vaktinde ordu, kolordu ve tümen komutanları ve bunların vekilleri ile müstakil mevki komutanları ahali tarafından herhangi bir surette hükümet emirlerine ve memleketin savunmasına ve asayiÅŸin korunmasına dair iÅŸlere ve tertiplere karşı muhalefet ve silahla tecavüz ve direnme görülürse hemen askeri kuvvetle bastırılması ve tecavüz ve mukavemeti yok etmeye mezun ve mecburdur.

2- Ordu ve müstakil kolordu ve tümen komutanları askerlik icaplarından dolayı veya casusluk ve hıyanetlerini sezdikleri köyler ve kasabalar ahalisini tek tek veya toplu diÄŸer mahallere sevk ve iskan ettirebilirler.

3- Bu kanun çıktığı günden itibaren muteberdir. “

İfadelerini içeren üç maddeden ibarettir.

Bu kanuna raÄŸmen saldırılarını devam ettiren Ermeniler 2 Eylül 1915’te Yozgat’ın BoÄŸazlıyan ilçesine baÄŸlı köyleri ateÅŸe vermiÅŸler, duruma müdahale etmek üzere bölgeye jandarma kuvvetleri gönderilmiÅŸ ancak, Ermeniler Jandarmalara da ateÅŸ açmışlardır. Durum, zamanın İçiÅŸleri Bakanlığı’na bildirilmiÅŸ, Bakanlık da bir telgraf emri ile buradaki Ermenilerin 24 saat içinde bölgeden çıkarılarak Suriye istikametine sevk edilmelerini emretmiÅŸtir. Bu olayların meydana geldiÄŸi sırada BoÄŸazlıyan ilçesinin kaymakamı olan Kemal Bey, bu emri yerine getirmiÅŸtir.

İşte Kemal Bey’i idama götüren suç(!) kendisine verilen bu emrin gereÄŸini yerine getirmektir.

1918 Haziran ayı içerisinde, İngiliz uÅŸağı Türk(!) politikacılar, İngilizlerin ve Ermenilerin baskıları sonucu Kemal Bey’in görevine son verirler ve tutuklatırlar. Kemal Bey, Konya "İstinaf Mahkemesi"nde yargılanıp beraat etmesine raÄŸmen yeniden tutuklanır ve Divan-I Harp’te yargılanmak üzere İşgal altındaki İstanbul'a götürülür.
İşgal İstanbul’un üstüne kabus gibi çökmüÅŸtü, Kemâl Bey'i savunacak bir avukat bile bulmak zordu. Saadeddin Ferid adında bir avukat gönüllü olarak, Kemâl Bey'in savunmasını üzerine aldı.

Dîvân-ı Harb'in baÅŸkanlığını Hayret PaÅŸa yapıyordu.
Dîvân-ı Harb savcısı Sâmi Bey iddianamesinde:
" Yüzyıllardan beri Osmanlı saltanatında refah ve saadet içinde yaÅŸayan gayr-ı müslim unsurların sebeb oldukları olaylar, idarî hatalardan çok dış tesirlerden doÄŸmuÅŸtu. ………Ermeniler çok iyi hazırlanmış teÅŸkîlâtlarıyla Osmanlı vilâyetlerinin en önemli ve sınır bakımından en tehlikeli bölgelerinde birtakım mühim hareketlerde bulunmuÅŸlardı. Bunun üzerine SavaÅŸ Hükûmeti 1331 senesi Mayısında tehcire baÅŸvurmuÅŸ ve yanlış bir düÅŸünceyle bu iÅŸi çocuklara ve kadınlara kadar yaygınlaÅŸtırmıştı. İşte bu tedbirsizlik sebebiyle, bazı kimseler ÅŸahsî çıkarlarını düÅŸünerek bilinen faciaları meydana getirmiÅŸlerdi". Diyordu.

