TÜRKİYE; YABANCILAR İÇİN FIRSATLAR ÜLKESİ / Tarih: 2012-07-07

Prof. Dr. Cihan DURA

“Türkiye müthiÅŸ fırsatlar ülkesi… yeni yatırımlar için inceleme yapıyoruz.”

Donald Trump (Amerikan The Trump Organization Başkanı)

Birçok Çevre ülkesi gibi Türkiye de umudunu hemen tamamıyla yabancı sermaye giriÅŸine baÄŸlamış durumda. 1980’lerden önce böyle deÄŸildi, Türkiye kendi öz kaynaklarına, iç tasarruflarına öncelik tanıyarak kalkınmaya çalışıyordu. 1980’den sonra durum deÄŸiÅŸti: Türkiye geliÅŸmesini, neo-liberal politikalardan, yabancı sermaye giriÅŸinden bekliyor. Tabiî bu tercih yabancı sermayenin “olumlu etkileri”ne dayandırılıyor, oysa en az onlar kadar olumsuz etkileri de var yabancı sermayenin. Bu sebeple rasyonel bir kalkınma politikası esas itibariyle iç tasarruflara dayanmalı, yabancı sermaye ise bir destek olarak makul ölçüde ve seçmeli olarak kullanılmalıdır.

Yabancı sermayenin olumsuz etkileri ülkeye aşırı ve plansız sermaye giriÅŸi ile çok tahripkâr bir nitelik kazanır. Bu etkilerden baÅŸlıcaları ÅŸunlardır: Ülke bağımsızlığının aşınması, düalizm, dış bağımlılık, haksız rekabet, dış dengesizlik, teknolojik bağımlılık, kalkınmanın engellenmesi. Her ülkede olduÄŸu gibi Türkiye’ye de yabancı sermaye girdikçe, bu etkiler kaçınılmaz olarak ortaya çıkmakta, tahribatlarını da yapmaktadır. Ben bunlardan iki etkiye dair yeni gözlem verileri ve bazı yorumlar sunacağım: “Bağımsızlığın aşınması” ve “dış dengesizlik”.

I) BAÄžIMSIZLIÄžIN AÅžINMASI

Türkiye gibi sanayileÅŸmesi engellenmiÅŸ ülkelere plansız ve ölçüsüz olarak giren yabancı sermaye; yerli iÅŸletmeler üzerinde denetim kurarak, üretim sektörlerine el koyarak ulusal ekonomiyi ele geçirir. Böyle bir durum ülkenin ekonomik ve siyasal bağımsızlığının aşınması, giderek yok olması demektir. Bu takdirde ülke bağımsız ekonomi politikaları izleyemeyeceÄŸi gibi, siyasal kurumlar da yabancıların kontrolü altına geçecektir. Yabancı sermayenin özellikle kimya, demir-çelik, petrol, enerji, ulaÅŸtırma, iletiÅŸim gibi kilit sanayilerde yatırım yapması halinde, tehlikenin boyutları çok daha geniÅŸ olacaktır. Ne yazık ki özellikle AKP iktidarı ile birlikte, 2003’den bu yana Türkiye’nin başına gelen budur.

A) AÅŸağıda sunacağım gözlemler ulaÅŸtırma, basın, enerji, kimya gibi kilit sanayilerle ilgilidir.

1) UlaÅŸtırmadan vereceÄŸim örnek TAV Havalimanları Holding’in hisselerinin el deÄŸiÅŸtirmesidir. Bu ÅŸirketin yüzde 38’i Mart 2012’de bir Fransız ÅŸirketi olan “Aéroports de Paris Management”a satıldı. TAV’ın ortaklarından Tepe İnÅŸaat ve Akfen’in yüzde 18’erlik hisseleri 414’er milyon dolar, diÄŸer ortak Sera Yapı’nın TAV hissesinin yüzde 2’si de 46 milyon dolar karşılığında Fransızların oldu. Böylece toplam yüzde 38’lik hissenin temsil ettiÄŸi bir üretim kapasitesi, 874 milyon dolar karşılığında Fransa’nın millî servetine katıldı. TAV Havalimanları Holding Atatürk Havalimanı ile birlikte dünya çapında 10 havalimanı iÅŸletiyor.