BoÄŸazlıyan Kaymakamı Kemal Bey’de, savcıya göre, suçlulardan biriydi ve en ağır cezaya çarptırılması lâzımdı.
Mahkeme sırasında, çoÄŸu Ermeni Komitacılarından oluÅŸan bir sürü yalancı ÅŸahit, Kemal Bey’in suçlarını (!) bir bir sayıp dökmeye baÅŸlamışlardı. Komitacılar, Istanbul’da buldukları küçük Ermeni çocuklarını bile mahkemeye getiriyor, ÅŸahit olarak dinletiyorlardı. Kemal Bey, görevini yapmış olmanın rahatlığı içerisinde bu iftiralara karşını kendisini uzun uzun savunmaya bile lüzum görmüyordu:
Saadeddin Ferid Bey'in savunmasından sonra söz alan Kemal Bey;
“- Düne kadar bir hâkimler heyeti hâlinde olan sizler, bu dakikada bir tarih mahkemesi sıfatını almış bulunuyorsunuz. Ermeniler tarafından öldürülen dindaÅŸlarının ve soydaÅŸlarının matemi Müslümanların yüreklerini sızlattığı ve her gün gelen kara haberlerin halkı tahrik etmekten geri kalmadığı malûmdur. Ermeniler ise Rus ordularının kâh önüne geçerek kâh arkasında kalarak, ekseriya memleketin asker kuvvetinden mahrum kalmasına güvenerek facialar meydana getirmekten çekinmiyorlardı. İddia edildiÄŸi gibi, Yozgat vilâyeti dâhilinden sevkedilen bazı Ermeni muhacir kafilelerine, Ermenilerin Müslümanlara reva gördükleri fecaate ÅŸahit olmuÅŸ bazı asker kaçaklarının tecavüzü ihtimal dâhilindedir. Ancak savaÅŸta yeniliÅŸimizin aleyhimizde meydana getirdiÄŸi hezeyanı durdurmak maksadıyla, iddia makamının da isteÄŸi üzere, kurbanlar verilmesi bir siyaset icabı sayılıyorsa, bu kurban ben olamam. Siz kurban seçmekle deÄŸil, ancak hak ve adaletle hüküm vermek vicdanî görevi taşıyan bir yüksek heyetsiniz. Mutlaka kurban aranıyorsa herhalde, bütün bu iÅŸlerin tertipçisi ve idarecisi olarak benim gibi küçük bir memur bulunacak deÄŸildir."

 

Bu savunmaya karşı, Mahkeme Reisi:

—Kemal Bey, emin olun, mahkeme, hükmünü hiçbir dış etkiye kapılmaksızın, sırf vicdani kanaatine göre verecektir.” Diyordu.
Halbuki Kemâl Bey'in mutlaka asılması için Fransız ve İngiliz iÅŸgâl kumandanlarının ve Ermeni PatriÄŸi Zaven'in ağır baskısı devâm etmekteydi. Bu baskılara dayanamayan Dîvân-ı Harb Reisi Hayret PaÅŸa, Sadrâzâm Damat Ferid PaÅŸa ile yaptığı ÅŸiddetli bir münâkaÅŸadan sonra istîfâsını veriyordu.
Yerine de "Nemrut" lâkabı ile maruf “Kürt Mustafa PaÅŸa” tayin olunuyordu.

Mahkeme, artık mahkeme olmaktan çıkmış, kendilerine verilen “Kemal Bey’i asın” emrini yerine getirmekle görevli bir uÅŸaklar heyetine dönüÅŸmüÅŸtü.
Kemal Bey, Nemrut Mustafa PaÅŸa’ya:
— Bir memur aldığı emre itaatle mükelleftir. Ben aldığım emrin gereÄŸini yerine getirdim. Sürgün olarak kasabadan çıkarılanlara en insanî harekette bulundum. Nitekim ÅŸimdi de hiçbir vicdan azabı duymuyorum.
Nemrut Mustafa, oturduğu yerden doğrularak Kemal Bey'e bağırıyordu:
— Kış kıyamette bu kadar insanı, çoluk çocuÄŸu ile daÄŸlara, yaylalara sürerken Allah'tan hiç korkmadın mı? Bir gün senden bunların sorulacağını düÅŸünmedin mi? Hem üstelik jandarmalara onları süngülenmesini de emretmiÅŸsin, ne dersin?
— Hayır, bunu asla kabul etmem. Ben kimsenin ölümü için emir vermiÅŸ bir adam deÄŸilim.
— On binlerce zavallıyı, kadın, çocuk demeden, bu Allah'ın kışında, soÄŸukta, daÄŸ baÅŸlarında yürütmek, sanki süngülemekten daha mı iyidir? Üstelik sen bir idare âmirisin, bunları senin himayene vermiÅŸlerdir.
Sonra sesini daha da yükselterek soruyordu:
— Memleketimiz dâhilinde yaÅŸayan vatandaÅŸları, birini diÄŸeri üzerine sevk ederek can ve mal tecavüzüne teÅŸvik etmenin cezası nedir, bilir misin?
— İdamdır PaÅŸam...
— Kendi hükmünü kendi aÄŸzınla verdin Kemal Bey, biz de senin için bu karara varmıştık.

 

Aslında idam kararı çok önceden hazırlanmıştı. Mahkeme sona erer ermez, hazır olan karar, tasdîk edilmek üzere Saray'a gönderildi. Ancak Dâhilîye Nâzırı Mehmet Ali Bey, ile Adliye MüsteÅŸarı ve İngiliz Muhipleri Cemiyeti’nin Reisi Sait Molla PâdiÅŸâhın bu husûsta tereddüt göstermesinden çekiniyorlardı.
 

Bu iki İngiliz UÅŸağı, kararın onaylanmasını temin için Damat Ferit PaÅŸa'yı alelacele Saray'a gönderdiler.
Sultan Vâhideddin, kararın tasdiki için Åžeyhülislâmdan fetva istedi. Åžeyhülislâm Mustafa Sabri Efendi, önce "Kemal Bey hakkında istenilen fetva deÄŸildir. 'Kazâya' aittir, benim ise kazâya yetkim yoktur" diyerek fetvâ vermekten kaçındı. PadiÅŸah ısrar edince; Bir Müslümanın, Müslüman olmayan birini öldürmesi hâlinde idama cevaz verildiÄŸi, ancak bu hükmün verilmesi için, öldürülenin yaralayıcı bir âletle yaralanması ve ölmesinin, bunun üzerine mirasçılarının "kısas" istemelerinin ÅŸart olduÄŸunu bildirdi. Fakat PadiÅŸahı tatmin için bir not eklemeyi de ihmal etmedi. Bu notta, Divân-ı Harb-i Örfî tarafından ölüme mahkûm edilen Kemâl Bey'in muhâkemesi hak ve adâlete uygun yapılmış olduÄŸu takdîrde, îdâm hükmünün muvâfık bulunduÄŸu, yazıyordu.
Bu fetva Saray'ı tatmin etti. İrade hazırlandı, imzalandı. İdam için gerekli tedbirler alındı, hazırlıklar yapıldı. Sehpa kuruldu.
Kemal Bey'in olup bitenden haberi yoktu. BekiraÄŸa BölüÄŸü'nde, tutuklu arkadaÅŸlarıyla oturmuÅŸ, konuÅŸuyordu. Birden dışarı çağırdılar ve hemen yakalayıp Bayazıt Meydanı'na çıkardılar.
Ermeni komitacıları, İstanbul’un çeÅŸitli semtlerinden pek çok serserî Ermeni'yi meydana toplamışlardı. İstanbul’un Müslüman halkı da için için kaynıyordu.
Meydanda olduÄŸu kadar, yollarda ve meydana bakan damlarda da mahÅŸerî bir kalabalık vardı. DaraÄŸacı, o zaman Harbiye Nezareti’nin giriÅŸi olan, daha sonraları uzun yıllar rektörlük makamı olarak kullanılacak küçük binanın önüne kurulmuÅŸ, etrafı jandarma ve polis kordonu altına alınmıştı. İngiliz ve Fransız askerî birlikleri de binanın önünde duruyorlardı.
Harbiye Nezareti kapısından çıkan bir müfreze süngülü askerin ortasında Kemâl Bey’in geldiÄŸini gören kalabalık bir anda sustu.
Kemal Bey, İdam mahkûmlarına mahsus beyaz gömleÄŸi giymiÅŸ, ağır ağır yürüyordu. Metindi. Kaderine teslim olmuÅŸ gibiydi.