2) Basınla ilgili örneÄŸimiz Rupert Murdoch’la “Atv-Sabah” pazarlığı…

Dünyaca ünlü medya baronu Murdoch[1] Mart 2012 baÅŸlarında BaÅŸbakan ErdoÄŸan’ın özel konuÄŸu oldu. BuluÅŸmanın gündemi Sabah ile ATV’nin Murdoch’a satışı idi. ErdoÄŸan’ın ve Çalık ailesinin Sabah ile ATV’yi satmak istedikleri bilindiÄŸi için, buluÅŸma “açık bir pazarlık” olarak görülüyordu. Türkiye’nin BaÅŸbakan’ı nasıl olur da böyle bir satış için yabancı bir iÅŸadamı ile bir araya gelebilirdi? Bazılarını düÅŸündüren bu soruyu bir tarafa bırakarak ve damadının söz konusu ÅŸirkette genel müdür olduÄŸunu kaydederek, satışın gerçekleÅŸmesi[2] halinde ekonomik ve siyasal bağımsızlık sorununun bir parça daha ağırlaÅŸacağını belirtmekle yetinelim biz. Çünkü dünyada her ÅŸey küçük adımlarla baÅŸladığı gibi, küçük adımlarla ilerler.

3) Enerjide Alman kontrolü arttı. Åžöyle ki Akfen Holding baÄŸlı ortaklıklarından Akfen Hes Yatırımları ve Enerji Üretim (HES 1) bünyesinde bulunan İdeal Enerji Üretim, Çamlıca Elektrik Üretim ve Beyobası Enerji Üretim hisselerinin tamamı, 354 milyon Avro’ya Alman ÅŸirketi Aquila HydropowerInvest’e satıldı.

4) Son ilaç ÅŸirketimiz Amerikalılara satılınca, ilaç sanayinde Türk firması kalmadı: Türk ilaç devi Mustafa Nevzat İlaç‘ın yüzde 95.6’lık hissesi 670 milyon dolara ABD’li ilaç ÅŸirketi Amgen’e satıldı. Böylece bir tesis daha Türk millî servetinden çıkarak, Amerikan millî servetine katılmış oldu. 1923 yılında kurulan Mustafa Nevzat İlaç, 90 yıldır Türkiye’nin hastane ve ilaç sektörünün lider ÅŸirketlerindendi. Mustafa Nevzat’ın Genel Müdürü ve CEO’su Levent SelamoÄŸlu, “Åžirketimizin Amgen ile güç birliÄŸine gitmesi, Türk ilaç sektöründe yenilikçilik alanında lider bir ÅŸirket ortaya çıkaracak" demiÅŸ. Ellerinde kalan paya bakınca, insan “bu nasıl bir güç birliÄŸi” demekten kendini alamıyor.

2009 yılında da Eczacıbaşı’nın yüzde 75’i, 460 milyon Avro’ya Fransız Sanofi - Aventis’in Çek Cumhuriyeti’ndeki ayağı olan Zentiva’ya satılmıştı. Zentiva, daha sonra kalan yüzde 25’lik hisseyi de satın aldı. Mustafa Nevzat İlaç’ın da dünyanın 15. büyük ilaç firmasına satılmasıyla Türkiye’de yerli ilaç firması kalmadı.

5) Petrokimyasal ara ve nihai ürünler üretip satan PETKİM’in de %10.32 hissesi, blok satışla 168,5 milyon dolar karşılığında SOCAR’a geçti. Böylece Azerî SOCAR’ın PETKİM’deki payı %61.35’e yükselirken, devlet PETKİM’den çıkmış oldu. PETKİM 2005’te halka açılmıştı. Åžirketin yüzde 51’i de blok satış yöntemiyle özelleÅŸtirilmiÅŸ ve ÅŸirket, 2 milyar dolar karşılığında Socar-Turcas-Injaz’a satılmıştı. Tesisin pazar payı yüzde 26 civarında…

B) Netice olarak AKP iktidarı ile birlikte sanayiimiz hızla yabancı kontrolüne geçmeye baÅŸladı. Üstat iktisatçılarımızdan Prof. Dr. Esfender Korkmaz bu uÄŸursuz süreci bir yazısında[3] özetle ÅŸöyle dile getiriyor: Kârlı iÅŸletmeler ve bankalar yabancıya satılıyor. Yabancının yeniden ve sıfırdan yatırım yapmak için sermaye getirmesine kimse karşı deÄŸildir. Ancak sıfırdan yatırım yapmayıp, kârlı iÅŸletmeleri ve bankaları satın almak için gelen spekülatif sermaye bütün ekonomiyi kontrol altına almıştır.

Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) “Yabancı Kontrollü GiriÅŸim İstatistikleri”ne göre 2007 yılında yüzde 14.3 olan yabancı kontrol oranı 2009’da yüzde 15.4’e ulaÅŸtı. Yabancı kontrollü giriÅŸim, ‘yurt içinde faaliyet gösteren ancak doÄŸrudan veya dolaylı olarak yurt dışında yerleÅŸik bir birim tarafından kontrol edilen giriÅŸim’dir. Ne yazık ki TÜİK verilerine göre 2009 yılında Türkiye’nin millî sanayii olan imalat sanayiinin yüzde 56.4’ü yabancı kontrolüne girmiÅŸ bulunuyordu. Bugün bu oran yüzde 60’ı geçmiÅŸtir.

Bazı alt sektörlerde yabancı kontrol oranları ÅŸöyledir: Tütün Mamülleri Üretimi: %90, İmalat Sanayii: %56, Eczacılık Ürünleri: %51, Telekominikasyon: %46, Elektronik: %45, Toptan Ticaret: %31, Kültürel Faaliyetler: %29, Hampetrol ve Gaz Çıkarılması: %22. Bu rakamlar gösteriyor ki, Türkiye’nin kimi stratejik sektörleri önemli ölçüde yabancı kontrolüne girmiÅŸtir. Hele hele kültürel faaliyetlerin yüzde 28.6 oranında yabancı kontrolüne girmesi üzerinde çok düÅŸünmeliyiz.

II) DIŞ DENGESİZLİK

Yabancı sermayenin ikinci olumsuz etkisi dış dengesizliği artırmasıdır.

Yabancı ÅŸirketler çoÄŸunlukla ihracat yapmaz. Üretim girdilerini de yurt dışından, ana merkezden ithal ederler. Ayrıca her yıl ana ülkeye kâr transferleri yaparlar. Bu olgular ev sahibi ülkenin ödemeler bilançosunu olumsuz etkiler, dış açığını artırır. Bu sorunu Türkiye de yaÅŸamaktadır. AÅŸağıda kanıtlarını veriyorum.

Dünya gazetesinin (Naki Bakır), Merkez Bankası ödemeler dengesi verilerini kullanarak yaptığı bir hesaplamaya göre son 10 yılda, Türkiye’den yurt dışına yapılan kaynak transferi[4], 138 milyar dolara ulaÅŸmış bulunuyordu. Bu toplam çıkışın içinde en hızlı artan akım, doÄŸrudan yatırımların kâr transferleri oldu: On yılda 6.5 kat büyüyen yıllık tutar, portföy yatırımlarınkine yaklaÅŸtı. Yurt dışına yapılan transfer, 18,3 milyar dolardır. Yurt dışı yerleÅŸiklerin Türkiye’deki doÄŸrudan yatırımlarından geçen yıl yaptıkları kâr transferi 3 milyar dolarla tarihî bir rekor kırdı. Kâr transferi 2002 yılında sadece 401 milyon dolardı.

Bir ülkeden yurt dışına kâr transferi o ülke ekonomisinin gelir kaybetmesi anlamına gelir. Tüketim, tasarruf, yatırım, üretim, istihdam kaybı demektir. Buna karşılık aynı etkiler, olumlu bir ÅŸekilde yabancı ülkelerde meydana gelir. Böylece ev sahibi ülke; kendi ekonomisi yerine, yabancı ülkelerin istihdamına, büyümesine, refahına katkıda bulunmuÅŸ olur.