 

Son sözü soruldu. O zaman, Kemal Bey, konuÅŸmaya baÅŸladı
— Ben bir Türk memuruyum. Aldığım emri yerine getirdim. Görevimi yaptığıma vicdânen emînim. Sizlere yemîn ederim ki ben mâsumum, son sözüm bugün de budur, yarın da budur. Yabancı devletlere yaranmak için beni asıyorlar. EÄŸer adalet buna diyorlarsa, kahrolsun böyle adalet.
Heyecandan boÄŸulan çaresiz halk bir ağızdan cevap veriyordu:
— Kahrolsun böyle adalet!
— Benim sevgili kardeÅŸlerim, çocuklarımı asil Türk milletine emanet ediyorum. Bu kahraman millet, elbette onlara bakacaktır. Allah vatan ve milletimize zeval vermesin, Âmin!
Halk hıçkıra hıçkıra aÄŸlıyordu. Meydan tam bir matem havasına bürünmüÅŸtü.
Manzarayı küçük köÅŸkün pencerelerinden seyreden İngiliz Muhipleri DerneÄŸi BaÅŸkanı Said Molla'nın cellâtlara emri, Kemal Bey’in sözlerin bastırıyordu:
— Söyletmeyin bu alçak herifi! Hemen asın bu köpeÄŸi! Ne duruyorsunuz, it oÄŸlu itler!..

 

Kemal Bey, bu mazlum Türk evlâdı, iskemlenin üzerinden kendini boÅŸluÄŸa bırakmadan birkaç kelime daha söylemek imkânı buluyordu:
— Borcum var, servetim yok! Üç çocuÄŸumu millet uÄŸruna yetim bırakıyorum. YaÅŸasın millet!

 

Kemal Bey'in cesedini, beyaz bir kâğıt gibi, sehpada sallanırken Ermeni komitacıları sevinç çığlıkları atıyor, Türkler aÄŸlıyordu.
Takvimler 10 Nisan 1919’u gösteriyordu.
Cenazeyi teslim alan Babası Arif Bey (Gümrük Müdürü) ile, eniÅŸtesi İhsan Barlas Bey (Anadolu Ajansı Mümessili), ÅŸehidi motorla Kadıköy'e geçirip naklederler... Cenaze namazı "KIZILTOPRAK CAMİİ'nde kılınır. Kadıköy'de muazzam bir merasim tertip edilir. Töreni Üsküdar Dergâhı Åžeyhi Münip Efendi yönetir.
Cenazeyi Tıbbiyeli öÄŸrenciler "TÜRKLERİN BÜYÜK ÅžEHİDİ KEMAL BEY" yazılı çelenkleriyle karşılar; Mülkiyelilerin ve Tıbbiyelilerin baÅŸları üzerinde "KuÅŸdili"ndeki "Mahmut Baba Mezarlığı"na taşınır. Millî ÅŸehidin tabutu Kadıköy İtfaiye Karakolu önünden geçerken bir manga asker, kendiliÄŸinden "Saygı duruÅŸu"nda bulunur.