SONUÇ

Trump Towers markasının Avrupa’daki ilk alışveriÅŸ merkezi olan “Trump Towers Mall”ın açılışı için Türkiye’ye gelen, Aydın DoÄŸan ailesiyle Trump Towers’ın inÅŸası sırasında çok iyi bir ortaklık ve dostluk geliÅŸtiren, DoÄŸan Grubu’yla birlikte yeni iÅŸbirlikleri peÅŸine düÅŸen The Trump Organization BaÅŸkanı Donald Trump ÅŸöyle demiÅŸ: “Türkiye müthiÅŸ fırsatlar ülkesi…” Acaba neden?

Yukarıda yabancı sermayenin iki olumsuz etkisiyle ilgili gözlem verileri sundum: Evet, yabancı sermaye girerken Türkiye’ye döviz kazandırıyor, ancak bu bir defalık oluyor, ondan sonra sürekli döviz kaybına sebep oluyor, tıpkı bir vücudun sürekli kan kaybetmesi gibi... İkinci olarak yabancı sermaye ulusal ekonominin yabancı güçlerin eline geçmesinin önünü açıyor, yolunu döÅŸüyor. Bugün Türkiye bu süreci yaşıyor. EÄŸer böyle devam ederse, önümüzdeki 20-30 yıl içinde ülkemiz ulus ötesi dev ÅŸirketlerin söz sahibi olduÄŸu, hatta yönettiÄŸi bir ülke haline gelebilecektir, o da –acıyla söylüyorum- tek parça olarak kalabilirse…

Ancak durum yabancı sermaye sahibi için farklı… Türkiye için kayıp olan, onlar için kazanç oluyor: Åžirket olarak dünyada nüfuz alanlarını geniÅŸletiyorlar, servetlerini büyüten yeni gelir akımları oluÅŸturuyorlar. Bunun içindir ki Türkiye The Trump Organization ve benzeri küresel Amerikan ÅŸirketleri için, yani yabancı sermaye için “müthiÅŸ fırsatlar ülkesi” oluyor!

--------------------------------------------------------------------------------

[1] R. Murdock dünyanın en zenginleri listesinde (2007) 9 milyar dolarlık servetiyle 73. sırada bulunmaktadır.

[2] Son haberlere göre Murdock talebini geri çekmiÅŸtir. Pazarlık baÅŸka bir yabancı ÅŸirketle devam etmektedir.

[3] Esfender Korkmaz, “Sanayimiz Yüzde 60 Yabancı Kontrolünde”, YeniçaÄŸ,12.6.2012.

[4] Toplam kaynak transferi ÅŸu akımların toplamından oluÅŸuyor: -Dış borçlara ödenen faizler, -yabancıların Türkiye’deki doÄŸrudan yatırımlarından kaynaklanan kâr transferleri, -sıcak para fonlarının aktardığı rantlar.

 

Bu Makale 3156 defa okunmuþtur.
POSTA TEŞKİLATI 1852’DE ÖZE
YÖNETMEK
REKLAM KAVGASI
OKYANUSYA
İHANETİ GÖRDÜM
OSMANLI´DA İLK GREV TELGRAFHAN
ÖZGECAN’LAR ÖLMESİN… MÜ
ÅžEHİRLERARASINDAKİ İLK İŞÃ
AKLIMIZ KUYUYA MI DÜŞTÜ?
POSTA MEMURLUÄžUNDAN SADRAZAMLIÄ
DESTANIN ADI ÇANAKKALE
Hacked By VyOfValor & DoÄŸu589
İLK TÜRKÇE TELGRAFIN 156. YIL
MAHKEME KAPILARINDA
ÖZELLEÅžTİRMELERDEN SONRA CARÄ
YASALAR-ARAÅžTIRMACILAR.
ZAMANA YENİLMEK
MANASTIRLI HAMDİ’Yİ UNUT
CRM İLE HİZMET KALİTESİNİ A
TELEPATİ’YE EMPATİ
MAKALELERİN TAMAMINI GÖRÜNTÜLE
 
  Copyright © 2006-2011 Telekomcular Dernegi
Web sitesinde yer alan yazi,resim ve materyaller izinsiz kullanilamaz,kopyalanamaz!