 

Mezarı başında imam sorar:
'Merhumu nasıl bilirsiniz?'
Cemaat birden gürler:
'Büyük vatanperverdir, iyi biliriz, Allah rahmet eylesin!'

 

İngilizler, Kemal Bey'in cenaze törenini yakından ve dikkatle izlerler. Kadıköy'de E. La Fontain adlı bir İngiliz istihbarat yüzbaşısı görevlidir. 12 Nisan günü cenaze törenini ÅŸöyle rapor eder:
 

'Ermeni kırımı ile tanınan BoÄŸazlıyan ve Yozgat Mutasarrıfı Kemal Bey için, Kadıköy'de bugün saat 12'de büyük ve görkemli bir cenaze töreni yapıldı. Cenaze alayının önünde Tıbbiye öÄŸrencileri, polisler ve birçok molla bulunuyordu. Tabutun omuzlarda taşınması âdet olduÄŸu halde, törene daha büyük önem vermek amacıyla, bu kez tabut baÅŸlar hizasından daha yukarda, eller üzerinde taşındı. Birçok Jön Türk törende hazır bulundu. Çok sayıda fotoÄŸraf çekildi. Tören için 1000'den fazla davetiye dağıtıldı. İslâm dininde böyle bir ÅŸey ÅŸimdiye kadar duyulmuÅŸ deÄŸildi. Bütün bunların, üyelerinden birini kaybetmiÅŸ olan İttihat ve Terakki Komitesince kasten düzenlendiÄŸi apaçıktır. Hükümetin böyle bir törene izin vermekle gösterdiÄŸi güçsüzlük affedilemez...
İslâm törelerine tamamen aykırı olarak, üzerlerinde, 'Milletin masum kurbanına' yazılı çelenkler vardı.
Böyle bir gösteri yapılacağı Emniyet makamlarınca bilindiÄŸi halde, bunu önlemek için hiçbir ÅŸey yapılmadığı bildiriliyor. 'Törenin, bugünkü Hükümete karşı düÅŸmanca bir gösteri olduÄŸu açıktır'

H.A.D Hoyland adlı bir baÅŸka İngiliz istihbarat subayı, Kemal Bey'in 'Masum İslâm Åžehidi' olarak adlandırıldığını belirterek raporu üst makamlara sunar. İki gün sonra Yüzbaşı La Fontain, törenle ilgili olarak tamamlayıcı bir rapor daha kaleme alır ve ÅŸunları bildirir:
'Cenaze törenini, Kadıköy, Mecidiye, Üsküdar, Dergâh Åžeyhi Münip Efendi yönetti. Münip Efendi, törene katılmaları için mollalara emir vermiÅŸtir. Törende, Tıbbiye öÄŸrencilerinden baÅŸka, çok sayıda subay ve er de bulundu. Elinde bir buket çiçek tutan tıbbiye öÄŸrencilerinden biri, mezarın başında bir konuÅŸma yapmıştır. 

'Dinle ey millet!
Dinleyin ey Müslümanlar!
Burada topraÄŸa verdiÄŸimiz insan, Kahraman Kemal Bey'dir.
İngiliz'i Odesa'dan attılar; haydin biz de İstanbul'dan kovalım. Ne bekliyoruz? İngiliz'i atmak borcumuzdur. Felâketimizi hazırlayan İngilizi yok etmek zorundayız. Allah'ın yardımıyla yakında İngilizin kafasını ezeceÄŸiz.'
Bu öÄŸrenciden sonra, bir baÅŸkası da aynı sertlikte bir konuÅŸma yapmıştır. Her iki konuÅŸmanın tonu, açıkça ayaklanmaya kışkırtmak için hesaplanmıştır...
Bir muhbir, Fındıklı'da, bir cami ile Türk askerlerinin yemek yedikleri bir kulüp bulunduÄŸunu, 10 nisan günü saat 5'te askerlerin, yemekhaneden Meclis binasına cephane sandıkları taşıdıklarını haber verdi. Taşıma iki saat sürmüÅŸ. bu binada, baÅŸka silahlar ve bombalar da bulunuyormuÅŸ...'
Bu raporlar karşısında İngiliz makamları irkilirler. Amiral Calthorpe, İttihat ve Terakki'nin Türkiye'de hâlâ geniÅŸ nüfuzlu olduÄŸunu, bu nedenle Kemal Bey'in, 'Haklı bir davanın ilk ÅŸehidi' ilân edildiÄŸini, bu idamın İtilaf Devletlerine verilmiÅŸ bir ödün olarak görüldüÄŸünü bildirir. Sadrazamın, cenaze töreninden dehÅŸete kapıldığını söyler. Bir baÅŸka raporunda, 'cenaze törenine katılanların, Müslüman halkın büyük çoÄŸunluÄŸunun duygularına tercüman oldukları kuÅŸkusuzdur' der ve kaygılarını belirtir.

O karanlık günlerde BekiraÄŸa BölüÄŸü'nde tutuklu bulunan Ali Fethi Okyar hatıralarında: "Kemal Beye yükletilen suç, bugün hâlâ iftira ve yalan mirasını ödemekte olduÄŸumuz Ermeni sürgünleri ve öldürülmeleridir. DüÅŸmanlarımız, bu arada Hariciye Nazırlığı'na kadar yükselmiÅŸ Gabriyel Nuradungyan'ın bile bu iftira kervanına katılmasını, iddiaların doÄŸruluÄŸuna misal olarak göstermiÅŸlerdir. Bir bakıma, ülkenin dışiÅŸlerini eline teslimine lâyık görülen bir kiÅŸinin, böylesine nimetini ve lütfunu gördüÄŸü vatanına ihaneti nasıl kabul edebileceÄŸi hatıra gelebilir. Ferit PaÅŸa hükümetinin ve bu kabinenin tuttuÄŸu felâket yolunu tasdik eden PadiÅŸahın tarih önündeki mesuliyetini aradan geçen zaman unutturmayacaktır. ÇÜNKÜ KEMAL BEYİN SUÇLU GÖRÜLEREK İDAMI İLE, KENDİ ÖZ DEVLETİMİZ, BU CİNAYET İDDİALARININ DOÄžRULUÄžUNU KABUL VE TASDİK ETMİŞ OLMAKTAYDI". demektedir.

 

Kemal Bey, vasiyetnamesine ÅŸunları yazmıştı: “Merhum sevgili oÄŸlum Adnan'ın metfun bulunduÄŸu Kadıköy KuÅŸdili çayırındaki kabristanda yavrumun yanında gömülmemi diliyorum. …………………………..Kabir taşım, hamîyetli Türk ve Müslüman kardeÅŸlerim tarafından dikilmeli ve üstüne, ÅŸöyle yazılmalıdır: "Millet ve memleket uÄŸrunda ÅŸehit olan BoÄŸazlıyan Kaymakamı Kemal'in rûhuna fatiha". PeriÅŸan zevcem Hatîce'ye, yavrularım Müzehher ve MüÅŸerref'e muavenet edilmesini, yavrularımın tahsil ve terbiyesine ihtimâm buyurulmasını vatandaÅŸlarımdan beklerim. Babam, Karamürsel âÅŸâr memur-ı sâbıkı Ârif Bey de âcizdir. KardeÅŸim Münir de kimsesizdir. Bunlara da muâvenet olunursa memnûn olurum. Türk milleti ebedîyen yaÅŸayacak, Müslümanlık aslâ zevâl bulmayacaktır. Allah millet ve memlekete zevâl vermesin. Fertler ölür, millet yaÅŸar. İnÅŸâllah Türk milleti ebediyete kadar yaÅŸayacaktır. 30 Mart 1335 BoÄŸazlıyan Kaymakam-ı Sâbıkı Kemâl."
 

Kemâl Bey’i Türk Milleti unutmadı. BaÅŸka bir Kemal’in yönetiminde toplanan Türkiye Büyük Millet Meclisi, 14 Ekim 1922'de çıkardığı özel bir kanunla, kendisini "Millî Åžehit" olarak kabul etti. Ayrıca Bakanlar Kurulu’nun 2.2.1927 gün 4710 Sayılı Kararıyla Ermeniler tarafından terkedilmiÅŸ olup Vakıflar İdaresi'ne devredilmiÅŸ bulunan 1 apartmanla 1 evin BoÄŸazlıyan Kaymakamı Kemal Bey'in varislerine tahsis ve temliki kararlaÅŸtırıldı.
Allah Rahmet Eylesin. Mekanı cennet olsun..
Ülkesine hizmet eden hiçbir insan benzer akıbete uÄŸramasın…

 

Sonsöz:Türk Milleti her zaman “Kemal Bey”ler çıkaracaktır. Gönül ister ki; aramızdan Nemrut Mustafa’lar, Sait Molla’lar, Damat Ferit’ler çıkmasın…Ama ne mümkün.. Bazılarımız abarttığını düÅŸünse de, “Türkiye’nin bir hain kontenjanı var, bu nüfusun yüzde 10’udur” diyen Attila İlhan doÄŸru söylüyor.

http://www.fazlikoksal.com/2009/01/sank-krssndeki-kahramanlar-1-boazliyan.html
•Ergun Hiçyılmaz, Hayat Sayfaları, 03 Haziran 2001 tarihli Sabah Gazetesi
•Necdet Bilgi, Ermeni Tehciri ve BoÄŸazlayan Kaymakamı Kemal Bey ’in Yargılanması,(Ankara:1999).
•Tekin Eral,‘Milli Åžehit BoÄŸazlıyan Kaymakamı Kemal Bey Türk Dünyası Tarih Dergisi,,Sayı 17,1988,
•Åžükrü Karaca, Milli Åžehidimiz, Orkun Dergisi Sayı -50 Nisan 2002
•A. Alper Gazigiray, Ermeni Terörünün Kaynakları.
•Ali Ali Fuat Türkgeldi, Görüp İşittiklerim.
•Ali Fethi Okyar, Üç Devirde Bir Adam. (Hz. Cemal Kutay),
•Altan Deliorman, Türklere Karşı Ermeni Komitecileri.
•Bilâl N. ÅžimÅŸir, Malta Sürgünleri.
•www.tonyukuk.net
•Orkun Dergisi Nisan-1999

Bu Makale 4281 defa okunmuþtur.
POSTA TEŞKİLATI 1852’DE ÖZE
YÖNETMEK
REKLAM KAVGASI
OKYANUSYA
İHANETİ GÖRDÜM
OSMANLI´DA İLK GREV TELGRAFHAN
ÖZGECAN’LAR ÖLMESİN… MÜ
ÅžEHİRLERARASINDAKİ İLK İŞÃ
AKLIMIZ KUYUYA MI DÜŞTÜ?
POSTA MEMURLUÄžUNDAN SADRAZAMLIÄ
DESTANIN ADI ÇANAKKALE
Hacked By VyOfValor & DoÄŸu589
İLK TÜRKÇE TELGRAFIN 156. YIL
MAHKEME KAPILARINDA
ÖZELLEÅžTİRMELERDEN SONRA CARÄ
YASALAR-ARAÅžTIRMACILAR.
ZAMANA YENİLMEK
MANASTIRLI HAMDİ’Yİ UNUT
CRM İLE HİZMET KALİTESİNİ A
TELEPATİ’YE EMPATİ
MAKALELERİN TAMAMINI GÖRÜNTÜLE
 
  Copyright © 2006-2011 Telekomcular Dernegi
Web sitesinde yer alan yazi,resim ve materyaller izinsiz kullanilamaz,kopyalanamaz!